İsmet Gürbüz CİVELEK
Trabzon Valisi
Sayın Rektörüm, Sayın Genel Müdürüm, Türk ulusal ve yerel basınının çok değerli yöneticileri, temsilcileri, sizleri, Doğu Karadeniz'in fikirlerde, kalplerde hakkı teslim edilerek merkezi konumunda olan, tarihi, kültürü, sosyal yapısı itibariyle özel bir yere sahip olan güzel vilayetimiz Trabzon'da böyle
çok anlamlı ve sonuçları açısından da yararlı olacağına inandığım bir seminer münasebetiyle ağırlamaktan, sizlerle birlikte olmaktan duyduğum samimi memnuniyeti ifade ediyor, hepinize hoşgeldiniz diyorum.Değerli konuklar...
Biraz önce Sayın Genel Müdür veciz, güzel, anlamlı konuşması ile biraz da lütufkar davranıp bize hakettiğimizden fazlasını teslim etti. İfade etmeliyim; vilayetlerin, geniş bir yorumla, görevleri içine sokulmayacak hiçbir şey yok gibi. Hatta geçenlerde Araklı'da vatandaşlarla sohbet e
derken çocuklar etrafımıza geldiler. Sordum birine, "Vali kim?", dedi "sensin", dedim "Vali ne iş yapar?", bir an düşündü, cevap verdi: "Ne iş yapmaz ki". Ama buna rağmen Vilayet olarak ve kişisel olarak basına atfettiğimiz bu önem nedeniyle, ama bundan öteye ifade etmeliyim, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün şu an başında olan çok değerli dostum, arkadaşım Sayın Aydın Sezgin'in izlediğimiz çok başarılı çalışmalarına mütevazi bir katkı olur mülahazasıyla böyle bir faaliyetin tarafı olduk. Ben Trabzon yönündeki bu tercihlerinden ötürü kendilerine teşekkür ediyorum. Trabzon'da bu seminerin düzenlenmesinin öncesinde ve arifesinde çok ciddi gayretler gösteren sektörün mensubu değerli mesai arkadaşlarıma, Gazeteciler Cemiyetimize, her zaman olduğu gibi üniversitenin imkanlarını bu çalışmaya açan çok değerli Rektörümüz sayın Tüdeş'e teşekkür ederim...Efendim biraz sonra basının saygın otoritelerini dinleyeceksiniz. Onların basın hayatı ile ilgili değerlendirmeleri öncesinde haddimi aşmadan bir kaç hususu değerli görüşlerinize sunmak isterim:
Popülist bir yaklaşımın ifadesi değil, ama demokrasi açısından basın ve basın hayatı, olmazsa olmaz önem taşıyan bir güçtür, altını çizerim, güçtür. Fakat ben tartışmanın, bu gücün kaçıncı güç olduğu noktasında değilim. Bir güç, kendini Cumhuriyetin ilkelerinin sınırladığı bir çerçevede ve hukuk anlayışı ile sınırlıyor, demokratik değerlere saygı duyuyor; ama demokratik değerlere saygı duyuyor iddiasıyla, tabirimi lütfen mazur görün, nalıncı keseri gibi o demok
ratik değerleri hep kendine yontmuyorsa, o zaman o gücün şu güce kıyasla daha iyi, daha zayıf olması falan önemli değil. Fert olarak inanıyoruz ki, demokrasinin güçlenmesi, hatta Cumhuriyet örneğimizde şöyle geriye doğru 75 yıl baktığımız zaman, hatta ve hatta daha öncesine de gideriz Türkiye'deki basın hayatının başlangıcında olumlu ve olumsuz yönleri ile Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet hareketlerinde, basın mensupları çok önemli, dinamik ve yönlendirici bir rol oynamışlardır. Hemen yakın tarihimizde, kafaları karıştırmamak için periyodu biraz uzun tutayım, diyelim ki 20 senede Türkiye dönüm noktalarından bazen basının zorlaması, bazen onurlu bir hakemliğe soyunması, bazen de Türkiye'de olmayan batıda yaygın haklı bir denetleme kurumu, Ombudsmanlık diye tabir ederler, o görevle kanunun, demokrasinin hizmetinde olmuştur. Efendim bu kadar önemsediğimiz bir sektörün gücünü, sadece ona lütfen verilen bu değerlerle değil, bizatihi mensuplarından alması hiç tartışmasız bir gerçektir. O varlığı oluşturan, netice itibariyle bireydir. Bireyi gözardı ederek, bireysel değerleri gözardı ederek oluşturulan bir sosyal topluluk, sosyal kimlik kanaatimce zayıftır.Siz değerli konukların affına sığınacağım. Sizlerin yeterliliğini burada tartışmaya açacak ehliyette görmüyorum kendimi. Ama hepsi bir yana bir gazete okuyucusu olarak şunu ifade edebilirim ki, basının bu anlamda güçlülüğü, mensuplarının güçlülüğüne bağlıdır. Tabii toplumsal hayatta biz güçten bahsederken herkesin takdir edeceği gibi, bir pazu gücünden, fiz
ik gücünden falan bahsetmiyoruz. Birikimden bahsediyoruz. Mensuplarının ve özellikle yerel basın açısından mensuplarının kişisel yeterliliklerinden, birikimlerinden bahsediyoruz. Yine özürle sözüme başlayarak devam etmek istiyorum. Trabzon ilimiz özellikle yerel basın anlamında 120 yıla varan tecrübeye sahip bir merkez konumundadır ve bugün bölgesel nitelikte, yerel gazeteleri, bölgesel yayın yapabilecek teknik donanıma sahip televizyonları, radyoları ile kayda değer bir varlıktır. Ama bu basın kuruluşlarında çalıştırılacak teknik elemanları bir tarafa bırakıyorum, yani tabirleri hatırlamakta zorlanırım, gazeteyi dizen veya işte yayına hazırlayanlar onları bir tarafa bırakıyorum. Ama orada istihdamda bir restorana garson alınıyor, bakkal dükkanına çırak alınıyor. İşte şu 10 lira istedi, şu 7.5 liraya daha ucuzdur gibi mülahazalarla hareket edilmesi, ciddi sıkıntılar yaratmaktadır. Basının ,gücünü önemle teslim ediyorum. Ama herhalde basın mensuplarının bireysel arayışlarının, hesaplarının görülme yeri de olmamalıdır. Oranın olmadığı gibi kamu otoritesini elinde bulunduran bizlerin de böyle bir şeye hakkı yoktur. Yani biz görevimizi icra ederken, sorumluluklarımızı yerine getirirken, kişisel önyargılardan, duygusallıklardan bağımsız olmak durumundayız. Dediğim gibi ben olayın sadece uzaktan izleyicisi olarak, mağduru sıfatıyla falan değil her zaman çok şükür iyi ilişkiler içindeyiz, Türk basını adına böyle bir atılımın önemli olduğunu görmekteyim.Şimdi Trabzon üzerinde çok değerli arkadaşlarım, gazeteciler cemiyeti mensupları bu tür eğitim faaliyetlerine önem veriyorlar, zaman zaman konferanslar, seminerler düzenliyorlar. Ama bu takdir edersiniz ki Türkiye'nin önemli Genel Müdürlüklerinden biri olan, yalnız saygınlığı ile değil, kaynakları açısından da güçlü o
lan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğümüzün yapacağı bu tür eğitim faaliyetleri ile karşılaştırılırsa çok adil bir iş yapamıyoruz gibi değerlendiririm. Dolayısıyla burada Sinop dahil olmak üzere Karadeniz'de bir kaç ilimizi kapsayan çok değerli yerel basın mensuplarının, ummaktayım ki kişisel birikimleri, çağdaş bir elekten belki bir daha geçirilecek, belki karşılıklı katkılarda bulunulacak. Aranızda komşu illerin çok eski gazetecilerini görüyorum, ama lütfen onlar aklından şunu geçirmesinler; "Ama efendim bizim 30, 40 yıllık tecrübemiz var, bize ne verilecek" gibi. Takdir edersiniz ki öğrenmenin sonu yoktur. Herkes öğrenmek ihtiyacındadır. Öğrenmenin sonunun geldiği noktada, bana göre insan hayatının anlamı da kalmaz. Bu düşüncelerle, seminerin yararlı olabileceğini değerlendirmekteyim. Ve sıkça büyük Türkiye derken, bütün sektörleri ile büyük Türkiye, yoksa ülkenin ortalama şartlarının dışında iyi polis, iyi yargı, iyi kaymakam, iyi sağlık hizmetleri olmaz. Ve o genel ortalamada sağlanacak seviyede basın hayatı, basın kuruluşları ve mensupları fevkalade önemlidir diyorum. Ve böyle bir çalışmanın ilimizde düzenleniyor olmasından dolayı duyduğumuz onuru ve mutluluğu bir kez daha ifade ediyorum. Seminere eğitici olarak iştirak edecek olan değerli konuklar, bir kısmı daha geldi, gelecekler, hepsi zahmete girmiştir. Ben de kendi payıma diyebileceğim kadarıyla, kendilerine şükranlarımı ifade ediyorum. Seminerin başarılı ve yararlı geçmesi dileklerimle saygın topluluğunuzu en iyi dileklerimle, saygılarımla selamlıyorum.