Ben diğer Müslüman ülkelerin liderlerinden de Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın yaptığı gibi İsrail’in işgallerine ilişkin haritalar yayımlamaları ve aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin yaptığı gibi güçlü ve sağlam bir duruş sergilemelerini temenni ediyorum. New York’a gittiğimde bazı Müslüman ülkelerin büyükelçileri kendilerine uygulanan baskı ve tehditler altında New York’u terk etmişlerdi. Verdiğimiz kararları desteklediler ve o yönde oy kullandılar ancak tehditlere ve baskılara boyun eğip New York’u terk ettiler.
DIŞİŞLERİ BAKANI’NIN EL CEZİRE MÜLAKATI
Yayın Organı : El Cezire TV
Yayın Tarihi : 06 Şubat 2018
Ülke : Katar
Görsel Kaynak : AA/İsa Terli

     CEMAL EL ŞAYYAL (Sunucu): Günün Buluşması programının bugünkü konuğu Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu. Sayın Bakan, öncelikle katılımınız için teşekkür ediyoruz. Sayın Bakan, Suriye’de başlattığınız Zeytin Dalı Harekatı’nı sormak istiyorum, 2016 yılında da Fırat Kalkanı Harekatını yürütmüştünüz. Zeytin Dalı Harekatı’nda neyi hedefliyorsunuz?

     MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı): Fırat Kalkanı Harekatı ile DAİŞ terör örgütünün terörüyle mücadele ettik. Ülkede çok sayıda terör örgütü var ve bu operasyon çok başarılı bir operasyondu. Zira terörden temizlenen bölge, göçmenlerin güvenle kaçabilecekleri bir bölge haline gelirken, Uluslararası Kalkınma Programınının mensupları için de güvenli bir alana dönüştü. Bölge sadece Türkiye’den 70 bin göçmeni kabul etti. Bu göçmenlere olan desteğimiz devam ediyor. Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) unsurları Türkiye’deki birçok bölgeye roket saldırısı düzenlemeye başladı. Dün, 17 yaşında genç bir kızımız şehit düştü. Yapılan bu saldırılar bizim sınırlarımıza ve güvenliğine açık bir tehdittir. Onları ve geldikleri ülkeleri uyardık, ancak bu kışkırtmalarına devam ettiler. Bu noktadan hareketle uluslararası hukuk, BM ve Güvenlik Konseyi çerçevesinde bu harekata başladık.  

     SUNUCU: Sizi eleştirenler, Osmanlı ve yayılmacı bir proje çerçevesinde, Suriye topraklarını ele geçirmekle ve Türkiye’nin Suriye topraklarının bir kısmını işgal edip Türkiye’ye ilhak etmekle itham ediyorlar. Bu ithamlara cevabınız nedir?

     ÇAVUŞOĞLU: Ne bölgede ne de başka bir yerde Türkiye kadar, Suriye’nin de sınır güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunan bir ülke var. Şimdiye kadar yapılan bütün ortak açıklama ve bildirilerde Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin yanında durduğumuzu ifade ediyoruz. Uluslararası hukuk, BM kanunları ve Güvenlik Konseyinin bütün karar taslaklarının hepsi, sınır güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf etmesi için ülkelere hak tanıyor. İşte bizim yaptığımız şey de bu.  Oradaki terör örgütlerine karşı koyuyoruz. Biz asla ne Kürtleri ne Arapları ne Suriyelileri ne de Türkmenleri hedef alıyoruz. Siz, Uluslararası Asuriler Yüksek Konseyinin deklarasyonuna baktınız mı? Zira Asuri ve Hristiyanlardan gelen bilgilere göre söz konusu terör örgütleri, Hıristiyan gençleri zorla silah altına alıp Türk Silahlı Kuvvetlere (TSK) ve Özgür Suriye Ordusuna (ÖSO) karşı savaşmaları için baskı uyguluyorlar. Bu terör örgütleri aynı zamanda sivilleri tehcir ediyor ve mallarına el koyuyor. Bunlar terör örgütleri ve bunu idrak etmemiz gerekiyor. Suriye’nin toprağında veya malında bir gözümüz yok zira bizim için önemli olan terörü yok etmek ve bölgeyi terörden temizlemektir ve bu, aynı zamanda bölge ülkelerinin sınırlarını muhafaza etmeye ve Suriye’nin egemenliğine korumaya yöneliktir.

     SUNUCU: İzlediğimiz bazı görüntülerde TSK ve ÖSO askerlerinin terör örgütlerinden ele geçirdiği Amerikan menşeli silahlar yer alıyor. Türkiye’nin stratejik müttefiki olan ABD, Türk vatandaşlarını öldürmek için nasıl terör örgütlerine silah vermeyi düşünüyor. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

     ÇAVUŞOĞLU: Söz konusu silahlar PYD’nin ele geçirdiği silahlar değil zira bu silahlar ABD tarafından PYD’ye verilen silahlardır. ABD, DAİŞ örgütüyle savaşma bahanesiyle başka bir terör örgütünü kullandı. Biz Amerikalılara Fırat Kalkanı Harekatı’yla başka bir terör örgütüne ihtiyaç duymadan DAİŞ’in nasıl yok edilebileceğini ispatladık. ABD’den bu terör örgütlerine silah temin etmemesini talep ettik ancak bunu yaptılar. Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesinde bu örgütlere artık silah vermeyecekleri hususunda güvence vermişti. İki lider arasında yapılan son telefon görüşmesinde Trump, silah vermeyi durdurduklarını vurguladı. YPG ve PKK’nın kullandığı silahların çoğu ABD tarafından temin edilmiştir. Ancak bu silahlar Batı ve başka ülkelerden de geliyor. Açıkçası herkes, sahada bulunan bütün taraflara silah hibe ediyor veya satıyor.

     SUNUCU: ABD, Kürtleri müttefik olarak görüyor. Bu ittifakı durdurmak için neden önceden bir çaba harcamadınız? Yani bunun için Amerikalıların kullandığı İncirlik Üssü’nü kullanmamalarını talep edebilirdiniz.

     ÇAVUŞOĞLU: Bu, ABD tarafından terörle mücadele konusunda uygulanan çifte standarttır. ABD eski Savunma Bakanı Carter keza Genelkurmay Başkanı Dunford, PKK ile Suriye’deki YPG arasında bir farkın olmadığını itiraf etti. Nitekim PKK’yı bir terör listesine koyarsanız ve YPG ile bir farkının olmadığını söylerseniz ki bu, YPG’nin de bir terör örgütü olduğuna işaret eder. İşte bundan dolayı çifte standart söz konusu. PKK, Avrupa Birliği’nin terör listesinde olmasına rağmen Avrupa’da birçok kurum, siyasi parti hatta bazı ülkeler aynı Sosyalist ve Marksist düşünceyi paylaştıkları için PKK’ya destek veriyorlar. Maalesef bu, birçok siyasetçi, parti ve ülkenin çifte standardıdır. O zaman biz bu anlayış çerçevesinde terörü nasıl yok edebileceğiz? Konu, tehlikeli olmasına rağmen sadece ABD ile ilgili değil. Ancak ABD, terörle mücadele kampanyasında bütün dünyaya liderlik yapıyor ama aynı zamanda Suriye’de bir terör örgütüyle iş birliği yaparak çifte standart uyguluyor. Biz bu sorundan dolayı sadece ABD’den değil Avrupa’dan da muzdaripiz.

     SUNUCU: Suriye’nin özgürlüğü ve Suriye devriminin başarısı artık Türkiye’nin öncelikli veya önemli politikası olma konumundan çıkmış gibi zira Halep, Türkiye tarafından sağlanan desteğin kesilmesinden dolayı Esad rejiminin eline düştü ve bu durum başka bölgelerde de gerçekleşti. Bazılarına göre artık Türkiye’nin önceliğinin, Suriye devriminin başarısı değil, Astana sürecinin başarılı geçmesi keza Rusya ve İran’a yakınlaşmak olduğu söyleniyor. Bazı Suriyeli devrimci muhalifler sizleri onları yalnız bırakmakla suçluyor.

     ÇAVUŞOĞLU: Bir uyuşmazlık bulunmuyor keza Türkiye’ye yönelik herhangi bir ithamda bulunan bir Suriyeli grup görmüyorum. Ancak bazı civar ülkelerin Türkiye’nin halihazırda oynadığı rolden hoşnut olmadığını biliyoruz. Açıkçası biz, sivillerin ve muhaliflerin Halep’ten çıkmaları için yardım eden tek ülkeyiz ve bu konuda taahhütlerini yerine getiren Rusya ile beraber çalışıyoruz.

     SUNUCU: Sayın Bakan, ancak onlar güvende olacakları umuduyla Halep’ten İdlib’e yöneldiler ancak rejim ve Rus uçaklarının bombardımanı İdlib’e kadar uzandı.

     ÇAVUŞOĞLU: Evet, evet bu doğru. Zira ihlaller söz konusu ve ben bunu biliyorum. Ancak Türkiye’nin duruşunun değiştiği veya bu ihlallerin Türkiye’nin duruşundaki bir değişiklikten kaynaklandığına ilişkin kanı yanlıştır. Suriye Muhalifleri Yüksek Müzakere Kurulu, Suriye Ulusal Koalisyonu, Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi gibi ve diğerleri Türkiye’nin duruşunun değişmediğini ve muhaliflere olan desteğini kesmediğini gayet iyi biliyorlar. Astana veya Soçi süreçlerinden ne hedefleniyor ve sonuçlar nelerdir? Soçi’ye gitmedeki amaç, güvenin ve moralin yükseltilmesi, sıcak bölgelerde ateşkes anlaşmalarının pekiştirilmesi ve saldırılara son verilmesidir. Evet, İdlib’de ihlaller oldu ve Suriye rejimine garantör olanlara bu saldırıların durdurulması için talepte bulunduk. Şimdi burada sormak istiyorum: Halihazırdaki durum bir veya bir buçuk sene önceki durumdan daha iyi değil mi? Yani Halep olaylarından. Biz ihlallerden çok rahatsızız ve bu, siviller ve muhalifler için de meşru bir kaygı kaynağı. Onun için oralara gözlemci yerleştirmeye başladık. Soçi’den çıkan sonuçlar oldukça kabul gördü. Biz buradan çıkan sonuçları Astana süreciyle birleştirmek ve Cenevre’ye sunmak için çok çaba harcıyoruz. Soçi’den çıkan ortak deklarasyona bakarsak, Cenevre sürecine ve BM’nin 2245 sayılı kararına atıfta bulunduğunu görebiliriz. Bundan sonra bu toplantılar Cenevre’de yapılacak. Muhaliflerin anayasa üzerinde çalışması için anayasa komitesinin kurulması için yardım ettik. Komitenin veya ekibin kurulması için listeleri Sayın de Mistura’ya verdik. İşte bütün bunlar ve harcanan çabalar, Suriyelilerin siyasi bir çözüme varmaları için birer mesaidir. Bu toplantıları gerçekleştirmeden sahadaki saldırıların durdurulması veya çatışmaların hiddetinin azaltılması mümkün değildi. Onun için Astana ve siyasi süreç üzerine odaklanmamız gerekiyor. Nitekim Türkiye, çok yapıcı ve objektif bir rol oynuyor ve Suriye muhalefetini her alanda destekliyor. Muhaliflerde, Türkiye’nin rolüyle alakalı en ufak bir şüphe olsaydı Soçi müzakerelerinde kendilerini temsil etmek için bize vekalet vermezlerdi. Zira Türkiye, muhalifleri temsil eden tek ülkeydi ve bu, muhalifleri hiçbir zaman yüzüstü bırakmadığı anlamına geliyor.

     SUNUCU: Sayın Bakan, izin verirseniz bir başka önemli konu olan işgal altındaki Kudüs konusuna geçelim. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin işgal altındaki Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması halinde ülkesinin İsrail ile bütün ilişkilerini keseceği yönünde uyardı. ABD, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğuna ilişkin kararı imzaladı ve büyükelçiliğini Kudüs’e taşımayı hedefliyor. İsrail ile ilişkilerinizden bahsedebilir misiniz?

     ÇAVUŞOĞLU: Evet, İsrail ile ilişkilerimizi normalleştirdik ve onun için üç şart koymuştuk ve onlar bu şartları yerine getirdi. O zaman da bize, Türkiye’nin İsrail’e olan eleştirilerine devam edip etmeyeceğimiz soruldu. Biz de devam edeceğiz dedik. Zira İsrail, uluslararası hukuku ihlal ettiğinde, yasal olmayan yerleşim alanlarını genişletmeye devam ettiğinde veya Gazze’de veya Batı Şeria’daki Filistinlilere saldırılar düzenlediğinde Türkiye, buna karşı duracak ve İsrail’i eleştirecek. Zira ilişkilerimizin normalleşmesi İsrail’in yaptıklarını veya yapacaklarını kabul etmek anlamına gelmez. Geçen haziran ayında Kudüs’te olan bitene karşı Cumhurbaşkanımız İsrail Cumhurbaşkanını arayarak bu eylemlere son vermelerini talep etti. Güçlü bir duruş sergiledik ve akabinde bu eylemlere son verdiler. New York’taki BM Genel Kurulu toplantısında nasıl izole edildiklerini gördünüz. Zira bütün dünya o karara karşı durdu. Hatta Güvenlik Konseyinde bir tek ABD, karar tasarısına onay vermişti halbuki diğer 14 ülke karşı bir duruş sergiledi. İşte bu şekilde izole edildiler zira Güvenlik Konseyinin kararlarına karşı geldiler. Kaldı ki ABD, Filistin sorununda arabuluculuk rolü oynuyordu. Bu yüzden kendisinden dengeli ve objektif bir davranış beklenir. Ancak ABD, daha önce üstlenmiş olduğu bu rolü Filistin’e ve diğer ülkelere karşı kaybetmiş durumda zira duruşuna tekrar bir denge getirmesi gerekiyor. Biz dost, kardeş ülkelerle, Avrupa ve Hıristiyan alemiyle aynı zamanda Vatikan ile birlikte bu kararı yok hükmünde saymak, tatbik etmemek, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti’ni tanımak için var olan çabalarımızı sürdürüyoruz. Biz bu mesaimizi sadece Türkiye adına değil, dönem başkanlığını yürüttüğümüz İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT) olarak bütün Müslümanların adına yürütüyoruz.   

     SUNUCU: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’i uyarmasından sonra halihazırdaki ilişkileriniz ne düzeyde?

     ÇAVUŞOĞLU: Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın demeçleri ABD kararından sonra geldi yani öncesinde değil. Zira hala ilişkilerimiz ve büyükelçiliklerimiz var ancak ileride durum değişir ve İsrail Doğu Kudüs’e tecavüz etmeye kalkarsa o zaman hepimizin duruşlarını ve rollerini gözden geçirmemiz gerekiyor.

     SUNUCU: Gerçekten Trump’ın Kudüs kararından çok kısa bir süre içinde İİT zirvesi İstanbul’da toplandı. Zirvenin açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistinlilere ait toprakları Siyonistlerin yıllar boyunca nasıl çaldıklarını haritalar üzerinde anlattı. Özellikle Araplar ve Müslümanlar tarafından bu zirveden çıkan sonuç bildirgesi çok zayıf bir bildirge olarak telakki edildi. Bu denli zayıf deklarasyonlar, İsrail’in Filistinlilere ait toprakları çalmasını hızlandırmıyor mu keza Filistin halkına karşı cürüm işlemesi konusunda cesaretlendirmiyor mu?

     ÇAVUŞOĞLU: Yapılan açıklamalar zayıf değildi. Kimin bu şekilde düşündüğünü bilmiyorum, liderler mi halklar mı böyle düşünen?

     SUNUCU: Zayıflıktan kastımız şu: Deklarasyonda ilişkilerin kesilmesi ve büyükelçilerin geri çekilmesine yönelik bir çağrı yapılmadı.

     ÇAVUŞOĞLU: Birincisi, deklarasyon zayıf değildi. İkincisi, buradan çıkan kararları takip ettik zira Yemen ile birlikte Kudüs kararına karşı BM’ye sunduğumuz karar taslağı ele alındı. Ancak dediğim gibi BM Genel Kurulunda olan biten yeterli değildi zira bunu ileriye dönük bir adım olarak görüyoruz. Mesaimizi devam ettirmemiz gerekiyor. Yapılan açıklamalarda veya sonuç bildirgesinde bir sorun yoktu zira alınan kararların uygulanması ve takip edilmesi gerekiyor. Ben diğer Müslüman ülkelerin liderlerinden de Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın yaptığı gibi İsrail’in işgallerine ilişkin haritalar yayımlamaları ve aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin yaptığı gibi güçlü ve sağlam bir duruş sergilemelerini temenni ediyorum. New York’a gittiğimde bazı Müslüman ülkelerin büyükelçileri kendilerine uygulanan baskı ve tehditler altında New York’u terk etmişlerdi. Verdiğimiz kararları desteklediler ve o yönde oy kullandılar ancak tehditlere ve baskılara boyun eğip New York’u terk ettiler.

     SUNUCU: Sahnede olmayan ülkelerden biri Suudi Arabistan’dı. Müslüman olmayan ve Sosyalist olan Venezuela Devlet Başkanı Maduro İstanbul’daki zirveye bir katılım sağlarken iki Mescid-i Haram’ın ev sahibi ve Müslüman alemin temsilcisi olan Suudi Arabistan, zirveye bir dışişleri bakanını bile yollamaktan imtina etti.

     ÇAVUŞOĞLU: Belli bir ülkeyle ilgili bir yorumda bulunmak istemiyorum. Ancak ümmetimiz hangi ülkenin ne yaptığını keza Kudüs’e yönelik verilen karara karşı çıkanı, Kudüs’ün ve Filistinlilerin statüsünü muhafaza etmeye çalışan cesaretli liderleri yakından izliyor. Onun için belli bir ülkenin duruşuyla ilgili bir yorumda bulunmak istemem.

     SUNUCU: Körfez kriziyle ilgili konuşalım. Biliyorsunuz ki Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Mısır, Katar’a havadan, denizden ve karadan abluka uyguluyorlar. Birçok gözlemciye göre, Türkiye’nin Katar’daki askeri üssü olmasaydı Suudi Arabistan ve BAE Katar’ı işgal edecekti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

     ÇAVUŞOĞLU: Katar, Körfez İş Birliği Konseyinin (KİK) herhangi bir üyesine aynı muameleyi yapsaydı, Katar’a da karşı dururduk. Ancak olan biten adil değildi. Bizim ülkedeki askeri üssümüzün kapatılması gibi krizin sonlandırılması için Katar’a sunulan şartlara yönelik duruşumuz başından beri netti. Zira Avrupalılara ve diğerlerine ait başka askeri üsler de var Katar’da. O zaman bu dost ülkeler, Katar’dan bu üslerin kapatılmasını neden talep etmedi? Yani Türk askeri üssünün diğerlerinden farkı nedir? Nitekim sorunun cevabı bu konuyla ilgili sorduğunuz soruda mevcut. Demek istiyorum ki durum esef verici. Zira KİK’te bu denli bölünmeleri görmek ne bizi ne de İslam alemini mutlu ediyor nitekim bölgedeki istikrar hepimizi için çok önemlidir. Çok sayıda iddia ve itham vardı ancak şimdiye kadar tek bir delil bile sunulamadı. Bize, bütün delil ve gerekçeleri yollayacaklarını söylediler ancak bir şey teslim alamadık. Kuveyt’in arabulucu olması hasebiyle Kuveytli herhangi bir yetkiliye “Katar’a yönelik ithamlarla ilgili bir şey ulaştı mı size?”diye sorduğumda “hayır” cevabını alıyorum. Nitekim bu karar, maalesef siyasi bir karar olup bölgedeki hiçbir ülkenin veya tarafın çıkarına hizmet etmiyor. Bu krizin en yakın zamanda aşılmasını umuyoruz. Aynı zamanda bu sorunun üstesinden gelmek için Suudi Arabistan’ın diğerlerine liderlik edebileceğine inanıyoruz.

     SUNUCU: Türkiye, krizin başından beri arabuluculuk rolünü oynamak istedi. Ancak Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’daki basının söylemine bakacak olursak sadece Katar’a değil Türkiye’ye ve Türkiye’nin rolüne düşmanlık besleniyor. Nitekim ABD’deki Suudi Arabistan lobisinden sorumlu ve Suudi Arabistan Veliahdı Muhammed Bin Selman’ın yakın dostlarından biri, Twitter’daki hesabında geçen günlerde bir yalan haber ve fotoğraf yayımladı. Haberde, Doha’da bir Katarlı askerin bir Türk askeri tarafından öldürüldüğüne ilişkin bir fotoğraf yer alıyordu. Arabuluculuk rolünü üstlenmek istediğiniz bir süreçte Suudi Arabistan, BAE ve Mısır rejimleri Katar’dan nefret ettikleri kadar sizden de nefret ediyorlar.

     ÇAVUŞOĞLU: Bu utanç verici bir iddia. Öncellikle Müslümanların doğru söylemesi gerekiyor maalesef durum böyle değil ve ben Dışişleri Bakanı olduğumdan beri birçok Müslüman ülkeden buna benzer bir şey görüyorum. İkincisi bizden, yaptıkları eylemi veya kararı göz önünde bulundurmadan destek vermemizi bekliyorlar. Zira son krizde kendilerinin yanında olmaları için birçok ülkeye baskı uyguladılar. Bunlardan biri de Somali. Somali’ye tehditler savurdular ancak Somali yönetimi, Somali halkının onurunu korumak için bunu reddetti. Buradaki soru: “İslam dünyasını neden bölmeye çalışıyorsunuz?” Onların bir konusu varsa ve siz onlarla aynı safta olmazsanız rahatsız oluyorlar ve sonra size saldırıyorlar. Nitekim ortaya konan iddialarda gerçek payı bulunmuyor. Diğer bir sorunları da insanlar arasında rağbet görenden nefret etmeleridir. Ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur.

     SUNUCU: Son olarak Sayın Bakan, Türkiye-ABD ilişkilerine bir göz atalım. ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetime gelmesiyle birlikte bu ilişkilerde yeni bir dönem yaşanacağı tahmin ediliyordu. Ancak halihazırdaki duruma baktığımızda, ilişkilerde büyük gerginlik yaşandığını görüyoruz. Tabii olarak bu gerginlik ABD’nin Kürt milislere verdiği askeri destekten ve 2016 yılında darbe girişimini hazırlamakla itham ettiğiniz Fethullah Gülen’i kendi topraklarında barındırmasından kaynaklanıyor. Türkiye ile ABD arasında çok karanlık gözüken bu tünelin sonunda bir ışık görebiliyor musunuz?

     ÇAVUŞOĞLU: Normalde ne ABD ile ne de Avrupalı müttefiklerimizle herhangi bir sorun yaşıyoruz. Ancak kendileri, Türkiye ile bir sorun yaşıyorlarsa veya bize karşı bir karar aldıklarında misliyle bir muameleyle karşı karşıya kalacaklarını artık idrak ediyorlar. Türkiye değişti ve başka bir ülkeyi alttan alacak bir ülke değil artık zira bu, vatanın onuruyla lakalı bir şey. Evet, birkaç yıldır ABD olan ilişkiler sıkıntılı ve bu, biraz önce buyurduğunuz gibi, terör örgütü olmasına rağmen Kürt milislere ve YPG’ye silah desteklerinden dolaydır ki, bu doğrudan Türkiye için bir tehdit oluşturuyor. İkinci bir husus, Türkiye’de yaşanan darbe girişiminden sonra ABD’den FETÖ terör örgütünün elebaşı Fethullah Gülen’i teslim etmelerini istedik ancak şimdiye kadar bir cevap vermiş değiller. Özellikle bu iki konu aslında Türk halkında ABD’ye düşmanlık duygusunun kabarmasına yol açtı ve genel olarak bir güven krizi söz konusu. ABD’li mevkidaşım Rex Tillerson’a, Paris ve Vancouver’da bir araya geldiğimizde ve dün telefonda görüştüğümüzde de bir diyaloga veya bir konu üzerinde müzakereye başlamadan veya ortak bir adım atmadan önce karşılıklı güvenin mutlaka yeniden tesis edilmesi gerektiğini ifade ettim. Zira bu konu zaruret arz ediyor. Öte yandan ABD yönetimi, özellikle Trump ve Sayın Tillerson Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaya ve aradaki bağları sağlamlaştırmaya yönelik arzularını ortaya koyuyorlar ve biz de bunu arzu ediyoruz. Ancak her şeyden önce Türkiye’nin meşru kaygılarını gidermek gerekiyor.   

     SUNUCU: Sayın Bakan, el Cezire’ye verdiğiniz bu mülakat için teşekkür ediyoruz.

     ÇAVUŞOĞLU: Ben teşekkür ediyorum (Arapça).

     Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılacaktır.