"YEREL BASIN: TARİHİ SÜREÇ İÇERİSİNDE TRABZON BASINI"
Murat TAŞKIN
Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Değerli başkanlarım, değerli meslektaşlarım. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği, Trabzon Valiliği'nin de destek verdiği, böylesine önemli bir seminere ev sahipliği yapan Trabzon ve Trabzon'daki basın mensupları adına hepinize hoş geldiniz diyorum.
Sözlerime, bana göre toplumda en çok bilgilenmesi, en çok kültürle bezenmesi gereken kesimin basın mensupları olduğunu ifade ederek, çok sık söylediğim bir sözü yineleyerek başlamak istiyorum. Amerikalı ünlü bir yazarın sözü aynen şöyle: "İnsan konuşacağı şeyden kırk kat daha fazlasını bilmiyorsa, bir toplulukta konuşmamalıdır." Şimdi bu sözden yola çıkarak, basın mensuplarının yapmış olduğu işin tamamen topluma yönelik olduğunu düşünüyor ve en çok bilgilenmesi gereken kesimin basın mensupları olduğunu bir kere daha ifade etmek istiyorum.
Önümüze konulan programa göre konuşmamın bir bölümü, tarihi süreç içinde Trabzon Basını. İki üç bölüm halinde bunları konuşacağım. Tarih kısmı genellikle herkesi sıkar, özellikle biz basın mensuplarını daha fazla sıkar, bunu biliyorum. Ama fazla tarih değil, Trabzon tarihini geçmişteki özellikleri üzerinde çok sık sözünü ettiğimiz, bizim İstikbal gazetesi ve Faik Ahmet Barutçu örneğiyle bugünü sık sık birleştirdiğimiz için, yani 50-60 yıl öncesiyle bugünkü arasındaki çok önemli birliktelik olduğunu sizlere ifade etmek istiyorum.
Tarihin her döneminde bir ticaret merkezi olan Trabzon, bu kimliği ile çeşitli uluslardan gelen ticaret heyetiyle önemli bir alışveriş merkezi olmuştur. Bundan olumlu etkilenen kent yaşamı, çeşitli kültürlerin etkisinde yaşamıştır. Trabzon'daki azınlıklar Rum ve Ermenilerin 1888 den itibaren matbaa kurup, kendi dillerinde, Türkçe yayına başlamaları bu kültür yeteneğinin bir işaretidir. Burada bir şeyi, özellikle bizim son günlerde tartışma konusu yaptığımız bir şeyi daha sizlere hatırlatmak istiyorum. İstanbul'un dışında yani Anadolu'da ilk matbaa Trabzon'da mı kuruldu, Erzurum'da mı kuruldu diye tartışıyorlar. Öyle veya böyle üstünde hemfikir olduğumuz nokta şu; 1867'de ilk matbaa Erzurum'da, iki yıl sonra ise Trabzon'da kurulmuştur. Trabzon, bir basın merkezi olmak konumunu bundan 100-150 yıl öncesine taşıyordu. Şimdi de aynı şeyler var. 1916 yılında Rus işgal kuvvetlerinin istilasına uğrayan Trabzon ve yöresi, halk tarafından boşaltılmıştır. Hemen hemen nüfusun tamamı hicret etmiştir. Ordu, Samsun ve daha uzaklarda Sakarya bölgelerine kadar uzanan bir seyahat, hicret sözkonusu oldu. Fakat zaman değişti. Bugün bize bu toprakların, hür ve bağımsız olarak, cumhuriyetin, hür ve bağımsız olarak kalmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'e ve onun silah arkadaşlarının başlatmış olduğu bir harekete, Trabzon'lu, az önce sözünü ettiğimiz Faik Ahmet Barutçu ile beraber ve onun çıkardığı İstikbal gazetesiyle 10 Aralık 1918 tarihinde iştirak etti. Faik Ahmet Barutçu, İstikbal gazetesiyle milli mücadelede yerini alırken, özellikle hiçbir zaman İstanbul Basını, Trabzon Basını, yerel basın, ulusal basın, gibi bir ayırım amacı gütmediğimi belirtmek istiyorum. Özellikle de değerli abimiz Orhan Erinç'in az önce söylemiş olduğu çok güzel bir ifade vardı, buna gönülden katılmamak mümkün değil. Çünkü Türkiye'de yıllardan beri bu böylesine tartışıldı. İşte yerel basın mensubu, ulusal basın mensubu, böyle şey olmaz dedi. Gerçekte çok doğru bir ifadedir. Yöresel basın olur, ulusal basın olur ama yerel veya ulusal basın mensubu olmaz. Hele bugünkü teknolojide böyle bir şey olması mümkün değil. Şimdi Faik Ahmet Barutçu'nun başlatmış olduğu bu istiklal mücadelesinin yerini almaz. Aldığı dönemlerde o günkü İstanbul Basını'nın çok büyük bölümünün, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve arkadaşlarının yanında olmadığını hepimiz biliyoruz. Azınlık basınıydı bunların önemli bir kısmı. Anadolu Basını, geçmişinden bugüne kadar demek ki gururlanabileceği bir davranışın, bir hareket tarzının içinde olmuştur.
Yine Faik Ahmet Barutçu'ya gelmek istiyorum. Faik Ahmet Barutçu'ya gelirken özellikle bir noktanın altını tekrar çizmek istiyorum. Az önce söylemiş olduğum ifadeler 80 yıl öncesi ve 1918'e döndüğümüz zaman 1998'e neler uyarlanabilir diye düşündüğümüz zaman, biz Türkiye'de demokrasiye, insan haklarına, ülkesine, ulusuna en çok sahip çıkan kesimin basın mensupları olduğunu biliyor ve bundan da gurur duyuyoruz. Faik Ahmet Barutçu'nun, 1918 İstikbal gazetesiyle başlayan serüveni, 1940'lardan sonra siyasete atılarak, zannedersem 15 yıllık bir siyaset dönemiyle devam etmişti. Şimdi bugünkü Türkiye'ye geldiğimiz zaman, bugüne değil 20 yıl öncesine döndüğümüz zaman, parlamentoya giden kesimler içinde dürüstlüğün ve toplumsallığın en öne çıktığı insanların da, ben yapmış olduğum küçük bir araştırmada, basın mensupları, yani basın kaynaklı kişiler olduğunu gözlemliyorum. Bugün de aynı şey söz konusudur. Çünkü basın mensubu olan arkadaşlarımız, şahsi çıkarlarını değil daima toplumun çıkarlarını en öne koyarak yetiştikleri için gittikleri parlamentoda da aynı işlevi görüyorlar. Bugün sizlere dağıttığımız Trabzon Basını kitabını hazırlayan değerli araştırmacı abimiz Hikmet Aksoy'un bundan dört yıl önce hazırlamış olduğu Faik Ahmet Barutçu kitabı var. O kitabı büyük bölümünüze gönderemedik. Biz bu kitabı parlamentoda bulunan milletvekillerine gönderdik. Bu insanlar, Faik Ahmet Barutçu'nun ne kadar ileri düzeyde bir toplumsal sorumluluk duyduğunu hissetsinler de, bugün kendilerinin toplumsal çıkarların önüne aşırı şekilde koydukları kişisel çıkarlarını bir kenara bırakmayı Faik Ahmet Barutçu'dan öğrensinler diye yaptık.
Şimdi önemli bir mesleğin mensupları olarak, Trabzon'da görev yapan insanlar olarak, Faik Ahmet Barutçu'nun çizgisinden bugüne kadar hiç taviz vermedik. Bu çizgiyi bize bırakanlar, Metin Kulaksızoğlu, Ali Kalkanoğlu, Ziyad Memlü, Cemal Rıza Osmanpaşaoğlu, Muzaffer Kuğulu gibi isimlerden almış olduğumuz demokrasi, cumhuriyet, insan hakları aşkını, toplumsallığı en önüne çıkarma aşkını bünyemize sindirmişiz, bizden sonrakilere de aktarmanın uğraşı içindeyiz.
Yerel basın olayında size küçük bir anımı ifade ederek devam etmek istiyorum. Zannederim on yıl öncesindeydi. Ben Anadolu Ajansı'nda görev yapıyorum ve 18 yıllık bir meslek yaşamım var. On yıl önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin düzenlemiş olduğu bir toplantıya katıldığım zaman, orada kürsüye çıkan konuşmacı herkese başta hitap ediyor, işte ulusal basının sayın temsilcileri, yerel basının sayın temsilcileri dediği zaman ben kalkıp tepki göstermiştim. "Lütfen beyefendi, bundan sonra insanları ayırmayın, basın mensupları deyin" demiştim. Yeri gelmişken burada bir hatırlatma yapmak istiyorum. Özellikle mesleğimiz açısından bir ayrımcılığın ortadan kalkması açısından sizlerin gerektiği zaman bu müdahaleyi yapmanızı bekliyorum. Gittiğiniz yerde, küçük törenlerde, büyük törenlerde hala konuşma yapan kişiler bu tür yaklaşımla televizyonun ve radyoların işte sayın mensupları şu bu diyor. Bu insanları uygun bir dille uyardığınız zaman Ôsayın basın mensupları' desinler, bu iş de, bu bölünmüşlük de çözülmüş olsun. Böylesine bir katkımız olursa iyi olur diyorum.
Yerel basının sorunları konusunda, özellikle de bu seminerin öncesinde Trabzon'da birtakım tartışmalar oldu. Meslektaşlarımızın kaleme aldıkları yazılar oldu. Yerel basının sorunlarını hepimiz aşağı yukarı biliyoruz. Bilmediğimiz şeyleri kitaplardan öğreniyoruz. Neden derseniz, burada mesela 25-26 Kasım 1996 da I. Anadolu Basın Yayın Kurultayı'nın kitabı var. Burada bir çok arkadaşımın, Mehmet Yüksel'in, Sayın Salih Zamoğlu'nun, Anadolu'dan bu kurultaya iştirak edenlerin imzaları var. Bu sorunların büyük bir bölümünün maddi olduğunu ve hala devam ettiğini çok net bir şekilde görüyoruz. O zaman aklıma şu geliyor; Amerika, bugün dünyanın süper gücü olan ABD'nin, bağımsızlık savaşını Benjamin Fraklin'in Pensilvanya gazetesinde yazdığı "Birleşin ya da ölün" başlıklı bir makaleyle başlattığını ifade ettikten sonra şuraya gelmek istiyorum. Bize maddi birtakım destekler sağlanmamış olabilir, birtakım engeller de çıkarılmış olabilir. Ama bizler, yerel basında görev yapan insanlar olarakki bu görevi yapan arkadaşlarımızın özellikle küçük çaplı gazeteleri çıkaranların büyük bir kısmının da kendi gazeteleri olduğunu biliyorum. Bu birleşme anlamında bir şeyleri yaparak daha güçlü yerel basın oluşturma gayreti içinde hiç olduk mu? Hiç işin bu tarafına, kendimizle ilgili tarafına çok fazla eğilmediğim kanaatini taşıyorum. Trabzon'da yayın yapan Karadeniz gazetesi var. Bu bölgede hemen hemen Karadeniz Bölgesi'ndeki istikrarlı şekilde 20 yıldır yayın hayatını sürdüren bir gazete. Ama ofset tekniğiyle basıyor. Sahil bandı şeridine dönüp bir baktığımız zaman aynı teknikle, aynı başarı oranında hayatını sürdüren, o tirajda bir gazetenin olmadığını görüyoruz. İşte son olarak birleşin ya da ölün makalesine konu olabilecek bir şey; Samsun'da biliyorsunuz halk gazetesi dört beş ortakla ihaleye girdiler, bir gazete, ofset ile ilgili bir gazete çıkarmaya başladılar. Ve bugün Sakarya, Bursa, Adana ve Antep gibi olan yerel basın kalitesi gibi bir kalite Samsun'da da yakalandı.
Şimdi bunları, sermaye gücümüz olmasa bile, yerel basın olarak bulunduğumuz yörelerde kültürle bezenmiş insanlar olarak, o yörenin zengin insanlarını, müteşebbislerini yönlendiren insanlar olarak, biz de bu tür oluşumları insanların kafasına sokup, gerektiğinde kendimiz çok ortaklı bir şirket oluşturarak, ona kar sermaye ile katılarak bu şekilde oluşuma gidildiği zaman, daha kaliteli yerel basının doğacağına inanıyorum. Ama görev yaptığım Karadeniz sahil bandını, hemen hemen büyük bir bölümünü biliyorum. Çok zorluklar içinde çıkan gazeteler olduğunu da biliyorum, ama beş yıl öncesine gittiğim zaman, beş yıl öncesi ile bugün vardığı nokta aynı. O zaman basın çalışanları olarak bize düşen görev, bu gazetelerin maddi anlamda nasıl iyi olabileceğini, nasıl daha güçlü, daha kaliteli bir basın ortaya çıkabileceğini fikir bazında bu işi gerçekleştirebilecek insanlara empoze etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Baktığım zaman içimizdekilerin hemen hemen önemli bir bölümünü tanıyorum, on yıldır asgari bu mesleğin içinde olan insanlar. Tabii özel radyo televizyonlardan dolayı yeni gelen meslektaşlarımız var, onlara da, mesleğimize hoş geldiniz demek istiyorum. Şimdi onlardan dolayı, yerel radyo ve televizyonlardan dolayı çalışanlarda yaşanan bir sıkıntı var. Bunu kısmen gazetelerde hallettik. Şimdi önümüze yerel radyo ve televizyonlarla ilgili kısım geldi. Ama Türkiye'de hala frekans tahsis edilmedi, gerekli mali düzenlemeleri yapılmadı. İşte basın kartlarını nasıl alacaklar onlar belirlenmedi. Bunlar belirlendiği zaman bu sorunların çok daha kolaylıkla aşılabileceğini düşünüyorum.
Az önce Orhan a
ğabeyimizin ifade ettiği, Türkiye'de, kendini acımasızca eleştiren kesimin yerel basın olduğu, kanaatinden yola çıkarak şunu söylemek istiyorum; bazı illerimizde, bazı yörelerimizde keyfi olarak çıkan gazeteler var. Sadece reklam için, on günde bir, onbeş günde bir ve aklına estiği zamanda çıkan birtakım gazeteler var. Biz basın mensupları olarak bu tür ortaya çıkışların, bu tür gazetelerin mesleğimize zarar getireceğini düşünüyoruz ve bunların engellenmesi için, bunları günlük, haftalık periyodlar halinde düzenli çıkarılabilir. Bunları destekleyeceğiz. Ama sadece belirli zamanlarda çıkıp, belirli şahsi veya maddi çıkarlar için insanlar gazete çıkarmaya başladığı zaman, bir nevi bunları yine kendi içimizde özeleştiriye giderek, kendi içimizde yargılamaya giderek, kendi içimizde karşı çıkarak bertaraf edebilmenin mücadelesini vermemiz gerekiyor. Çünkü toplum bizi gazeteci olarak, basın mensubu olarak değerlendirdiği zaman o gazetelerle, o televizyonlarla, o radyolarla değerlendiriyor. Trabzon'da görev yaparken şunu bütün meslektaşlarıma söylüyorum; hiçbir televizyonda çalışmıyor olabilirim ama o televizyonun yapmış olduğu yalan yanlış yayına her zaman benim müdahale hakkım vardır. Basın mensubuysan, müdahale hakkın vardır. Niye, toplumumuzun büyük bir kısmı, akşam o televizyon öyle dedi, siz böylesiniz şeklinde ifadeler kullandıkları zaman, kendi evinizin içini başkasına şikayet etme gibi durumla karşı karşıya kalırsınız. İşte onlar öyle yapıyordu böyle yapıyordu, dersiniz. Bana göre onları şikayet etme yerine direkt onlarla ilişkide bulunarak, gerektiğinde müdahale ederek "bu yaptığınız yanlıştır" diye tepki göstererek, mesleğimizin itibarını ve onurunu zedeleyici davranışlara karşı koyulması gerektiğini düşünüyorum.Trabzon, geçmişte de, günümüzde de özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi'nin merkezi konumunda. Bu konumu özelliğiyle, son yıllarda özellikle ticaretin de artması nedeniyle Trabzon Basını bu büyümeyle orantılı olarak çok daha ileride bir büyüme sağladı. Bu büyümenin sonucu olarak Trabzonda bugün, kısac
a bilgi vermek isterim size, bütün ulusal düzeydeki gazetelerin, televizyonların, haber ajanslarının bölge temsilcilikleri veya bölge müdürlükleri bulunmaktadır. Tüm Trabzon'da bu sektörde çalışan, bilfiil gazetecilik yaparak geçimini bu işten sağlayan meslektaşlarımızn sayısı 200'ün üzerindedir. Özellikle Bağımsız Devletler Topluluğu'nun gelecekte ekonomik alanda daha güçlü olacağı düşüncesinden hareketle, Trabzon'da Sabah grubunun, Milliyet, Hürriyet grubunun matbaası kurulmuş. Bunlardan birisi iki yıl, birisi dört yıldan beri baskı yapmaktadırlar. Yakında yayına geçeceğini hepinizin bildiği İnterStar grubunun matbaası da tamamen baskıya hazır hale getirilmiştir, Zaman gazetesinin matbaasının inşaatı sürmektedir. Türkiye gazetesi sıradadır. Tüm bunların dışında bazı büyük televizyonların stüdyo kurmaları da gündemdedir.Basının böylesine güçlü olduğu bir yerde, bir basın meslek örgütü olan Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nden de söz etmek istiyorum sizlere. Trabzon Gazeteciler Cemiyeti'nin bugün 103 üyesi vardır ve bunların zannedersem 95'e yakını Sarı Basın Kartı sahibidir. Geri kalanlar da sadece 1475'ten, kadrolu olarak basın mensupluğundan geçimini sağlamaktadır. Cemiyetimize, basın mensubu dışında iş yaparak hayatını, geçimini sağlayan hiçbir arkadaşımız
üye olamamaktadır. Ama biz bugün yerel basında, ulusal basında kadrosuz olan arkadaşlarımızı da aynen üye olarak bünyemizde barındırmasak da her türlü sosyal haklarımızdan onları da yararlandırmaktayız. Onun daha ötesinde bölgemizdeki bütün, özellikle fahri muhabirlik yapan arkadaşlarımızla sürekli ilişki içinde bulunarak, basın mesleğinin daha güçlü olabilmesi için sosyal ve ekonomik bir takım aktiviteleri yerine getirmenin uğraşını vermekteyiz.Bilginin, her şeyin başı olduğunu konuşmamın başında ifade etmiştim. Biz bu anlamda Trabzon Gazeteciler Cemiyeti olarak Uğur Mumcu Armaştırmacı Gazetecilik Vakfı'ndan esinlenerek, onların uygulamış oldukları birtakım programlardan esinlenerek, Trabzon'da 30 günlük bir eğitim semineri gerçekleştirdik. Bütün konular
da bilgilendirme yaptık. Bunlar hem güncel konulardı, hem mesleki konulardı. Böylesine bir programı, elimizde mevcut, hangi ilden talep gelirse gelsin, illere giderek bu programı Trabzon Gazeteciler Cemiyeti olarak, her türlü sorumluluğunu yüklenerek gerçekleştirebiliriz. Bunu yaparken, Ankara ve istanbul'da görev yapan değerli abilerimizden de yararlanabileceğimizi biliniz.Trabzon Gazeteciler Cemiyeti, kent merkezinde, Otel Özgür'ün yanındadır. Hepinizi burada bulunduğunuz süre içerisinde, açık olan, Cemiyetimize gelmeye, arkadaşlarımızla sohbet etmeye, kaynaşmaya ve kahve içmeye davet ederken, konuşmamı bugün üzerinde hür ve bağımsız yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti'ni bize bırakan Mustafa Kemal Atatürk'ün bir kaç sözüyle bitirmek istiyorum.
Hepimizin bil
diği gibi "basın milletin ortak sesidir" sözünü bugün yapmış olduğumuz seminere uyarlanabilecek olan bir başka sözü, Atatürk'ün "Bilgi kuvvettir" sözünü, bilgili olduğu için kuvvetli olan basın mensupları, benim meslektaşlarım, milletin ortak sesi olarak daima sorumluluklarını en üst düzeyde hissedecek, yine Atatürk'ün dediği gibi, "kendiniz için değil bağlı olduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız, çalışmaların en yükseği budur." Böylesine toplumsal sorumluluk duyan bir mesleğin mensubu olmaktan gurur duyduğumu ifade ediyor, Trabzon'a geldiğiniz için hepinize tekrar hoşgeldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.