DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRSİN AVRUPA

Suriye mülteci krizi, mültecileri kabul etme ve koruma sorumluluğunu paylaşma konusundaki isteksizliğin iyi bir göstergesi. Türkiye yerlerinden olmuş yaklaşık iki milyon Suriyeli ile uğraşırken Avrupa Konseyindeki ülkeler birkaç yüz Suriyeli mülteciyi kabul etme konusunda tereddüt ediyor. Ermenistan, Almanya ve İsveç dışında, diğer 43 Avrupa ülkesinin yanıtı utanç verici oldu. Bütün bu olup bitenin içinde en rahatsızlık verici olanı ise -Türkiye dışında- Avrupa ülkelerinin Pakistan, Lübnan ve Etiyopya gibi daha fakir ve istikrarsız devletlerin karşılaştığı mülteci baskısını yaşamıyor oluşudur. Avrupa’nın kendi durumunu ve mülteci sorunu gerçekliğini iyi değerlendirmesi lazım. Avrupa Birliği, işe iltica ve göçe ilişkin yasalarını gözden geçirmekle başlayabilir.
DAHA İYİSİNİ YAPABİLİRSİN AVRUPA
Yayın Organı : The New York Times
Yayın Tarihi : 28 Haziran 2015
Ülke : ABD
Yazar : Nils Muiznieks
Çeviri Şekli : Özet
Görsel Kaynak : AA

     Son yetmiş yıl boyunca, Avrupa ülkeleri, bir zamanlar savaşın ve zulmün harap ettiği bir kıtayı dayanışma ve insan hakları değerlerine göre yeniden inşa etmek için titizlikle uğraştı. Geçmişin suçlarını tekrarlamamak için kurumlar inşa ettik ve korunmaya ihtiyacı olanlara yardım etmek için taahhütte bulunduk.

     Bu süreç şimdi ters gidiyor. Avrupa’nın mültecilere verdiği şu anki yanıt, bu taahhütten açık bir şekilde sapıldığını gösteriyor. Göç o kadar tartışmalı bir konu hâline geldi ki, Avrupa projesi ve dayanışma cephesinden kalanları paramparça ediyor.

     Bu gerilemeyi birçok ülkede gözlemledim. Kısa süre önce İspanya, sınır muhafızlarının, Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol toprakları olan Ceuta ve Melilla’ya gelen göçmenleri kanuni prosedür olmaksızın geri çevirmesine izin verecek yasal değişiklikleri kabul etti.

     Macaristan’da hükûmet, mültecilerin yerel halkın işlerini “çaldığına” dair popüler önyargıyı besleyerek göçmenler ve sığınmacılar hakkında ırkçı bir poster kampanyası yürütüyor. Macar hükûmeti ayrıca göçmenlerin ülkeye girmesini engellemek için Sırbistan ile sınırına yaklaşık 4 metrelik bir çit inşa etmeyi planladığını açıkladı. Bu, Bulgaristan’ın hâlihazırda Türkiye ile olan sınırına yaptığı şeye benziyor.

     Fransa’da kronik olarak az finanse edilen mülteci kabul sistemi, birçok sığınmacıyı sokaklarda yaşamaya zorluyor. Avusturya’da hükûmet, görünüşte ülkeyi sığınmacılar için daha az cazip hâle getirmek ve diğer Avrupalı ülkeleri paylarına düşeni yapmaya zorlamak amacıyla, sığınma başvurularının işlenmesini durdurdu.

     Suriye mülteci krizi, mültecileri kabul etme ve koruma sorumluluğunu paylaşma konusundaki isteksizliğin iyi bir göstergesi. Türkiye yerlerinden olmuş yaklaşık iki milyon Suriyeli ile uğraşırken Avrupa Konseyindeki ülkeler birkaç yüz Suriyeli mülteciyi kabul etme konusunda tereddüt ediyor. Ermenistan, Almanya ve İsveç dışında, diğer 43 Avrupa ülkesinin yanıtı utanç verici oldu.

     Akdeniz’de binlerce kişinin ölmesi bile Avrupalı hükûmetlerin duruşunu değiştirmedi. Tek başına İtalya, göçmenleri boğulmaktan kurtarırken Almanya ve İngiltere gibi Avrupa Birliğine üye bazı ülkeler bunu sertçe eleştirerek İtalya’nın Mare Nostrum arama ve kurtarma misyonu gibi operasyonların başka göçmenler için bir mıknatıs görevi görebileceğini öne sürdü.

     Her ne kadar fikir ayrılığı yaşasalar da Avrupalı liderler, genellikle uygun olmayan bir şekilde militarist dil kullanarak göçü bir güvenlik sorunu olarak görüyor. Avrupa Komisyonu da Avrupa Birliği sınır ajansı Frontex’in göçmenlerin parmak izini alma, alıkoyma ve sınır dışı etme yetkilerini güçlendirme konusunda geçen hafta yaptığı öneride aynı yaklaşımı sergiledi.

     Daha da endişe verici olanı ise AB sınır kontrollerini “dışa yansıtma” veya dışarı yaptırma yolunda ilerliyor. Bu, ya zayıf bir demokrasisi olan ya da demokrasisi olmayan ülkelere, göçmenleri Avrupa sahillerinden uzak tutmaları için ödeme yapmayı içeriyor.

     Bu durum, aynı zamanda, zorunlu vize gereksinimi geri getirme tehdidini kullanarak AB üyesi olmayan Avrupa devletlerine de -özellikle Balkan ülkelerine-  Avrupa Birliğine iltica başvurusunda bulunan vatandaşlarının sayısını azaltmaları konusunda baskı uygulanması anlamına gelebilir. Bu taktikler, genellikle Avrupa’nın çevresindeki devletler tarafından sınır geçişlerinde göçmenleri defetmek için etnik fişleme, seyahat belgelerine el konulması ve fiziksel tedbirler gibi yasa dışı önlemlerin benimsenmesine yol açtı.

     Bütün bu olup bitenin içinde en rahatsızlık verici olanı ise -Türkiye dışında- Avrupa ülkelerinin Pakistan, Lübnan ve Etiyopya gibi daha fakir ve istikrarsız devletlerin karşılaştığı mülteci baskısını yaşamıyor oluşudur. En fazla mülteci barındıran on ülke sıralamasında hiçbir AB üyesi ülke yok.

     Ama Avrupalılar sanki "işgal" edilmenin eşiğindeymiş gibi davranıyorlar.

     Avrupalı ülkeler oran algılarını kaybettiler. Tahminî 740 milyondan fazla bir nüfusla bu ülkeler, dünyanın en zengin ve istikrarlı devletleri arasındalar ancak yılda 600 bin mülteciyi kabul etme düşüncesi tarafından tehdit ediliyor gibi davranıyorlar.

     Avrupa’nın kendi durumunu ve mülteci sorunu gerçekliğini iyi değerlendirmesi lazım. Avrupa Birliği, işe iltica ve göçe ilişkin yasalarını gözden geçirmekle başlayabilir. AB; göçmenlerin Avrupa’ya yasal ulaşım yollarını, kolaylaştırılmış insani vizeler ve aile birleşimi kuralları gibi tedbirlerle artırarak tehlikeli rotalardan gelen göçmenlerin sayını azaltacaktır. Bu, göç kısıtlamalarının sert olduğu zamanlarda daha da zenginleşen kaçakçıların planlarını bozmaya yardımcı olacaktır.

     İlk olarak Akdeniz’de arama ve kurtarma operasyonları için Avrupa’nın idare ettiği bir Mare Nostrum misyonuna ihtiyacımız var. İkincisi Avrupalı ülkeler, özellikle zulümden kaçan ve koruma ihtiyacındaki insanların tekrar yerleştirilmesi gerekliliği konusunda BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin önerilerini daha canıgönülden kabul etmeli.

     AB, mültecilerin geldikleri ülkelerde göçün nedenlerini ortadan kaldırmaya yardım etmek için kalkınma politikaları da uygulamalı.

     Muhtemelen, en acil mesele göç ve iltica konusunda kamuoyunun endişesini gidermek. Kanaat önderleri ve politikacılar korkuya teslim olmak yerine sorunla ilkeli bir bakış açısıyla yüzleşmeli. Avrupa projesini hoşgörü, kabullenme ve dayanışma tanımladı. Bu sorun yüzünden bu ilkeleri şimdi terk edemeyiz.


     Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılacaktır.