|
|
SEMİNER KONUŞMALARI
“BASIN FOTOĞRAFÇILIĞI”
Değerli Konuklar, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Sizlere, haber fotoğrafçılığının üretim ve seçim kriterleri üzerine bilgi vermeye çalışacağım. Halen Fotoğraf Haberleri Müdürlüğü görevini sürdürdüğüm Anadolu Ajansı’nda, her gün 400’ün üzerinde fotoğrafı “genel” abonelerimize ulaştırıyoruz. Fotoğraf üretimi ve iletiminin hayli kolaylaştığı günümüzde, editör masalarımıza yurttan ve dünyadan gelen günlük fotoğraf sayısı ise binin üzerinde. Peki neden gelen tüm fotoğrafları abonelere iletmiyoruz? Hangi özellikleri fotoğrafı “haber fotoğrafı”na dönüştürüyor? Biz editörler fotoğraf seçerken hangi kriterleri esas alıyoruz? Haber fotoğrafı üretecek kişi, öncelikle neyin, ne derecede önemli ‘haber’i içerdiğini kavraması gerekir. Her fotoğraf iyi - kötü bir bilgi içerir. Önemli olan ilgi çekici bilgiyi içeren fotoğraflar üretebilmektir. Dilerseniz bazı ipuçları ile konuyu netleştirelim... Öncelikle haber fotoğrafının içerdiği bilginin etkileyici olması gerekir. Bir olayın ya da düşüncenin kaç kişiyi ve ne ölçüde etkilediği onun haber olarak önemini belirler. Çok sayıda insanı ilgilendiren bilgi önemli bilgidir. Konuya ilişkin aklıma ilk gelen fotoğraf; Lübnan’daki bombardımanda ölenler arasında yer alan mavi emzikli bir bebeğin fotoğrafı. Bu fotoğraf dünyada birçok gazete, dergi ve internet sitesinde yer aldı. O fotoğrafta, bombalamayla ilgili bilginin yanı sıra, insanları duygusal yönden etkileyen ciddi unsurlar vardı. İkinci önemli ipucu “yakınlık”tır. Okuyucuların ilgisini özellikle yaşadığı bölgede olan olaylar çeker. Hatay’da açılan bir yüzme havuzunun durağan bir fotoğrafı sadece Hataylıları, biraz da yüzme sporu ile ilgili olan küçük bir kesimi ilgilendirir. Yerel muhabir arkadaşlarımız, fotoğraflarını daha geniş okur kesimlerinin ilgisine sunabilmek için konuları ile ilgili daha estetik açılar içeren fotoğraflar üretmelidir. Diğer önemli bir konuya gelince. Haber çok çabuk bayatlıyor. Flaş haber, bildiğiniz gibi haberin en sıcak anında sunulmasıdır. Fazla ayrıntıya gerek yoktur. Tek cümle yeterlidir. Günümüzde flaş haber kavramına ek olarak “flaş fotoğraf” diye bir kavram da oluştu. Eskiden fotoğrafı çabuk iletmek teknik olarak mümkün değildi. Günümüzde ise internet ve dijital fotoğraf teknolojisinin geldiği noktada bu iş kolaylaştı. Kablosuz bağlantılar, cep ve uydu telefonları ile data gönderimi birkaç dakikadan kısa sürede mümkün artık. Bir olaya ilişkin ilk fotoğrafı vermek hem fotoğrafı çeken muhabir açısından hem de kurumu açısından oldukça prestij sağlıyor. Örneğin, İstanbul’da HSBC Bankasına yapılan bombalı saldırının ardından patlamanın gürültüsünü duyan arkadaşımız, Cağaloğlu’nda bulunan AA'nın İstanbul Bölge Müdürlüğü’nün çatısına çıkıp ilk fotoğrafları çekti. Fotoğrafta ne banka doğru düzgün görünüyordu ne de önündeki felaketin boyutları… Sadece o bölge ve üzerinden yükselen duman vardı fotoğrafta. Ama ilk fotoğrafı hemen çekip, alt katımızdaki sistemden dünyaya sunduğumuzda, fotoğraf iki saate yakın bir süre zarfında aralarında CNN International’ın da bulunduğu birçok haber sitesinin ana sayfasında saatlerce kendisine yer buldu. Haberin daha geniş kitlelerin ilgisini çekebilmesi için “şöhret” unsurundan da yararlanılabilir. Tanınmış kişilerin ya da kurumların karıştığı olaylar önemli olmasa bile ilgi çekici olabilirler. Şöhretleri ön planda tutan yayın organlarının satışları daha fazla oluyor. Geçenlerde bir fotoğraf vardı gazetelerde. Real Madrid’in şampiyonluk maçını tribünlerden izleyenler arasında ünlü aktör Tom Cruise da yer almış. Gittiğiniz ortamlarda şöhretleri gözleyin, arayın ön sıralara, arka sıralara göz atın. Bir futbol maçı olabilir, bir konser, bir toplantı… Şöhretten kastım sadece kişiler değil, bilinen bir yapı ya da eserin başına bir şeyin gelmesi ile ilgili fotoğraflar da kamuoyunun geniş kesiminin ilgisine hitap eder. Bir diğer önemli unsur “sıradışı olaylar”dır. Sıradışılıklar haber yaratır. Sıradışı olaylar ve bunların görüntüleri okurun ilgisini çeker. Bir insanı köpeği ısırırken fotoğrafladığınızı bir düşünün! Unutmayın; haber, yaşamın normal akışının kesintiye uğradığı anda ortaya çıkar. ‘Taksideki dana” dersem birçoğunuzun hatırlayacağı meşhur bir fotoğrafımız var. Bir vatandaş, arabasının arka koltuklarını çıkarmış veterinere götürdüğü danasını oraya bindirmişti. Fotoğraf, otomobilin arka camından bakan danayı gösteriyordu. Bu fotoğrafı örnek vermemin diğer bir nedeni daha var. O da “haberin devamlılığı”. Basit bir ifade ile ilgi çeken bir haberin sonraki günlerde devamının getirilmesi, akıbeti hakkında bilgi verilmesi anlamına gelir bu kavram. Taksideki dana, fotoğrafın da devamlılığının olduğuna iyi bir örnektir. Fotoğrafı çeken arkadaşımız bu sıra dışı durumu diğer günlerde de izledi. Ertesi günü dananın sahibiyle konuştu, danayı taşıyan araba satılırken ayrı bir haber yaptı, dana pazara çıkartıldığında ayrı bir haber daha. En son fotoğraf, dananın sucuk olduğu haberine ilişkindi! Çünkü bir şöhreti devam ettiriyoruz. Çevrenize dikkatli bakın. Çok enteresan şeylerle karşılaşabiliyosunuz ülkede. Türkiye fotoğraf anlamında bir cennet. Bu ülkede sonradan pişman olmamak için, fotoğraf makinenizi sürekli yanında taşımanız gerek. Her an, her şey olabiliyor. Ülkemizi keyifli yapan da bu bence. Okurun ilgisini fotoğrafa yönelten etkenlerden biri de çatışmalardır. Bunun nedeni, yaşamın normal akışında beklenmeyen olaylar olmasıdır. Savaş, toplumsal olaylar, işlenmiş suçlar, politika vb. Ne yazık ki, “kötü olaylar iyi haberdir”… Çatışma fotoğrafları, sadece kavga, dövüş anlarında çekilmez. Farklı yaşam görüşüne sahip kişilerin aynı karede fotoğraflanması da çatışma fotoğraflarıdır. Akılda kalıcı fotoğraflar, “duygu” unsurunu barındıran fotoğraflardır. Geçtiğimiz günlerde bir şehit cenazesinde, babasının fotoğrafı niye insanların yakasına asılmış diye meraklı gözlerle anlamaya çalışan küçük bir kız çocuğunun fotoğrafı yansımıştı gazetelere. Fotoğraf, yaşattığı duygusal yoğunluk nedeniyle uzun süre hafızalarımızdan silinmeyecektir sanırım. Biz foto muhabirleri en acı olayları fotoğraflarız kimi zaman. “Çekerken zorlanmıyor musunuz?” sorusu yöneltilir bize. Zorlanmaz olur muyuz, tabii ki bizi de derinden etkiler yaşadıklarımız. Kamuoyu için oradayızdır ve olayı yansıtacak fotoğrafları soğukkanlılıkla çekmemiz gerekiyor. Ünlü bir foto muhabirinin bir cümlesi vardır bununla ilgili, “yaşlı gözlerle netlik yapamazsınız” diye… Duygusal etki bırakan fotoğraflar çekmenizin sizin o olaya nasıl baktığınızı zaten gösterdiğini düşünüyorum. Şimdi gelelim bu fotoğrafların nasıl çekildiğine, çekilmesi gerektiğine… Bir haberi fotoğraflarken genel anlamda üç şeye dikkat edeceğiz: İçeriğe, tekniğe ve estetiğe… Bu üç ana başlık ve birazdan anlatmaya çalışacağım alt unsurları, başarılı bir haber fotoğrafı üretmek için titizlikle dikkat edilmesi gereken yol haritasıdır. İçerikten kastımız öncelikle “habere uygun fotoğraf” üretmektir. Habere uygun fotoğraf üretmek için en önemli yardımcınız, olayı kavramak, haberi anlamaktır. Bildiğiniz gibi fotoğraf, kanıt sunmadaki etkili gücü nedeniyle basında kullanılmaya başlandı. Doğru görsel kanıtları kamuoyuna sunabilmemiz için “haber”e hakim olmamız gerekiyor. Yerel basının siz değerli temsilcilerinin işi daha kolay bir anlamda. Çünkü gittiğiniz olayın hem haberini yazıyor hem de fotoğrafını çekiyorsunuz. Gazete ve dergiler, sadece Ankara, İstanbul ve kısmen İzmir’de sadece “foto muhabiri” kadrosunda personel istihdam ediyorlar. Bir muhabirle birlikte göreve giden biz foto muhabirlerinin, ekip arkadaşımızla iletişiminin iyi olması gerekiyor ki ortaya soru işaretlerinden olabildiğince arınmış görsel kanıtları içeren fotoğraflar çekebilelim. Habere uygun fotoğraf çekimine ilişkin bir anımı paylaşmak istiyorum buradan. Antalya'da, yola uçak düşmüştü. Çok enteresan bir kazaydı. Bilmiyorum hatırlayanlar var mı? Rus pilotlar, enkaza dönen uçağın içinden sarhoş bir halde ve şarkı söyleyerek çıkmışlardı. Uçak yerleşim alanlarına çok yakın bir yere düşmüştü. Ajansımızın olay yerinden geçtiği habere göre, büyük bir facia kılpayı atlatılmıştı. Uçak, yakındaki binalara, park halindeki onlarca otomobilin üzerine değil, refüje düşmüştü. Olay yerinden gelen fotoğraflar yüksek bir yerden çekilmediğinden facianın ne kadar ucuz atlatıldığına ilişkin ipucu vermiyordu. Foto muhabiri arkadaşımı aradım. “Genel havayı yansıtan yüksekten çekilmiş bir fotoğraf niye yok?” diye sordum. O tarz fotoğraf çekebileceğim, yüksek bir yer yok. Bu nedenle olmuyor” dedi. Dedim ki, “Ne yap et, o fotoğrafı çek!”. İtiraf etmeliyim, ben de bilmiyordum nasıl çekileceğini. Bildiğim tek şey “şartların sonuna kadar zorlanması gerekliliğini” karşımdakine hissettirmekti. Yarım saat geçmeden, tam istediğimiz gibi, harika bir fotoğraf geldi. Ben de nasıl çektiğini merak etmekle beraber, çaktırmamaya da çalıştım. “Oluyormuş demek ki” dedim ve ekledim: “Sen hangi yolu denedin?”. “Vinç getirdim!” dedi. Emeğinin karşılığını aldı arkadaşımız. Çektiği fotoğraf ertesi gün dünyanın çok saygın yaygın haber organlarında yer aldı. Mümkün olabildiğince haberle örtüşen, haberi açıklayan fotoğrafların peşinde koşun. “Anlatımda canlılık” içerik açısından dikkat edilmesi gereken ikinci unsur. Durağan fotoğraflar okuru heyecanlandırmaz, ilgisini çekmez. Canlı anlatım, hareketli anlarda deklanşöre basılması ile sağlanır. Durağan bir yüz ifadesi mi, gözlerden yaşların süzüldüğü ya da kahkahayı içeren bir portre mi daha etkilidir? Hareketten kastım, sadece elin kolun oynarken fotoğraf çekilmesi değil. Bir yüz ifadesi, mimikler bile fotoğrafı daha cazip hale getirebilir. Renk unsurunun kullanımı da fotoğrafa hareket getirir. Bazen fotoğraf makinesinin teknik özelliklerinden yararlanarak da anlatımı canlandırabiliriz. Düşük enstantane ile çekilen fotoğraflar, zoom patlaması tekniği ile üretilen fotoğraflar bu konuda ilk aklıma gelen örnekler.... Göreve gittiğinizde çok sayıda fotoğraf çekersiniz. Oysa gazeteniz bir veya ikisini kullanacaktır sadece. Çektiğiniz karelere bakın ve habere uygunluğunun yanı sıra anlatımının en canlı olanını, biraz önce sıraladığım unsurları en etkili bir şekilde içinde barındıranları okurlarla paylaşın. Fotoğrafın içeriği ile ilgili dikkat edilmesi gereken önemli bir unsur da etik değerlere uygunluğudur. Bu konu, saatlerimizi belki de günlerimizi alacak ölçüde hassas ve önemli… Süremizin kısalığını da göz önünde tutmaya çalışarak kısaca değineceğim o yüzden. Olayları yansız aktarmak her gazetecinin temel sorumluluğu. Fotoğraf makinesi ile konuşlandığınız yer, yaptığınız çerçeve, deklanşöre bastığınız an, haberi ne derecede yansız görselleştiriyor, yanlış anlaşılmalara neden olmuyor? Çektiğimiz fotoğrafları bilgisayarımızda işlerken nelere dikkat etmeliyiz? Bildiğiniz gibi dijital teknolojinin yoğun kullanımı ile birlikte basın fotoğrafçılığı daha tartışılır oldu. Bunun nedeni ise, gelişen teknolojiye paralel olarak fotoğraf işleme programlarının çeşitliliği ve kullanım kolaylığı… Eskiden de foto-montaj kavramı vardı, karanlık oda hileleri hepimizin malumu. Şimdiyse “photoshop” ve benzeri programların hoyrat kullanımı ile “yüz kızartıcı” örneklerine daha sıklıkla rastlıyoruz hileli fotoğrafların. Uluslararası basın fotoğrafçılığı etik ilkeleri, bu tür programlarla, sadece fotoğrafın anlamını değiştirmeyecek tonlama ve çerçevelemeye izin veriyor. Kendi içimizdeki denetim mekanizmalarını iyi çalıştırmamız gerekiyor. Burada sorumluluk, gazetecilik örgütlerinin yanı sıra bireysel olarak da hepimize düşüyor. X gazetesinin yaptığı fotoğraf hilesi Y gazetesinde çalışan beni de etkiliyor. Çünkü kamuoyunda, “Gazeteler ‘yalan fotoğraf’ yayınlıyor!” izlenimi doğuruyor bu tarz kötü örnekler. Spor fotoğraflarında sıklıkla gözüme çarpıyor, ikili mücadelede kareye top girmemiş ama photoshop yardımı ile karenin içine bir top konduruluveriyor! Dünyada da çarpıcı örnekleri var bunun. Reuters ajansının foto muhabiri, Beyrut’a yapılan bombardımanı daha trajik göstermek için şehrin üzerini kaplayan dumanları photoshop aracılığı ile fazlalaştırmıştı. Sonuç olarak Adnan Hadj isimli foto muhabiri işten atıldı. Reuters, zedelenen saygınlığını düzeltmek için sert önlemler aldı ve tüm foto muhabirlerine “uyulması zorunlu kurallar” kitabı dağıttı. Saddam Hüseyin'in heykelinin devrilmesi sırasındaki kalabalık Iraklı topluluğu hatırlıyorsunuzdur. Oysa bize gösterilen ile gerçek biribirinden farklıydı. CNN’de yayınlanan görüntüler dar açı ile çekilmişti ve yakın plan çekimin her santimetrekaresinde birileri vardı. Oysa yansımada sizlerin de gördüğü bu “gerçek” fotoğraf da gösteriyor ki, toplanan kalabalık o meydanın yüzde birinden daha az bir alanı dolduruyordu. Okur ilk fotoğrafı gördüğünde olayı böyle yorumlayabilir. Elinizdeki objektif, seçtiğiniz açı, çerçeveniz tamamen değiştirebiliyor tarihsel gerçekliğin algılanmasını. Bizim okura karşı sorumluluğumuzun ölçütleri, kendimize karşı duyduğumuz saygı ile birebir örtüşür. Gerçeği yansıtmayan fotoğrafları sunan kişi yalancı bir şahittir, evrakta sahtecilik yapmış bir görevlidir, provokatördür. ABD’de editörler arasında “tahıl testi” denilen bir ölçüt var. Biliyorsunuz, geleneksel kahvaltılarında tahıl ürünlerini sütle karıştırıp yiyerek güne başlıyorlar genelde ve “tahıl testi” adı da buradan geliyor. Diyorlar ki, “Gazetemi açtığımda, seçip yayınladığım fotoğraflar, kahvaltı masamızda bizimle beraber kahvaltısını yapan çocuğumun görmesinden rahatsız olacağım içerikte mi?” Ölçüt olarak incinmesini istemediği kişileri alıyorlar gördüğünüz gibi. Fotoğrafınızın gazetenizde yayınlanması teknik vasıflarının da iyi olmasına bağlı. Öncelikle net mi? Netlik çok önemli. Çünkü gazeteler kalitesiz kağıtlara basılıyorlar. Zaten bu baskı sırasında kaybı oluyor orijinal fotoğrafın. Ama yine de unutulmamalıdır ki, gazetecilikte “o an”ı yakalamak çok önemlidir. Önemli an fotoğrafları netliği ne olursa olsun, mevcut kalitesi çerçevesinde değerlendirilir. Teknik açıdan ikinci önemli konu “doğru aydınlatma”dır. Foto muhabirinin ışık bilgisinin iyi olması gerekir. Fotoğrafın kelime kökeni, “ışıkla yazı yazmak”tır. Işığınızla yazıyı yazarken doğru kelimeler seçmelisiniz ki, güzel cümlelerle kamuoyunu tatmin edesiniz. Doğal ışık kaynaklarından olabildiğince yararlanın. Yapay ışık kaynaklarının başında flaş geliyor. Günümüzde oldukça gelişmiş örnekleri mevcut olan harici flaşlardan mutlaka edinin. Unutmayın, “alet işler, el övünür”. Aksesuarınızı ne kadar çeşitlendirir ve kullanımı konusunda kendinizi geliştirirseniz o ölçüde başarılı fotoğraflar üretebilirsiniz. “Doğru Pozlama” fotoğraf tekniğinin iyi kullanımı bakımından önemli. Günümüzde fotoğraf makineleri güçlü pozometrelere sahip olmakla birlikte, manuel kullanım seçeneğini hala kullanıcıya sunuyorlar. Manuel çekimler, ışığı daha akıllıca kullanmanızın önünü açar. Doğru enstantane ve diyafram aralığı seçimleriniz, daha doğru fotoğraflar çekmenizin yanı sıra yaratıcılığınızı da kullanmanıza fırsat tanır. Gelelim fotoğrafınızda kendinizi en fazla hissettirmenizi sağlayan konuya, yani estetiğe... Nasıl daha estetik fotoğraflar çekebiliriz? Estetik fotoğraf üretmenin birinci koşulu fotoğrafı çeken kişinin etkili bir stilinin olmasıdır. Bir olay, binlerce değişik açı ve zaman aralığında fotoğraflanabilir. Ancak bazıları daha değerlidir. Bu değeri, etkileme gücü belirler. Güçlü bir stile sahip foto muhabirleri, değerli fotoğraflar ortaya koyarlar. Stil, fotoğrafı çeken kişinin yaşamı algılayışı, canlandırma yeteneği, duygusal yeteneklerini kullanma derecesi, kültürel birikimi, merakı gibi etkenleri kullanabilmesi oranında güçlenir. Acımasız bir rekabet ortamının hüküm sürdüğü gazetecilik mesleğinde, çokça “atlatma fotoğraflar” üreten foto muhabirleri güçlü stile sahip meslektaşlarımızdır. “Anı yakalamak” foto muhabirinin asli işi. Bunun için konuyu sürekli kontrol altında tutmanız gerekiyor. Hem mental hem de fiziksel yorgunluğu beraberinde getirir bu kontrol çabası. Hayatın senaryosunu biz yazmıyoruz. Nerede, ne zaman, ne olacağını bilebilmemiz mümkün değil. Deneyimlerimiz kadar reflekslerimizin de iyi olması gerekiyor “an”ı kaçırmamak için. Eddie Adams’ın Vietnam’da çektiği sokak ortasındaki infazın fotoğrafı güçlü bir an fotoğrafıdır. “Konuya uygun bakış açısı”ndan çekilen fotoğraflar daha estetik görüntülerdir. Farklı fotoğraf üretebilmenin altın kurallarının başında, çekeceğiniz konunun etrafında çok dolaşmanız, değişik açılardan nasıl göründüğünü tespit etmeniz geliyor. Burada amaç, habere en uygun düşecek açıyı bulmaktır. Doğru açıdan çekilmiş fotoğraflar editörün işini de kolaylaştırır. Okur da bu tarz fotoğraflarla, bulunmadığı ortamları daha iyi gözünde canlandırabilir. Foto muhabirleri, habere uygun ve daha estetik fotoğraf çekebilmek için “uygun objektif” kullanmalıdır. Bir politikacının sıkıntılı veya neşeli yüz ifadesini çekmek için teleobjektif, bal yapan arıyı fotoğraflamak için makro objektif, sular altında kalmış bir semti görüntülemek için ise geniş açılı bir objektifi tercih ederse daha açıklayıcı fotoğraf üretebilir. Çoğu foto muhabiri, acil durumlarda objektif değiştirmek için zaman kaybetmemek için çift makine taşır. “Renk ve kontrastlığın” doğru kullanımı fotoğraflarınızı daha da ilgi çekici kılar. Canlı renkleri içinde barındıran fotoğraflar okur üzerinde daha pozitif etki yaratır. Renk, fotoğrafa hareket katar. Yağmur nedeniyle açılan onlarca siyah şemsiye arasında bir de kırmızı şemsiyeyi görüntülemek fotoğrafı karamsarlıktan uzaklaştırır diye düşünüyorum. Kontrastlık da önemlidir fotoğrafta. Siyah kıyafetli birini siyah bir fonun önünde çekerseniz konunuza vurgunuz azalır. Mümkün olduğunca kontrast oluşturacak geri planlar seçmeye çalışın. “Konunun karede kapladığı alan” estetik fotoğraf üretimi ile ilgili sizlerle paylaşacağım son ipucu olacak. Bir olay, birçok unsurdan oluşur ama bunlardan bir veya ikisi daha baskındır diğerlerine göre. İşte bu unsurları bulup fotoğraf karemizin en aşağı yüzde 50’sine belirgin bir şekilde yerleştirmemiz gerekiyor. Süremi hayli aştığımın farkındayım. Sayın başkana ve siz değerli konuklara anlayışınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
|
|
|
<<< XIV. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KARABÜK / Safranbolu (27 - 28 Haziran 2007) >>> |