"HABERCİLİK İLKELERİ VE NTV ÖRNEĞİ"
Tayfun ERTAN
NTV Genel Yayın Yönetmeni
Günaydın... İsmet Berkan ve benden sonra gelecek İsmet Solak arasında sandviç olmak hoş değil, biraz rahatsız edici bir duygu. Ama benim işim zaten bu galiba. Sabahın erken saatlerinden başlayıp gecenin hayli ileri bir saatine kadar hep sandviç olmak gibi bir iş. Bir tarafta kanalın daha üst seviyelerindeki kişileri, diğer tarafta editörler, bir tarafta muhabirler ve ben de itfaiyeci rolü oynuyorum galiba. Biraz yangın söndürmece işimiz. O arada haberle boğuşuyoruz. İşte zaman zaman doğru, zaman zaman yanlış ama hızlı kararlar vererek, bir yayın yapmaya çalışıyoruz.
Ben burada tamamen kişisel deneyimimden söz edeceğim. Çünkü NTV, kendi başına yaşayan bir organizma haline geldi. Eskiden bu kanal koşsun, kimliğini bulsun, rahat bırakalım, zorlamayalım diyorduk. Şimdi benim, o dizginleri tutarken ellerim acımaya başladı. Çünkü alıp başını gidiyor, onu tutmak hayli zor bir iş. Dolayısıyla bu süreç içinde ben televizyon haberciliği adına epey şeyler öğrendim, onları aktarayım. Biraz takır tukur bir konu, bu, habercilik ilkeleri diye düşünebilirsiniz ama benim açımdan hergün yaşayan bir konu. Dolayısıyla oradaki deneyimler dönüp bize şu ya da bu şekilde yararlı olabilirse bu hoş olacak.
1997 Ocak ayında başladı NTV yayınına ve gerçekten de bir ilk oldu. Bu ilk sözcüğünü ben pek sevmiyorum, fakat daha önce böyle bir kanal yoktu. Sadece haber üzerine konsantre olmuş bir kanal. O anlamda hakikaten bir ilk oldu. Kimliğini hızlı bir şekilde belirlediğine inanıyorum. Belli bir yer edindi ve genel bir beğeni düzeyi tutturdu. Eleştirilecek pek çok yanı var, kaydedilecek daha çok yolu var. Ben en azından o görüşteyim, ekrana sürekli o gözle bakmaktayım ve şimdi NTV`nin rakipleri çok yakında karşımızda olacaklar. Bu yıl sonu itibariyle yine büyük yayın kuruluşları kendi haber kanallarının hazırlığı içindeler. Bunları çok uzun zamandır duyuyorduk ama artık çok somut düzeyde karşımıza gelecekler.
Başta bazı sorular vardı, acaba siz böyle başladınız ama bunu sürdürebilecek misiniz gibi? Çünkü üslup olarak daha farklı bir üslup benimsediğimiz açık. Onu geçtik, o soruları aştık artık, aşağı yukarı tutarlı kabul edilmeye başlandı. Bu önemliydi. Çünkü bir televizyon kanalının gazetelerde olduğu gibi varlığını sürdürebilmesi için nihai olarak kendisini maddi anlamda da ayakta tutabilmesi gerekiyor. NTV yavaş yavaş o noktaya da gelmeye başladı. NTV kar yapan bir kuruluş değil. Kar yapsa ne kadar yapacaktır, onu da bilmiyorum. Beni çok fazla ilgilendiren konular da değil bunlar ama acaba bu bir macera değil mi? Nasıl diğer kanallar karşısında, tabii ki özel bir televizyon kanalı olarak reklam çekeceksiniz ve bu sorun aslında galiba çok da gerçekçi olmayan bir sorun haline geldi. Yani böyle bir sorunu yaşamayacağımızı anlıyorum. En azından kendimizi ayakta tutacak kadar. Yoksa büyük paralar isteyen bu alt yapı yatırımlarının leasing şekilde geri ödemelerini yapar halde değil NTV. Ama NTV artık kendi cebine giren parasını harcayan, dolayısıyla o parayla yetinen bir kanal haline gelmeye başladı. Bu güzel bir şey oldu aslında.
Çünkü bu, NTV'nin sadece yaşaması anlamında değil. Televizyonlar ve reyting dediğimiz ve reytingin de tabii reklama bağlantısının mutlak bir organik bağlantı olmadığını belki ortaya koyması açısından önemli bir mesele. Yani sizin reklam alabilmeniz, ayakta kalabilmeniz için illa da böyle uçan, yüzen, dev büyük reytingler, sayılar peşinde koşmanıza gerek kalmadı. Medya anlamında galiba iyi bir şey oldu. Bence kanalın en temel ögesi, yani NTV`yi NTV yapan, galiba haberciliği hakikaten çağdaş ve evrensel ilkelere, olabildiğince ve bilebildiğimiz ölçülerde, kendi kapasitemiz içinde, bağlı kalmaktan geçtiğine inanıyorum. Ve Türkiye`deki habercilik, televizyon haberciliği, özellikle o konudaki tüm sorunların büyük ölçüde buradan kaynaklandığına inanıyorum. Yani yapay yasaklamalardan vs. geçtiğini sanmıyorum, televizyon haberciliğinin kalitesinin artmasını.
Başka ögeler daha var galiba. Bir kanalın nasıl yönetildiği ve o kanalın sahibinin nasıl bir üslup benimsediği. Bunu NTV açısından söylemiyorum ama buna döneceğim, galiba habercilik açısından patronaj meselesi, gazetenin ya da bir televizyon kuruluşunun sahibinin kendi gazetesine ya da televizyonuna nasıl baktığı tabii ki o kanalın rengini, havasını, birinci dereceden etkileyecek bir faktördür. Yani biraz önce büyük bir laf edip, "sorun işte haberciliğin evrensel ve çağdaş ilkelerini uygulamaktır" dedim ama bu evrensel ve çağdaş ilkeler maalesef havada yüzen ve bizim yakalayıp uygulayalım diyebileceğimiz şeyler değil. Bunlar çok sağlam bir yere, zincire demirlenmiş şeyler. Siz sonsuza kadar çağdaş ve evrensel habercilik ilkelerine uyan bir insan olabilirsiniz, onu uygulamak isteyen birisi olabilirsiniz ama çok farklı yönlere savrulabilirsiniz de. Ki bence Türkiye basını bu anlamda da, genel anlamda, bu sorunu birinci elden yaşadı. İşte ne bileyim haberlere ilginin azalması, gazetelerin tirajlarının belki düşüşü bile buralarda aranması gereken bir mesele.
Diğer unsur; NTV`nin kuruluş çalışmalarına başlaması daha iki yıl olmadı. Galiba Nuri Çolakoğlu ile benim ilk temasım iki yıl önce Temmuz ayındaydı. Sonra Eylül ayında biraraya gelerek başladık çalışmaya. Ben insan ögesine saygının çok önemli bir unsur olduğuna inanan bir kişiyim. Maalesef yine medyada genel olarak insanlarımıza pek iyi davrandığımız görüşünde değilim. Özellikle insanlar itilip kakılıyor, gerçek değerleri tanınmıyor. Bunlar yapılmadığı zaman, "nerede çalışacağım ben, hangi masada oturacağım, geldiğimde nasıl bir iş tanımıyla karşılaşacağım"ı bilmeyen bir insandan siz verim bekleyemediğiniz gibi, o insanı aslında tabii ziyan da ediyorsunuz gibi düşünüyorum. Ben NTV örneğinden bahsettiğim için söylüyorum. Bu bir haber kanalıydı. Ancak ilk gününden itibaren, kuruluşundan itibaren, birinci önceliğimiz haber olmasın dedim. Dolaylı bir nedenle biz önce insanlarımıza iyi davranmalıyız. İnsanları, bu da insani duygulardan kaynaklanan bir nedenle değil. Yani insanlar, burada çalışanlar, ne iş yaptıklarını bilsinler, onunla ilgili yetkilerini bilsinler, sorumluluklarını bilsinler ve ondan sonra onlardan iş bekleyelim. Çünkü o zaman haber de gelir programlar da gelir, her şey de gelir. Ama o ögenin olmadığı yerde maalesef haber de gelmeyecektir diye düşünüyorum.
Şimdi habercilik ilkelerine hızla bir bakmakta yarar var. Bunlar soyut gelebilir biraz, uzak gelebilir. Ama hakikaten bunları tekil tekil her gün yaşadığım için, bunların soyut ve havada yüzen gezen şeyler olmadığını, hakikaten somut şeyler olduğuna inanan birisiyim. Ve özellikle Türkiye`de televizyon haberciliğine getirdiğimiz eleştiriler ortada olduğu için, benim de kuvvetli eleştirilerim var, dolayısıyla bunların üzerinden hızla gitmek istiyorum. En azından bu özellik NTV`yi NTV yapan örneklerin en başında geliyor olsa gerek diye düşünüyorum.
Artık habercilik ilkelerine, yani bu evrensel ve çağdaş habercilik ilkelerine, uyup uymama aslında bir tercih meselesi değil galiba. Bu çok bilinçli bir şekilde ve hepimiz açısından geçerli. Yerel ve ulusal gibi bir ayırım yapılması mümkün değil. Çünkü artık bunun tercih olmadığının belki de bir örneği ve maalesef üzücü bir örnek, bu ilkelere bağlı kalmamak insan hayatına mal oluyor. Daha önce Diyarbakır`da yaptığımız konuşmada biraz ayrıntıyla bunun üstünde durmuştum, ama İstanbul`da She Bar'da bir barmen, bir televizyon haberine konu oldu ve ertesi gün saldırıya uğrayarak öldürüldü. Dolayısıyla bu habercilik ilkelerinin aksaması, bunlara uymamak işte bu nedenle tercih nedeni değil. Çünkü artık insan hayatına mal olabiliyor. Ve bu evrensel ilkeler dediğimiz de, böyle bir yazılı listemiz var da, işte bu haberde üç numaralı ilkeyi uygulayalım ya da yedi numaralı ilke burada geçerli olsa gerek, diyebileceğimiz bir şey de değil. Bu büyük ölçüde sağduyu meselesi ve bunların herbirini tekil tekil örneklerde, kendimizin somut düzeyde yorumlaması gerekiyor ve bu bizlere kalmış bir şey. Biraz vicdan, biraz sağduyu, biraz da tabii gazetecilik deneyiminden gelen bir birikim olsa gerek.
Diyarbakır`da vermiştim, o zaman sıcaktı örneği Ankara`da bundan birkaç ay önce memurların eylemi vardı ve bizim Kızılay Meydanı'na yerleşmiş kameralarımız bulunuyordu ve buradan canlı yayın yapmaktaydık. Sonra akşam olduğunda polisin müdahale edeceğini, panzerlerin harekete geçeceğini anlayınca yayından çıkmamızın doğru olacağını düşündüm ve yayını kestik. Yayını kesmemizle birlikte dört taraftan telefonlar yağdı bana; "Siz nasıl olur böyle bir canlı yayını kesersiniz? Kaldı ki siz haber kanalıyım diyorsunuz? Haber önünüzde oluşmakta, nasıl bunu kesersiniz?" diye sitemde bulundular.
Tabii burada ayırımı "canlılık" meselesinin altını çizerek vurgulamak istiyorum. Önemli olan öge bu. Yoksa o haberi vermemek, orada nasıl bir müdahale olduğunu yansıtmamak değil. Ama bunu canlı olarak yansıtmak ne kadar doğruydu? Birden bire orada insanlar ölmeye başlasaydı, panzerlerin altında ya da ne bileyim Türkiye`de cebinde silahla dolaşan çok sayıda insan var, birisi bir binanın camından o kalabalığa ateş etseydi de orada birileri ölseydi, acaba siz bunu seyretmek ister miydiniz? Acaba gözlerinizin önünde bu olay yaşansaydı, bunu canlı yayında futbol maçı izler gibi mi izleyecektik? Dolayısıyla benim oradaki kararım yayını kesmek oldu, bu olayı izlememek değil. Nitekim daha sonraki bültenlerde tüm ayrıntılarıyla bu olayın nasıl dağıtıldığı, arka sokaklarda polisle göstericiler arasında nasıl koşuşturmalar olduğu vs. bütün bunlar geldi ekrana. Ama burada "ca
nlılık" ögesi de önemliydi.Bu tür olayları günlük düzeyde çok yaşıyorum. Daha geçen gün İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal'a bir suikast girişiminde bulunuldu. Kendisi, işte bildiğiniz olay, şimdi bunu nasıl ele alacaksınız? Ben akşam diğer kanallara bakıyorum, bu zaten iki gün sürdü. Bir 45 dakikalık haber bülteninin acaba 30 dakikasını almalı mıydı bu olay? Çeşitli açılardan, yavaş çekimler ve işte bütün o görüntüleri hatırlıyorsunuz. Acaba bu öyle mi ele alınmalıydı? Bence yine hayır. Tabii ki bu olayda mesela kamu unsuru vardı, gayet meşru bir karardı orada Akın Birdal`ın kanla vurulmuş halini olduğu gibi ekrana yansıtmak. Burada onu gizlemeye, kapatmaya gerek duyacak bir neden yok. Bir trafik kazasında insanlar yandıysa, evet bunu göstermenin ben karşısındayım ama buradaki olay başka bir şeydi. Dolayısıyla bunu hiç saklamadan gösterdik. Ama yarım saat de bunu göstermedik. Niye göstermedik? Biz acaba, Akın Birdal olayını kastetmiyorum ama, insanları acaba can çekişirken göstermeli miyiz? Ya
da siz bu örnek, bu tekil olayda yarım saat, işte yakın çekimler, tekrar göstermeler, bir kez daha tekrarlamalar, canlandırmalar, bütün bunu yaparken acaba biz İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal`a yönelik saldırı olayını mı haber yapmıştık, yoksa herhangi bir kişinin vurulması olayına mı dönüştürdük bunu? Bence çok uzatarak, manasız şekilde hastahanelerin önünden canlı yayınlar vs. yaparak bunu kendi başına bir haber olmaktan çıkardık. Akın Birdal`ın vurulması olayı halinden çıkardık ve onun uzantısı nereye kadar gidiyorsa bunların incelenmesi, ortaya çıkartılması olayından çıkarttık, bir insanın can çekişmesi, vurulması, neredeyse sadistçe zevk alma gibi bir hale soktuk. Dolayısıyla biz haberin üstüne bir çarpı çekip çıktık.Şimdi televizyon teknolojisi günbegün ilerliyor. Yine birinci dereceden içinde yaşamaktayım ben. Diyarbakır'da bir büromuz var ve şu anda Diyarbakır bürosundan Ankara`ya görüntülü ve sesli haber aktarabilecek hale geldik. Bunu yaparken artık apling, bildiğimiz klasik yöntemi kullanmaya gerek olmadan, bilgisayar teknolojisiyle, bu dijital teknoloji dediğimiz şey çok yaşayan gerçek ve güçlü bir teknoloji, onu aktarabilir hale geldik. Trabzon`da büromuz var. Henüz telefon bağlantıları yeterli değil. Bunu Diyarbakır`dan yaptığımız şekilde yapmamıza imkan vermiyor ama bu hatların kalitesi iyileştikce, örneğin İzmir iyileşti, İzmir`den de yapmaya başlayabileceğiz.
Dolayısıyla televizyon yayıncılığı artık o bildiğimiz klasik teknolojiyi geride bırakan hem de çok ucuz maliyetlerle dünyanın dört bir tarafından haberi anında taşıyabilecek hale geldiği bir teknoloji halini alıyor. Bundan bahsedişimin nedeni, bu teknolojinin esiri olmanız da mümkün. Bu teknoloji size, ne bileyim insanların işte yatak odalarından canlı yayınlar yapma imkanını da veriyor, gizli kamera çekimleri yapma imkanını da veriyor. Ve bunları ne kadar kullanmalıyız, kullanmamalıyız bütün bunlara da dikkat etmemiz gerekiyor.
Yansızlık galiba çok önemli bir ilke habercilikte ve herkese, her olaya hakikaten eşit uzaklıkta durabilmek. Bu da böyle soyut bir laf gibi durabilir ama bunun canlı örnekleriyle ben her gün karşılaşıyorum. Her gün o haber, ben onu dememiştim, yanlış aksettiniz, o şöyleydi aslında diye sürekli dış dünyaya açıklama yapmam gerekiyor. Ama bu yansızlıktan söz ederken böyle bunu katı ve kuru bir yansızlık gibi anlamak da çok yanlış olacaktır. Örneğin bir sahtekarla bir mağdur arasında ben nasıl eşit uzaklıkta duracağım ya da işte ona söz verdim, buna da söz vermek durumunda değil miyim gibi bir yansızlıktan d
a söz etmiyorum tabii ki burada. Yansız olmayı, bir kere somut anlamda, adil ve hakça olmak anlamında kastediyorum.Haber ögelerinin tam olması yani bir haberi oluşturan unsurların tam biraraya gelmesi. Bu yansızlıkla birlikte parelel giden bir şey ve yerel basınla ilgili olarak bir kaç şey söylemek istiyorum en sonunda. Bu anlamda çok önemli, haber ögelerinin hepsinin biraraya gelmiş olması. Haberle yorumu mutlaka, mutlaka ayırdetmek lazım. Yorum, haberin bir parçası halinde asla ve asla kullanılmamalı bence. Ya da bir yorumdan çıkarak ona haber yakıştırmak dediğimiz şeyi, daha da büyük bir tehlike gibi görüyorum ki, yine bizim televizyon haberciliğimizde benim çok sık rastladığım bir mesele. Tabii ki hepimizin duyguları, hepimizin siyasi, sosyal bakış açıları var ama bunu mümkün olduğunca işin içine karıştırmamak gerekir. Haber içinde, eğer yaptığımız haber zaten insanların kafasında bir soru oluşturmuyorsa, siz manasız bir olayı takip etmişsiniz demektir. Biz bir haberden sonra umuyoruz ki sizin kafanızda
bazı sorular uyanacaktır. Ama o soruların yanıtını o haberlerin içinde vermek bize düşmüyor. Bu olsa olsa haber programlarının konusu olabilir. Biz soruları soralım sonra da İsmet ağabeye atalım, o soruları programında, gerçek kişileriyle, o soruları yönlendirerek, onların yanıtını arasın.Haberde sıfatın asla ve asla yeri olmadığı görüşündeyim. Örneğin bir siyasetçiden bahsederken buna `usta siyasetçi` demek ya da `deneyimli siyasetçi` demenin çok manasız olduğunu ya da işte ne bileyim Endonezya`daki olayları Ôdiktatöre karşı haklı bir başkaldırı' şeklinde nitelemenin çok manasız olduğu düşüncesindeyim.
Böyle atlayarak ve biraz karışık konuşuyorum ama temel bazı şeylerin mutlaka altını çizmem gerektiğini düşünerek söylüyorum. Canlandırma meselesi ve televizyon haberciliğinde bunu fazlaca manalı bulmuyorum yine. İzleyicinin kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramadığı görüşündeyim. Arşiv meselesi, aynı şekilde. Arşiv görüntüsü kullandığımız zaman mutlaka onun bir arşiv olduğunu, görüntünün bir tarafında belirtilmesi gerektiğine inanıyorum.
Şiddet ögesi maalesef çok yaygın bir şekilde televizyonlarda yer alıyor. Bir ayırımı yanlız iyi yapmak lazım. Beni televizyon ekranlarını temizleme bekçisi gibi algılamayın, bütün söylediklerimi. Biz hayli vahşi bir toplumda yaşıyoruz ve hele NTV gibi, ben haberle uğraşıyorum diyen bir kanalın, böylesi vahşi bir toplumun fotoğrafını çekmemesini, bunu yansıtmamasını düşünmek diye bir şey söz konusu değil. Ama şiddet ögesini, temel unsur olarak, bunun üzerinde oynayarak haber yapmaya karşı çıktığımı söylemek istiyorum. İşte ne bileyim tekrar etmeler, yavaşlatmalar, kamera oyunları bütün bunların hakikaten haber yapmakla pek bağlantılı olmadığı düşüncesindeyim ve aslında haberi haber olmaktan çıkartıp belki sizin yarattığınız bir şiddet haline de sokabiliyorsunuz. Evet insanların işte az önce örneğini verdiğim gibi can çekiştiği, öldürüldüğü, idam edildiği ya da gözler önünde intihar ettikleri sahneleri açık açık kullanmayı haklı gösterebilecek bir gerekçe, habercilik ge
rekçesi olduğunu sanmıyorum.Türkiye`de televizyon haberciliğine bir de "ilginçlik" meselesi geldi. Benim ilginçliğin nasıl bir ilke olduğunu görmem mümkün değil. Kastım da şu; biliyorsunuz bir ara moda oldu ve bu modalar yaygınlaşıyor ve maalesef sizlere kadar ulaşıyor, onun için de bu noktayı vurgulamak istiyorum. Bir zamanlar kanallarda konuşan böcekler, kuşlar, anne diyen kediler gibi bir moda doğmuştu. Buradaki bütün mesele, bu ilginçlikle haber arasında hiçbir bağlantı yok. Allah`tan bunlar biraz temizlendi. Sonra özürlü bir takım insanları gülünecek ya da eğlenilecek bir meseleymiş gibi ekranlara taşımak. Bundan bahsetmemin nedeni tabii ki İstanbul`da, Ankara`da haber bültenlerine giren haber tanımlamaları sizleri de o tür haberlere eğilme anlamında kaçınılmaz olarak itiyor olabilir. Dolayısıyla bunu düzeltme birazcık da size düşüyor galiba. Haber merkezlerini, haber editörlerini ne bileyim işte konuşan kedi yerine başka bir unsuru daha çekici kılabilir miyiz? Bu editörler açısından, sizin de birazcık
kafalarınızı galiba yoklamanız gerekiyor diye düşünüyorum.Bültenlerde sık sık folk-spot dediğimiz olayla karşılaşıyoruz yani "halkın sesi". Bir olay karşısında kamerayla sokağa çıkmak ve işte "siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?" demek gibi bir uygulama var. Bunun bir kamuoyu yoklaması olduğunu kabul edeceğim ama bunu bir kamu yoklaması gibi almak çok yanlış. Bu unsuru olsa olsa, ne bileyim sevimli konularda kullanabiliriz, komik konularda kullanabiliriz. İşte dünya kupası gelmiştir, "Siz hangi takımı tutuyorsunuz?" diye bir soru sorabilirsiniz. Ama siyasi anlamdaki konulara gidip, ya da sosyal konulardaki görüşlerini sokakta insanlara sormanın ve bunun üç beş tanesini getirip oraya "işte bu hoşumuza gitti" diye biraraya getirmenin kötü olduğunu düşünüyorum. Ne kadar heyecanlı bir takım şeyler söylerlerse söylesinler.
Şimdi o son noktalara bir kez daha dönüp bitireceğim. Başta söylediğim yani bu habercilik ilkeleri tabii uzar gider. Onun için söyledim, bu bir deneyim artı sağduyu ve vicdan. İşte muhabirlerinize, editörlerinize olabildiğince dikkatli olmaları tavsiyesi ve onlarla birlikte çalışarak, bir güven ortamı oluşturduktan sonra buna dayanarak, artık güvenerek haberleri vermekten korkmamanız acaba doğru mudur, yanlış mıdır? Habercilik ilkeleri böyle bir şey, yaşayan bir şey. Her gün ve tekil tekil her haberde yeniden yorumlanması gereken şeyler. Ama tekrar döneyim bunların hangi ortamda uygulandığı ve sizin var olduğunuz kuruluşunuz ve o kuruluşun habere hakikaten haber olarak bakıp bakmadığı önemli. Y
oksa ben acaba şu konuda, şöyle bir haber yapmalı mıyım? Kendi bambaşka bir çıkarım açısından meselesi de çok çok önemli.Habercilik ilkeleri kendi başına, siz ne kadar sadık kalırsanız kalın sizi bir yere götürmeyebilir. Ama tabii ki bir gazeteci, bir haberci olarak dönüp, "tamam yani bu ilkelere uymayan bir yerde de ben yokum" diyebilmek de zor. Çünkü bu dünyada öyle bir yerden çıkıp bir başka yere gitmek o kadar da kolay değil. Uzun süre işsiz kalmayı göze almak o kadar da kolay değil. Yani bütün bu gerçekler herbirimizin tekil örneğinde nasıl vicdan muhasebelerine yol açıyor? Maalesef bunlar tekil sorunlarımız.
İnsan ögesine, yani haberciye saygı unsurunun hakikaten önemli olduğuna inanıyorum ve bizim medya dünyasında bunun üzülerek çok da fazla olmadığını söylemek durumundayım. Bütün bunları aslında, peki böyle umutsuz bir tablo mu çıkıyor? Hayır ben Türkiye`de televizyon haberciliğinin hepsi hepsi 6-7, bilemediniz 8 yıllık bir geçmişi var ve ciddi ilerlemeler kaydedildiği düşüncesindeyim. Çok sert eleştiriler getirsem bile bazı haberlere, en azından özel televizyon kanallarının Türkiye`de demokrasi geleneğinin yerleşmesi açısından çok önemli rol oynadığına inanıyorum.
Kaliteli insan bulmak, bunları yetiştirmek ve kurumsallaşmak galiba çok önemli. Büyük paraların konuşulduğu, insanların işte altı ay, bir yıl bir yerde çalışıp ondan sonra, "orada çok güzel bir iş yaptı getirelim bu kanalda da iyi bir iş yapsın" üslubunun kırılması ve değişmesi lazım. Kanallarda belli geleneklerin oluşması lazım. Ancak o zaman kaliteli insan yetiştirmenin mümkün olabileceğine inanıyorum. Çünkü kaliteli insan bulmanın zorluğunu da birinci elden yaşıyorum.
Ve madem Trabzon'dayız, madem Türkiye`de genel anlamda işte büro sayısını artırmak ve yurt düzeyindeki haberleri ekrana taşımak gibi bir iddiası olan bir kanaldayım, size söylemem gereken bazı noktalar olduğuna inanıyorum. Yerel basın, Diyarbakır'da da aynı sorularla çok karşılaştık, burada da aynı sorularla karşılaştık. İşte İstanbul'un uzaklığı ama her anlamda uzaklığı, yani sadece mesafe değil aynı zamanda size ilgi göstermemesi, sizi belki dinlememesi, belki İstanbul'a ulaşamamak gibi eminim burada hepinizin bu tür sıkıntıları var. Bu sıkıntıların hepsi de gerçektir. Ancak benim de sizlerle bazı sıkıntılarım var. Onu belki söylemekte yarar var. Haberin, ben yerel düzeyde ögelerinin tam olarak oluşmaması nedeniyle bazı haberleri, önemli haberler olsa bile kullanamaz halde oluyorum. Dolayısıyla haber ögelerinin tam olması çok önemli, bir bültende yer alabilmesi, kullanılab
ilmesi için. Benim de sizlerle böyle bir sorunum var. Kamera kullanımı bile, bu çok alakasız bir şey olabilir ama öyle değil. Özellikle televizyonda çalışanlar için kamera kullanımlarında işte sağa sola dönmeler, zoom girmeler, çıkmalar... Ne olur lütfen, bu iyice tuhaf bir seviyeye indi. Ama bunlar bu kadar gerçek, sizlerin ulusal televizyon dünyasında haberlerinizin yer alması açısından. Şu kameralarınızı lütfen fotoğraf makinası gibi kullanmaya başlayın. Tutun ve durun, çevirmeyin sağa sola, oynamayın, onar saniye tutun, o görüntüler onun içine girer zaten ve inanın çok daha iyi sonuç alacaksınız. Yani oynayan, titreyen, sağa sola giden, zoom giren, çıkan görüntülerle ben haber yapamıyorum maalesef.Yerel basınla ilgili yine sizlerle ilgili, siz beni eleştirin ben onlara hazırım öğleden sonra. Bunun için ben peşin peşin benim size dönük eleştirilerimi söyleyeyim. Bu aynı zamanda, bunlar bir yere gidebilirsek hep birlikte gideceğiz. Çünkü maalesef şu anda evet Ankara ve İstanbul ağırlıklı gidiyor. Ama onun kusurunu biraz sizde de aramanız lazım. Lütfen haberin sadece siyasi olması gerekmiyor. Haber haberdir. Magaziniyle, cinayetiyle, intiharıyla, şiddetiyle, hepsiyle. Ama bütün bunların boyutları ve ögeleri doğru dürüst biraraya getirilebilirse, her haberin yeri var bültenlerde. İlla dünyayı yıkan haberler bulmanız gerekmiyor. Ama mesela bu bölgede yük, kadınların yük taşıması meselesi. Sırtlarında, bu çok önemli bir haber bence. Benim hiç tereddüt etmeden, iyi işlendiği takdirde, kullunabileceğim bir haber.
Ben size söylüyorum, Ankara haber trafiğinin çok da yoğun olmadığı birgün ben bunu birinci haber yaparım. İki üç tane ögesiyle destekleyerek bunu birinci haber yaparım. Siyasilerin bu konudaki düşünceleriyle destekleyerek, ne bileyim bazı toplum bilimcilerinin düşünceleriyle destekleyerek ve sizin buradan getirebileceğiniz ögeleri de bunun içine katarak, birinci haber yaparım ve kullanırım. Dolayısıyla o ufkumuzu biraz genişletmemiz lazım. İlla yolsuzluk haberleri, illa işte derelerimiz yine kirlendi, biliyorum bütün derelerimiz maalesef kirli ve ben bu haber, haber olmaktan biraz çıkıyor ve o tür haber benim çok da fazla ilgimi çekmiyor. Çevre konusu ne kadar önemli olursa olsun, ne kadar bu konuda duyarlı olursak olalım. Ama ben işte şu dereye de şimdi atıklar karıştı, biliyorum karışmıştır doğru, bir kere de yaparız ama bunu takip edemeyiz. Dolayısıyla sizin de bir kez daha, ne oluyor burada meselesine, belki farklı bir gözle bakmanızda yarar var. Çok uzattım. Çok teşekkür ederim.