SEMİNER KONUŞMALARI


 

“YEREL MEDYA NASIL GÜÇLENİR?”
Süleyman UKAV
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreter Yardımcısı
 

Değerli konuklar, kıymeti meslektaşlarım, öncelikle Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve yönetim kurulumuz adına tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sizlerle zaman zaman bir araya geliyoruz ve sektörümüzle ilgili sorunları tartışıyoruz. Bu bizim için de çok faydalı oluyor. Sizlerden aldığımız bilgileri değerlendirme ve çalışmalarımızda yeni ufuklar açma konusunda çok ciddi yardımlarınızı alıyoruz. Bu bakımdan bugün burada bir kez daha birlikte olmaktan dolayı son derece mutluyum.

Bugün irdeleyeceğimiz konu, daha doğrusu bana verilen görev yerel medyanın nasıl güçleneceği konusundaki önerilerimizi sizlerle paylaşmak. Ama daha önce hepinizin çok iyi bildiği fakat sıkça hatırlatmakta yarar gördüğümüz olumsuzluklarımıza bir göz atmamız gerekiyor. Sonra da öneriler bölümüne geçeceğiz.

Değerli dostlar, yerel gazetelerimizin pek çoğu, aile işletmesi şeklinde çalışıyor yani kurumsallaşma çok yaygın değil. Yerel medyada günümüzün ticaret işletmelerinde olması gereken kurumsal kimlik ve markalaşma çabası görülmemektedir. Oysa bu çabanın içine girilse profesyonellik biraz daha ağır basacak…

Bu söylediklerimle ne demek istiyorum? Yerel gazetelerimiz için büyüme, aynı matbaada aynı personelle ikinci bir gazete çıkartarak resmi ilan pastasından daha fazla dilim almak olmamalıdır. Elbette her ticari kuruluş fazla çalışıyorsa daha fazla kazanmalıdır…Ancak büyümenin ideal olanı demin söylediğimiz gibi yatay büyüme değil, dikey büyüme olmalıdır. Nedir dikey büyüme? Az sayfalıdan çok sayfalıya, siyah-beyazdan, renkliye, düz baskıdan ofset baskıya, şişirme ve tampon haberler yerine kent ve bölgeyle ilgili gerçek ve güncel sorunlara eğilme durumuna geçmek, kısacası istihdam yaratabilmektir.

Peki, bazı illerde dikey büyümeyi yapanlar ile yapmayanların aynı resmi ilanı almaları haksızlık değil mi? İşte bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Bu nedenle önerilerimizi sıralacağız. Sayın Genel Başkanım Nazmi Bilgin Basın-İlan Kurumunda yönetim kurulu üyesidir. Onun önünde bu konulara girmek pek haddimize değil ama bildiğim kadarıyla Basın-İlan Kurumunun şubelerinin bulunduğu illerde bu tür haksızlıklar olmuyor. Sayın valilerimizin dağıtım yaptıkları bazı illerde bu şikayetleri alıyoruz zaman zaman. Sayın Valimizi tenzih ederek söylüyorum bazı valilerimiz maalesef Türkiye'yi küstürmeyelim savunma içgüdüsü içinde bütün çıkan gazetelere vasıflı vasıfsız diye ayırt etmeden aynı şekilde ilan verilmesi konusunda çalışma yapıyorlar. Oysa Basın-İlan Kurumu Genel Kurulu Kararlarına göre vasıflı ve vasıfsız gazete ayırımı yapılması gerekiyor.

Bu söylediklerim yerleşik düzende çalışan gazeteler için. Bir de genelde seçim dönemlerinde türeyen neredeyse araba bagajında fotokopi makinesiyle baskı yapan ve bastığı şeye de gazete diyenler, verdikleri adreslerden ilgisiz kişilerin çıktığı fırsatçılar var. Bunları da yaşadık. Onları biliyoruz ve bu anlayışta olanları aramıza sokmamak için yoğun bir mücadele veriyoruz. Yerel televizyonlarımız ilk kuruluş yıllarında çalkantılı ve deyim yerindeyse kişiliklerini arar durumdaydılar. Bugün artık yerel televizyonlarımız bu noktadan uzaklaştılar. Teknik anlamda çok güçlenmeseler bile habercilik ve iyi programlar yapabilme açısından bana göre çok ciddi yol aldılar.

Halkımız kendi illerinde yayın yapan televizyonlara niçin çok ilgi gösteriyor? Çünkü orada kendisini buluyor. Bu da reklamcılar tarafından keşfedilince yerel televizyonlarımıza gelen reklam gelirleri büyük miktarda artmış oldu. Artık yerel televizyonlarımız için ciddi bir kampanya paylaşımı başladı. Frekans tahsislerinin hala yapılamamış olması, verici güçleri konusunda tam bir disiplinin uygulanmaması, reklam gelirlerinden alınan yüzde 5 artı 5 payının brüt gelirler üzerinden alınması ve gizli reklam uygulaması nedeniyle kesilen cezaların yüksekliği, bugün yerel televizyonlarımızın karşı karşıya kaldığı başlıca sorunlardandır.

Radyolarımıza gelince, bugün için en kolay ulaşılabilen iletişim aracı oldu. Bugün hepimiz radyo taşımaya gerek kalmadan cep telefonundan radyoları dinleyebiliyoruz. Bu da radyolara ciddi bir etkinlik kazandırdı. Radyolarımız da genel reklam pastasından reklam alır hale geldiler ve frekans tahsisi konusunda aynı şekilde onların da ciddi şikayetleri olduğunu söyleyebilirim.

İnternet gazeteciliğinden söz edip personel ve eğitim konusuna girmek istiyorum. İnternet gazeteciliği de başlangıçta idealist gazeteciler tarafından başlatıldı. Gerçek anlamda habercilik yapmak isteyenler, internet gazeteciliği yapmaya başladılar. Ama son günlerde her önüne gelen internet gazeteciliği yapıyor. Kalite giderek düştü. Bu alandaki en büyük tehlike ise denetimsizlik. Denetimsizlik yüzünden her türlü aşırılık, her türlü sapık ve tehlikeli şeylerin sanal ortamda yayılması kolaylaşıyor!

Yerel gazeteler, televizyonlar ve radyolar için ortak sorunlar var. Bu sorunlar; nitelikli personel bulamama, iletişim fakülteleriyle gerekli işbirliğini yapamama, kaliteli teknik personel bulamama şeklinde sıralanıyor. Ayrıca çalışanlar açısından baktığınızda da oldukça acı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Yerel medyada görev yapan arkadaşlarımızın pek çoğu sosyal güvenlikten yoksun. Bırakınız “212 Sayılı Yasa”ya göre istihdam edilmelerini, tamamına yakını neredeyse sigortasız çalışıyor. Yerel medya açısından bir başka tespitimiz de, çalışanların yarıdan fazlasının haberciliği veya programcılığı ikinci iş olarak görmeleri. Geçimlerini bir başka işten sağlayıp bu işe yani haberciliğe ve programcılığa sanki bir hobiymiş gibi yaklaşmaları. Bu da geçim kaygısından kaynaklanıyor. Bu söylediklerim, bizim sektörümüzün neden gelişemediğini açıkça gösteriyor…

Bütün bu sorunlara değindikten sonra önerimiz ne, ona bakalım. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanımızın da her platformda söylediği gibi, yerel medyanın yani gazetelerin, televizyonların ve radyoların KOBİ tanımı içine alınmaları gerekiyor. Yaptığımız ikili görüşmeler ve söylemlerimiz sonucunda 2007 yılında oldukça iyi bir noktaya geldik. Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali Coşkun, hukuk müşavirine verdiği talimatla Türkiye Gazeteciler Federasyonuyla ortak bir çalışma yürütülmesinin ve KOSGEB yasasında bir değişiklik yapılmasının talimatını verdi. Ancak seçim kararı çıktı ve  bütün çalışmalar durdu. Umuyoruz ki yeni hükümetle bu konuyu  yeniden ele alacağız.

KOSGEB Kuruluş Yasası’nın ikinci maddesinin değiştirilerek, “teşvik ve desteklerden sadece imalat sanayi yararlanır” ifadesi çıkarılacak, “hizmet sektörü de dahil tüm sektörler yararlanır” ibaresi konacaktı. Bu konduğu takdirde tüm yerel medya kuruluşlarımız ciddi şekilde desteklerden ve teşviklerden yararlanır hale geleceklerdi. Bu arada Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından medya ve iletişim sektörü kuruldu. Biz de Türkiye Gazeteciler Federasyonu olarak medya ve iletişim sektörüne davet edildik. Bu Meclis'in çalışmaları sırasında, Başbakana sunulmak üzere ‘medya ve iletişim sektörünün sorunları’na ilişkin beş maddelik bir rapor hazırlanacak denildi. Toplantılar sonucunda bu beş maddelik raporun birinci maddesine “yerel medya KOBİ kapsamına alınmalı” konuldu ve bu yasa değişikliğinin TBMM'den bir an önce çıkarılması konusunda talepte bulunuldu. Raporun ikinci maddesinde, örtülü reklama kesilen cezaların azaltılması; üçüncü maddesinde, cevap ve düzeltme hakkının uygulanmaması durumunda kesilen para cezalarına gecikme faizinin uygulanmaması; dördüncü maddesinde, RTÜK payının brüt gelirler üzerinden alınmaması; son maddesinde de haber ajanslarından alınan KDV oranının düşürülmesi ifadeleri yer  aldı.

Gördüğünüz gibi birinci madde dışındaki diğer dört maddede yerel medyayı ilgilendiren konular var. Yerel medya nasıl güçlenir? sorusunun cevapları arasında elbette sadece KOBİ statüsüne alınması yok. Başka düzenlemelerin de yapılması gerekiyor. Ancak öncelikle KOBİ statüsüne alınmasına ve ne duruma geleceğine bakmak gerekiyor. Yerel gazeteler KOBİ statüsüne alındığı takdirde dikey büyümeyi daha kolay biçimde gerçekleştirir. Alınacak teşvikler ve destekler ki, bunların arasında düşük faiz ve uygun vadeli krediler var. Teknolojiye yatırım yapmak daha kolay olacak. En büyük eksiğimiz teknoloji biliyorsunuz. Bir ilde belki 10 gazete yerine beş kaliteli gazete yayınlanır olacak. Güçler birleştirilecek. Belki sermayeler, tecrübeler bir araya gelecek, daha kaliteli yayınlar seyredebileceğiz. Yani güç birliği yapılma imkanları artacak. Ayrıca istihdam yaratılacak ki en önemli getirisi budur. Bugün baktığımızda iletişim fakültelerinden mezun olan genç arkadaşlarımızın çoğu, alanlarıyla ilgisiz işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Bir taraftan kaliteli insana ihtiyaç olduğunu görüyorsunuz, bir taraftan da bu işin eğitimini görmüş insanlar boş geziyor. Bu konunun da bu şekilde çözüleceğini düşünebiliriz.

Yerel televizyon ve radyolarımız bu teşviklerden yararlandıkları takdirde, teknoloji yatırımlarını yenileme ve daha ileri sistemlere geçme imkanına kavuşacaklardır.

KOBİ statüsü dışında bir başka konu daha var. Hepimizi çok yakından ilgilendiren ve çok önemli bir konu. Her isteyen kişinin gazete yayınlamasının önüne geçmek lazım. Bugün bir kahvehane açmak için belli kesimlerden izin alıyorsunuz. Berber dükkanı açmak için yeterlilik soruluyor. Ama gazete açmak istediğinizde, “5187 sayılı Basın Kanunu”nun birinci maddesine göre cumhuriyet savcılığına beyanname vermeniz yeterli oluyor. İzin almıyorsunuz sadece bilgilendirme yapıyorsunuz. Hiç bir şart öngörülmeden gazete çıkartabiliyorsunuz! Aynı Kanun’un beyannamenin incelenmesi başlıklı sekizinci maddesinde de ‘cumhuriyet başsavcılığının beyannamedeki bilgilerin doğru olmaması durumunda kişi veya kurumları uyarması’ hükmü yer alıyor. Gerekli düzeltmelerin iki hafta içinde yapılamaması durumunda da yayının durdurulması için asliye hukuk mahkemesinde dava açılıyor. Şimdi siz bu işleri yapıncaya kadar kötü niyetliler zaten işi bitiriyorlar, dolandıracaklarını dolandırıyorlar, alacakları ilanları alıyorlar, yanlış adresler vererek insanları yanıltıyorlar. Yani insanın niyeti kötüyse bu süre  içinde çok şey yapar. Ama gazeteyi çıkartacak kişi gazeteci mi değil mi ona hiç bakılmıyor. İşte bu yasal süreç içinde birileri gelip sizin bölgenizde, hakkınız olan ilanları toplayıp gidebiliyor.

Bu korsan yayınları önlemek için aklıma gelen bir öneri var: Daha bunu genel başkanımla da paylaşmamıştım. Nasıl karşılarsınız bilmiyorum? Gazete çıkartmak isteyen kişi, savcılığa beyannameyi verirken mesela 50 bin YTL de teminat yatırsın hazineye. Bu teminat bir yılı doldurduktan sonra kendisine geri verilsin. Böylece iki-üç ay gazete çıkartıp gidecek olan insan bu 50 bin YTL'lik teminatı göze alamaz. Ancak ciddi yatırımcılar 50 bin YTL'yi göze alabilir. Bu örnekler çeşitlendirilebilir ama tartışarak. Bu tür keskin hatları olan tedbirler koymamız gerekiyor. Bu durum artık büyük bir sorun haline geldi. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün internet sayfasındaki gazete listelerine baktığınız zaman iki kez yayınlanmış gazete bile var. Bu tabi ki Genel Müdürlüğün kusuru değil çünkü onlara da bu listeler cumhuriyet savcılıklarından geliyor. Artık bu işi netleştirmemiz gerekiyor. Kim gazeteci, kim değil, kim gazete, kim dergi, hangi gazete günlük hangisi haftalık çıkıyor? Alacağımız bir takım yasal tedbirlerle bunu çözmemiz gerekiyor. Burada oldukça büyük bir iş düşüyor bize. Sanayicilere nasıl destek veriyorsak, gerektiğinde elektriğin fiyatını düşürüyorsak, bir takım destekler veriyorsak, gazete çıkaran yayıncılarımıza da vermeliyiz. Sonuçta toplumu yönlendirmeye dönük bir üretimdir gazete yayınlamak. Toplumun doğru yönlenmesini teşvik etmek için de bu tür bir önlem alınabilir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, son söz olarak şunu söylemek istiyorum. Yerel medya bugün ülkemizde yaygın medyadan daha güvenilir haldedir. Bütün göstergeler bize bunu işaret ediyor. Yerel medya, Kurtuluş Savaşı’nda üstlendiği ve başarıyla sonuçlandırdığı görevini, bugün de sürdürmeye devam ediyor. Türkiye Gazeteciler Federasyonu olarak 71 gazeteciler cemiyetini çatımızın altında bulundurmanın onuru içindeyiz. Bu üye yapımızla yerel medyanın yasal, güçlü ve tek temsilcisi olduğumuza inanıyorum. Hepinizi Türkiye Gazeteciler Federasyonu adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

 

 

<<<        XIV. YEREL MEDYA EĞİTİM SEMİNERİ - KARABÜK / Safranbolu (27 - 28 Haziran  2007)     >>>