HÜRRİYET• Rum Hükümetinde ‘Türk’e Taviz’ İstifası • Dünyada İran Alarmı • İsrail Dışişleri Bakanı Ayalon Londra’da Protesto Edildi ZAMAN • Eski IMF Başekonomistinden Avrupa’daki Krizle İlgili İlginç Yorum: İngiltere’nin Durumu, İspanya ve Yunanistan’dan Parlak Değil • Bakan Babacan: IMF ile İlgili Haberler Doğru Değil… Yunanistan Bizim Gibi ‘Açık’ Olamadı… Fransa’da Camiye Irkçı Saldırı • Gül, Yeni Delhi’de Türk İzi Sürdü • NATO, Akreditasyon Skandalını Üstlenmedi: Bizim İşimiz Değil • İsrail’den KKTC Reklamlarına Sansür • Rum Kesimi’nde Hükümet Krizi • Ermenistan, Diasporaya ‘Ülkeyi Satmadık’ Mesajı Veriyor • Türkiye, Ermenistan Sınırının Açılmasını İstiyor mu? REFERANS• Gül’ün Hint Seferinden İş Dünyasına Destek • Kıbrıs’ta Anlaşmanın Mührü Sandıkta Vurulacak • Avrupa’yla Çöken İMKB’nin Frenleri Tutmadı • İran, Uranyum İçin UAEA’ya Başvuru Yaptı • Yunanistan Buzdağının Görünün Kısmı, Şimdi Balkanlar Ateş Hattında… Türkiye’nin İflas Riski Arttı • Ukrayna’daki Ekonomik Darboğaz Yanukoviç’i Zorlayacak…. Enerjide Rekabet Kızışır • The New York Times: Amerika Henüz Yitirilmedi • The Washington Post: ABD ve Çin’in Artan Sorunları… Çin’in Saygınlığı Arttı… Göstermelik Öfkeler TÜRKİYE• Göktürk-Bir’de Fransa ve İsrail Krizi • Bakan Babacan: IMF ile Yeni Gelişme Yok • Bağış: Artık Avrupa’nın Hasta Adamı Değiliz! • Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Hindistan’a Düzenlediği Resmi Ziyarette Kendisine Eşlik Eden İş Adamlarına, “Her Türk Şirketi Yurt Dışında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Şirketi Gibidir. Türkiye Cumhuriyeti Olarak Arkanızdayız” Deyince Salonda Bulunan İş Adamları Ayağa Kalkarak Gül’ü Alkışladı SABAH• Trafikte ABD Modeli Önerisi • Devlet Bakanı Bağış: AB, Kıbrıs’ı Feda Edecek Kadar Önemli Değil • Avrupa Konseyi’nin Yeni Genel Sekreteri: Askeri Kültür ve Davranış Modelleri de Değişmeli CUMHURİYET• KKTC Meclisi’nde Sert Tartışma • Cumhurbaşkanı Gül’den Hindistan’a Tarihi Ziyaret RADİKAL• Gül’ün İş Dünyasına Destek Sözü Ayakta Alkışlandı • Türk Bankası İsteniyor • AB: Türk Halkı Halinden Memnun • Rum Hükümet Krizi Kapıda VATAN• Çuvalcı Paşa Onuruna Yemek Tartışma Yarattı • Gül’e Hindistan’da Fahri Felsefe Doktorası Verildi • Babacan: Obama Gibi Biz de Finans Kuruluşlarına Tedbir Alabiliriz YENİ ŞAFAK• Delhi’de Tarihe Yolculuk… Cumhurbaşkanı Gül ve Beraberindeki Heyet Hindistan’ın Tarihi ve Turistik Yerlerini Gezdi • Bakan Babacan: Küresel Toparlanma Yaygın Değil • Komşunun Parası Kesildi… İngiltere de Yunanistan Gibi İp Üstünde Duruyor • İsrail’den KKTC’ye Sansür… Şimdi Reklamlar… İsrail’le Türkiye Arasında Yaşanan Krizlere Bir Yenisi Daha Eklendi. İsrail Dışişleri Bakanlığı, KKTC’ye Tur Düzenleyen Bir Şirkete ‘Özel Talimatla’ Reklam Yasağı Getirdi • Rum Hükümeti Darmadağın • Fransa’da Camiye Çirkin Saldırı • Taliban’a Karşı Eşi Görülmedik Operasyon AKŞAM• Ukrayna’da ki Devlet Başkanlığı Seçimlerinin Ardından Yeni Durum Türkiye’yi Nasıl Etkileyecek? • Bağış: Türkiye Artık Avrupa’nın Hasta Adamı Değil • Dışişleri Müsteşarı Sinirlioğlu’ndan Soykırım Tasarısı • Cumhurbaşkanı Gül, Hümayun Türbesini Gezdi ve Fahri Doktora Aldı • Suudi İşadamlarına Seslenen Bakan Ergün, İki Ülkenin Komşu Olmasına Rağmen En Çok İthalatı ABD, Çin ve Japonya ile Yapmasını Eleştirdi ve Bu Kadar Birbirine Yakın İki Ülke İçin Bunun Kabul Edilemeyeceğini Söyledi BUGÜN• Ankara’da Barış’a İmza… Bosna Hersek ve Sırbistan, Türkiye’nin Arabuluculuğunda Tarihi Bir Adım İçin Ankara’da Buluşuyor HABERTÜRK • Bakan Evi Krokisi El Kaide Arşivinde… Türk El Kaide’sinin Arşivinde Dışişleri Bakanı Davutoğlu Dahil 42 Üst Düzey Politikacı ve Bürokratı9n Ev Krokisi Çıktı • Hintliler: AB Eskidi, Yeni Birlik Kuralım • Prof. Dr. Hurşit Güneş: Avrupa Birliği Ekonomisi Çökmez Euro’da Düşüş Sürmez • Merkel Türkiye’yi Görmüyor • İran’a Ortak Kınama • Gül’ün ‘Dışarıda’ Destek Sözü, Ayakta Alkışlandı… Hindistan’da ‘Fahri Doktor’ STAR• Gül’den İşadamına: Atak Olun, Arkanızdayız • Hindistan Türk Bankası İstiyor • Kıbrıs’ta İlk Papa • Egemen Bağış: AB Şeb-i Arus’la Sabrımızı, Troya ile ‘Ateşimizi’ Gördü POSTA• AB’nin Yaptığı Araştırmaya Göre Türk Halkının Yüzde 60’ı Halinden Memnun, Memnuniyet Sıralamasında 5 AB Ülkesini Geçti VAKİT• Hindistan’da Gül’e Fahri Doktora Unvanı • Sanayi ve Ticaret bakanı Nihat Ergün: Paranızı Avrupa’ya Kaptırmayın • Papa 16. Benediktus, Güney Kıbrıs’ı Ziyaret Edecek • Avrupa, Barselona’da Sanık Sandalyesine Oturtulacak • İşgalci NATO, Dün de Afganistan’da 4 kayıp Verdi • Gaspçı Siyonistler, Filistinlilerin Arazilerini Tahrip Etti • Obama Barış müzakerelerini Yok Etti! HABERVAKTİM• Bakan Ergün: Suudi Arabistan’la Ticaretimiz Yetersiz • Dünya Basını Türkiye’de Bir Araya Geldi HÜRRİYET Yalçın DOĞAN, “Al Sana Ermeni Protokolü” başlıklı alt yazısında, kimsenin bir istekte bulunmamışken Türkiye ile Ermenistan’ın protokol imzaladıklarını belirtmekte, “Gelin görün ki, protokolü önce Ermenistan dışlıyor, ardından 24 Nisan’ın soykırım günü kabul edilmesi ABD Kongresinin gündemine yine oturuyor. Hay aksi şeytan. İmzalanan protokolün Ermenistan’ın iradesiyle ilgisi yok. Ermenistan’ın arkasında Rusya var. Amerika ve Rusya, protokol, dolayısıyla Türkiye ve Ermenistan üzerinden Kafkaslarda satranç oynuyor. Kim, kimden ne koparırsa. Davutoğlu bu oyunu fark etmediği gibi, iktidarın her isteğine sadece baş sallamakla yetinen Dışişleri bürokrasisi de fena çuvallıyor. Ermenistan’la futbol maçları, ziyaretler, o cilalı laflar, o gösteriler şimdi bir çuval çürük incirden ibaret. Al sana ABD Kongresi, al sana soykırım tasarısı, al sana Ermeni protokolü. Muhteşem dış politika duvara tosluyor. Hani, nerede protokolü göklere çıkaranlar, şimdi nerede onlar?” demektedir. Cüneyt ÜLSEVER, “Netice Merkezli Dış Politika” başlıklı yazısında, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun izlediği dış politikaya yönelik eleştirilerine yer vermekte, Davutoğlu’nun ideolojik dış politika girişimleri ile reel dış politika girişimlerinin zaman zaman birbirinin önünü kestiğini belirtmekte, “Ermenistan ile sınırları açmak ‘komşularla sıfır sorun’ yaşamaya yönelik bir ideolojik dış politika deneyimidir ama Azerbaycan’la ilişkiler, her ne kadar duygusal yönü de ağır bassa, Türkiye’nin enerji ihtiyaçlarına yönelik reel dış politikadır. Daha önce de yazdım, siz hem (A), hem (B) komşunuz ile sıfır sorun denemesi yapabilirsiniz, hatta bir nebze de başarılı olabilirsiniz. Ancak, (A) ülkesi ile (B) ülkesi arasındaki sorunlar sizin denetiminiz dışındadır ve ister istemez bu sorunlar sizin (A) ve (B) ülkeleri ile doğrudan kuracağınız ilişkileri de etkiler. Dış politika çok değişkenli bir matrikstir. Kaçamayacağınız çelişkiler eninde sonunda önünüze çıkar!” demektedir. ZAMAN Şahin ALPAY, “Yoksa İran mı Türkiye'ye Benzeyecek?” başlıklı yazısında, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı altında Türkiye'nin giderek İran'a benzer bir rejime bürünme, yani yarı-demokrasi, yarı-din devleti olma yoluna girdiği iddialarına yer vermekte, “Tarihleriyle, kültürleriyle ve siyasetiyle Türkiye ile İran'ı karşılaştırdığınızda bu iddianın ciddiye alınacak bir tarafı elbette ki yok; Türkiye'nin İranlaşması olasılığı sıfır. Benim öteden beri kanaatim ise, tam tersinin söz konusu olacağı, yani İran'ın önünde sonunda Türkiye'nin yolunu tutacağı ve hem demokratik, hem de laik (yani kimsenin kimseye dini inançlarını dayatmadığı) bir rejime doğru evrileceği. AKP iktidarı altında Ankara'nın İran politikasını akıllı buluyorum… Türkiye ve İran'ın tarihleri, demokrasinin her yerde kök salabileceğini, ama bunun zaman ve deneyim gerektirdiğini gösteriyor. Ortadoğu'da bu deneyime sahip sadece iki ülke var: Türkiye ve İran. ABD için İran'la anlaşmak kolay olmayacak. Bu, Tahran'da yeni bir rejimi gerektirebilir. Ama iki ülkenin siyasi kültürleri ve stratejik çıkarları çok benzer olduğu için, mantık onları anlaşmaya zorluyor. ABD, Türkiye ve İran'ı bir araya getiren bir ortaklık, 21. yüzyılın ‘güç üçgeni’ olabilir. ABD ile S. Arabistan ve İsrail'i birleştiren eski üçgen, Ortadoğu'yu şiddete boğdu” demektedir. Ekrem DUMANLI, “'Rezalet'in Asıl Sebebi” başlıklı yazısında, İstanbul'da düzenlenen NATO Savunma Bakanları Gayri Resmi Toplantısının eşine ancak Türkiye'de rastlanabilecek garipliklere sahne olduğunu belirterek, “Çünkü toplantı NATO Savunma Bakanları ile ilgili. Dolayısıyla ev sahibi Savunma Bakanı Vecdi Gönül. Bütün bu yaşananlar bir kenara. Asıl şu manzara üzerine Türkiye'nin bir daha düşünmesi gerekiyor. NATO'ya bağlı ülkelerin savunma bakanlarını ağırlayan toplantıya Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ katılmadı. Niçin? Bazı haberlere göre toplantıda protokol krizi çıkmış. Neden, biliyor musunuz? Türkiye'de uygulanan protokol uygulamasına göre Genelkurmay başkanları Savunma bakanlarından önce geliyor. Silsile şöyle: Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı... Genelkurmay başkanı yargının da önünde siyasi hiyerarşinin de. Dünyada böyle bir protokol sıralaması yok tabii ki. Genelde genelkurmay başkanları savunma bakanlarına bağlı ve protokol gereği bir hayli gerilerde yer bulabiliyor kendilerine. NATO üyelerinin savunma bakanları bir araya gelince dünyadaki uygulama ile Türkiye'de uygulanan protokolün farkı ayan beyan ortaya çıkıyor. Uluslararası standartlara uyulsa Sayın Başbuğ arka sıralarda yer alacak; Türkiye'deki bürokratik hiyerarşi bozulacak. NATO üyesi olmanın gereği yerine getirilmeyip Türkiye'deki silsileye riayet edilse dünya bizi ayıplayacak ve NATO'nun kimyası bozulacak. İşte Türkiye'deki asker-sivil ilişkisinin dünya standartlarından kopuk olduğunu gösteren gerçek fotoğraf bu” şeklindeki ifadelerine yer vermektedir. REFERANSSeyfettin GÜRSEL, “Yunanistan Kâbusu” başlıklı yazısında, geçen hafta AB Komisyonu’nun Yunan hükümetinin sunduğu “İstikrar Programı”nı onayladığını, bu programın bir “kurtarma planı” olmadığını, Papandreu hükümetinin AB kuralları gereği hazırladığı bir kemer sıkma programı olduğunu belirtmekte, Türkiye’nin de bu durumdan çıkarılacak derslerinin olduğunu vurgulamakta, Avrupa Birliği’nin Yunanistan’a çok ağır bir kemer sıkma programı empoze ettiğinin altını çizmekte ve “Eğer Yunanistan kemer sıkmanın gerisini getiremezse, AB’yi büyük bir depremle noktalanacak ahlaki zafiyet salgınına sürükler. Yunanistan’ın ardandan İspanya, Portekiz, İrlanda, İtalya, Hatta Fransa hepsi garanti için sıraya girerler” demektedir. TÜRKİYEYılmaz ÖZTUNA, “Önemli Görüşmeler” başlıklı yazısında, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in, Türkiye’ye geldiğinden ve İstanbul’da NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katıldığından, önemli stratejik kararlar alındığından bahsetmekte; “Ankara’da millî savunma bakanımız Sayın Vecdi Gönül’le görüştü. Yakından tanıdığımız bir ABD orgenerali Ray Odierno de gelmişti. Sanıyorum detaylı görüşmeler oldu. Amerika, Barzani’yi de uyararak, PKK üzerine gidileceğini vaad etti. Nisan ayında Temsilciler Meclisi’nde Ermenilerin soykırım masalı kabul edilirse, Ankara sert tepki verecektir. Yahudi lobisinin bu defa lehimize davranmaması, hatta aleyhimize çalışması da muhtemeldir. Ancak zayıf ihtimaldir. Zira dengeler bozulur. İsrail’in de rahatı kaçar. Afganistan‘da şanlı askerimizin, çalışkan subaylarımızın gayretleri meyvesini verdi. Türk ordusunun potansiyeli kendini belli etti. NATO Genel Sekreteri Rasmussen de Ankara‘da idi. Gates gibi o da askerimizin başarısını dile getirdi. Silâhlı kuvvetlerimiz için ‘muhteşem’ süper sıfatı kullanıldı. Filistin’de Hamas’la el-Fetih, biribirine diş bilemekte devam ediyor. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Filistin devlet başkanı kabûl edilen Mahmud Abbas, Hamas’ı Gazze’de el-Fetihçi Arapları öldürmekle suçladı. Hamas ise, roket saldırıları ile İsrailli sivillere zarar verdikleri için üzgünlüğünü söyleyerek, Batı’ya yaklaşmaya çalışıyor. El-Fetih’in oyunu azaltıp Hamas’a oy kazandıran en psikolojik faktör, ünlü Yaser Arafat’ın ölümünde genç eşine akılları durduracak bir meblağı miras bırakması idi. Milliyetçilikte idealistlik şarttır, böyle şeyler yapılmaz. Ankara, iki Filistin örgütünün arasını bulmaya çalışıyor. Ama İran’ın Hamas’ı ve Lübnan’da Hizbullah’ı bırakıp Doğu Akdeniz’den çekilmesi ihtimali hiç yoktur. Tahran şimdi zenginleştirilmiş uranyum nakli masalı ile uyutarak vakit kazanıyor” demektedir. Mustafa Necati ÖZFATURA, “Gelişen Ülke Türkiye” başlıklı yazısında, ekonomik açıdan gelişen bir ülke olduğumuzu, Türkiye’nin, komşuları ve diğer ülkelerle “sıfır ihtilaf” hedefi adım adım gerçekleştirdiğimizi belirtmekte ve “Talabani bile ‘Şiilerin İran’ı varsa bizim de Türkiye’miz var’ demektedir. 2009 küresel krizde Türkiye’de çökme olmadı. ‘Türkiye’nin yeni yeni önü açılıyor’. İkinci sınıf ülke olmaktan kurtulma imkanına kavuşuyoruz. Bu sadece bizim için bir imkân değil. AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugen: ‘Dünya siyasetinin gelişimi, Türkiye’ye ne kadar ihtiyacımız olduğunu tüm Avrupa Birliğine kabul ettirecek.’ Uluslararası kuruluşlara göre 2010’da AB’de en çok büyüyen 1. ya da 2. Türkiye olacak. Havacılık sektörü dünyada yüzde 5, Türkiye’de yüzde 30 büyüdü. Türkiye’nin yeni hedefinin ‘3T formülü’ (Tarım, Turizm, Ticaret) gelişmesi böylece güçlü ekonomi güçlü Türkiye’nin oluşmasıdır” demektedir. Çağrı ERHAN, “Kendimize Has Dış Politika Üretmeliyiz” başlıklı yazısında, Türk Dış Politikasının geçmiş yıllara nazaran çok daha aktif hale geldiği bugünlerde kendimize ait bir dış politika terminolojisini de oluşturmaya çalışmakta olduğumuzu ifade etmekte ve Türkiye’nin halen komşularıyla, yakın bölgelerle ve geleneksel olarak dış politikamızın ilgi alanına girmeyen bölgelerle geliştirmeye çalıştığı yeni dış politika anlayışının var olduğunu belirtmekte; “ ‘Komşularla sıfır sorun’, ‘ritmik diplomasi’, ‘stratejik derinlik’ gibi ifadeleri örnek olarak sayabiliriz. Fakat Türkiye kendi dış politika önceliklerine uygun olarak yeni kavramlar geliştirmeye ne kadar çaba gösterirse göstersin, maalesef uluslararası ilişkiler terminolojisi hâlihazırda Batı ve esas olarak da ABD merkezli olarak oluşturulmaya devam ediyor.Yıllar yılı ülkemizde uluslararası ilişkiler teorisi alanında yeterince orijinal çalışma yapılmadığı için, hem bilim dünyamız hem de devlet adamlarımız ve diplomatlarımız, aslında bizim üretmediğimiz kavram ve terimleri, gerçekten bir anlam taşıyıp taşımadıklarını çok da sorgulamadan kullanmaya devam ediyorlar. Türkiye dünyadan kopmadan ama gerçekten kendine has, kendi öncelikleri doğrultusunda ‘yeni’ bir dış politika oluşturup, yürütmek istiyorsa evvela atılan adımların kalıcı olmasını temin edecek tedbirleri almak zorundadır. Bu tedbirlerin başında da, uluslararası ilişkilerin sadece uygulamadan ibaret olmadığının farkına varıp, işin teorik alanına da yoğun biçimde katkı sağlayacak ve dünyaya ‘bizim değerlerimizle’ bakacak genç kuşaklar yetiştirmek yer almalıdır. Dış politikada kapsamlı, kalıcı ve kişilerle kaim olmayan hamleler ancak çok yönlü bir stratejinin uygulamaya konulmasıyla gerçekleştirilebilir. Aksi takdirde, bugün heyecanla izlediğimiz ‘yenilikler’, birkaç yıl içinde sabun köpüğü gibi uçup gider. Mahkeme kadıya mülk olmadığı için, mühim olan kişileri yüceltmek değil, binayı sağlamlaştırmaktır” demektedir. SABAH Mehmet BARLAS, “Hindistan Alt-Kıtası” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Gül'ün ziyaret ettiği Hindistan’ın, bu ülkeyi sadece coğrafya derslerinden ve haritalardan bilenler için Güney Asya'daki büyük ve kalabalık bir devlet olduğunu, Hindistan’da 350 milyon seçmen, 16 resmi dil ve birçok inanç sisteminin bulunduğunu belirtmekte, “ ‘Türkiye’yi yönetmek çok zor’ diyenler Hindistan’ı bilmiyorlardır. ‘Türkiye mozaiğinden korkanlar, Hindistan demokrasisine bakıp utanmalıdırlar” demektedir. MİLLİYET Güngör URAS, “Bugünkü Durumuna Göre Yunanistan’dan Daha İyiyiz” başlıklı yazısında, Yunanistan’ın Avrupa Birliği sürecine değinmekte, “Yunanistan AB üyesi olmasa idi, Yunan hükümeti, bizim bu gibi durumlarda yaptığımızı yapardı. Bütçe açığını kapatmak için milli parayla iç borçlanmaya giderdi. Yunanistan’da da şimdi iç-dış borç ayrımı yok. Tek bir borç var… Biz böyle duruma düşsek neler yapardık? Bugüne kadar yapılanları yapardık. Hükümet sabit kurdan dalgalı döviz kuruna geçerdi. Döviz fiyatı artardı. Döviz fiyatı artınca dış açık kapanırdı. Hükümet içeride Türk Lirası ile borçlanmaya giderdi. Bu arada faizler yükselirdi… Yunan hükümetinin yapacağı bir şey olmadığı için şimdi AB yönetimi Yunanistan’a 3 yıllık acı reçeteyi verdi” demektedir. Osman ULAGAY, “Avrupa’da Yeni Gerçeklerle Yüzleşme Zamanı” başlıklı yazısında, Almanya Başbakanı Merkel’in dün yaptığı açıklamaya değinmekte, “Avrupa ülkelerinin her biri için ayrı değerlendirme yapmak gerekir aslında ama Avrupa’yı bir bütün olarak düşündüğümüzde, Avrupa’nın bundan sonraki hedefinin ‘Erişmiş olduğu refah düzeyini korumak’ biçiminde belirlenmesi gerçekçi görünüyor… Avrupa’nın korkunç savaşlara sahne olduktan sonra gerçekleştirdiği AB projesinin büyük bir başarı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor… AB Hatırı sayılır bir kurumsal varlığa sahip olmakla birlikte Avrupa halklarının kendilerini özdeşleştirdikleri bir kimliğe sahip değil. Bir AB ülkesinde ciddi bir sorun çıkınca çözüm öncelikle ulusal hükümetlerden bekleniyor… Krize giren üye ülkelerin AB tarafından nasıl kurtarılacağı belirlenmiş değil” ifadelerine yer vermektedir. Sami KOHEN, “Hasta Avrupa!” başlıklı yazısında, dünyada yaşanan ekonomik krize değinmekte, “Bu kriz sadece Yunanistan’ı ve AB’nin 16 üyenin dahil olduğu ‘Euro bölgesi’ni değil, bütün Avrupa’yı ve hatta bütün dünyayı yakından ilgilendiriyor… Bu ülkelerin AB üyesi olması, Birliği hem ekonomik, hem siyasal geleceği bakımından çok ciddi sorumluluklarla karşı karşıya bırakıyor… AB bu hastalığa acil müdahalede bulunamazsa, ekonomik krizin siyasal ve sosyal yansımaları, bütün Avrupa için çok yıkıcı olabilir. Özellikle Yunanistan, Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde ciddi sosyal patlamalar olabilir ve siyasal çalkantılar yaratabilir. Bunun faturası öncelikle AB üyelerine çıkar; ama bunun sarsıntıları Türkiye’de dahil, bütün dünyaya yayılır…” demektedir. RADİKAL Mahfi EĞİLMEZ, “Avrupa Paniği ve Bize Etkisi” başlıklı yazısında, Yunanistan’ın ardından Portekiz ve İspanya’nın da zor durumda oldukları söylentisinin bir anda piyasaları panik havasına itince doların talebinin zirve yaptığını belirtmekte, “Avrupa ekonomilerinin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun avroyu ciddi biçimde etkilemesinin bir süre daha devam edeceğini düşünüyorum. Tıpkı geçmişte doların avroya karşı aşırı değer kaydında olduğu gibi bugünlerde avronun Dolara karşı hızlı değer kaybı da ekonomik gelişmelerin yanı sıra spekülatif etkilerden kaynaklanıyor… Bu gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerinde de derin etkisi olacak. AB’nin sıkıntıya girmesi, ya da daha doğru ifade edersek girdiği sıkıntının derinleşmesi, Türkiye’nin ihracatını ve turizm gelirlerini olumsuz etkileyebilir” şeklindeki ifadelerine yer vermektedir. Murat YETKİN, “Türkler Hindistan’ı Yeniden Keşfederken” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Gül’ün Yeni Delhi seyahatine yer vermekte, “Hintli kanaat önderlerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinde ısrar etmektense bir Doğu birliğine kurucu olmasını, İsrail ve Ermenistan’la ilişkilerini sorguladığı bir yemekli toplantıdan yeni çıkmıştı. Konuşması ardından öğrencilerden gelen iki sorudan biri de yine AB, diğeri de Hindistan’la Türkiye’nin birlikte ne yapabileceği üzerineydi. Daha sabah saatlerinde Hümayun Türbesi ve Kutub Minaresi gibi Türk uygarlığının izlerini taşıyan iki eseri ziyaret eden Gül, “Uzun süredir kopmuştuk, Hindistan’ı yeniden keşfediyoruz” gibi alkış alan bir yanıt verdi… Ankara’da 1990’larda iç kavgalarla dışa açılamama nedeniyle Çin’le olabilecek işbirliği fırsatlarının kullanılamadığı pişmanlığı var. Şimdi Hindistan treni kaçırılmasın hevesi var” demektedir. Deniz ZEYREK, “Zaten Tesadüf Değildi Sayın Bakan” başlıklı yazısında, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Almanya temaslarına değinmekte, “ABD Savunma Bakanı Robert Gates, NATO toplantısında alınan kritik kararları Türkiye ve uluslar arası kamuoyuna Brüksel ya da Washington’dan değil, Ankara’dan açıkladı. ABD ile Türkiye, Füze Savunma Sistemi kapsamında Türkiye’de de iki radar sisteminin kurulması konusunda pazarlığa başladı. Bir radar sisteminin Karadeniz’de ‘yüzer’ halde olması muhtemel… ABD Dışişleri’nin Türkiye Masası’ndan diplomatlar Türkiye’de yıldızı parlayan muhalefet figürlerini ziyaret edip, seçim nabzı tuttu. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi, Hürriyet Gazetesi’ne yaptığı açıklamalarda Ankara’ya mealen “Türkiye enerji konusunda bize muhtaç, bugüne dek Türkiye’ye yamuk yapmadık” mesajı verdi. ABD’nin Kafkaslar Temsilcisi Münih Konferansı öncesinde Bakü ve Erivan’a gitti… Ermenistan’ın istekleri, ABD için yaşamsal değil, ama ‘soykırım’ kozunun Türkiye üzerindeki yaptırım gücünün büyüklüğü nedeniyle ABD için bulunmaz nimet. Washington’un bugünlerde Kongre aracılığıyla bu kozu ileri sürmesi, bu kozu 24 Nisan’daki Başkan Obama’nın açıklamasının izlemesi işte bu yüzden ‘tesadüf’ olamaz. Türkiye’nin Ermenistan konusundaki sıkışmışlığı bununla da sınırlı değil. Ankara, ‘soykırım’ tasarısını önleme pahasına ABD’nin isteklerini yerine getirirse, Rusya’yı karşısına almaktan kurtulamayacak” ifadelerine yer vermektedir. YENİ ŞAFAK Fehmi KORU, “Cumhurbaşkanı Gül Neden Hindistan’da” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Hindistan gezisinin önemini ele almakta, “Türkiye'nin son yıllarda artan değeri, uluslararası arenada üstlendiği misyon Hindistan'da da biliniyor olmalı. ‘Sorun çözümünde Türkiye deneyimi güzel bir örnek olabilir’ dedi Cumhurbaşkanı. ‘Biz kısa sürede kendimizi uluslararası ihtilâflarda samimi bir arabulucu ve kolaylaştırıcı konumuna getirdik. Önce bölgemizin sorunlarını belirledik, sonra muhataplarımızla yüksek düzeyde açık, âdil ve sürekli diyaloglar başlattık. Sorun ne olursa olsun cesaret şart. Biz bugün bunu yapıyoruz. Hem de yalnız bölgemizin sorunlarıyla değil, bizden uzak coğrafyalardaki sorunlarla da ilgilenerek...’ Hindistan dışarıya pek iş veren bir ülke değil, ama yine de çeşitli alanlarda başarı kazanmış Türk müteşebbisler var. Cumhurbaşkanı Gül, Amity Üniversitesi konuşmasında, ‘Tarihi ipek yolunu yeniden canlandıralım, Asya ve Avrupa ülkelerini birbirine bağlayacak ulaşım projelerinde, enerjide işbirliği yapabiliriz’ dediğinde, dinleyiciler arasında bulunan Hintli bürokratların hızla not aldıklarını gördüm. Türkiye Güneydoğu Asya'nın önemli ülkesi Hindistan'la öncelikle ekonomik alanda işbirliği arzuluyor; Cumhurbaşkanı Gül bunun için burada” şeklindeki ifadelerine yer vermektedir. Taha KIVANÇ “Hindistan’ın Çekim Gücü” başlıklı yazısında, Hindistan’a yaptığı daha önceki gezilerinden anılarını ve son olarak Cumhurbaşkanı Gül’ün gezisinden izlenimlerini aktarmakta, “Oysa Hindistan 'dünyanın en kalabalık demokrasisi' olarak kazandığı ününü dine karşı hoşgörülü lâiklik uygulamalarına borçlu. Büyük ihtimalle Ecevit buradan etkilenmiştir. Kast sistemi olan bir ülke burası; aynı zamanda dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna da sahip. Hindular yanında Sihler, Budistler ve başka inançlara mensup olanlar var. Hepsini birarada tutan ilk bakışta 'demokrasi' görünse bile aslında dinlere karşı gösterilen hoşgörü ve onun devlet sistemine dönüşmüş biçimi Bir diller, ırklar ve dinler meşheri Hindistan ve bu karmaşayı siyasal sistem içerisinde dengede tutmayı başarıyor. Kimse kimsenin diline, dinine, meşrebine, giyimine karışmıyor, herkes temsil ettiğince siyasi sistem içerisinde yerini alıyor ve devletin her makamı her dilden, her dinden insana açık... Hindistan'a ne zaman yolum düşse bu özellikleri beni kendine çekiyor, gördüklerimi ve esinlendiklerimi yazıyorum, belki bağnazlık ayrımcılığına saplanan birileri okur da...” demektedir. İbrahim KARAGÜL, “310 Yıl Sonra Açılan Kapı” başlıklı yazısında, Türkiye’nin Bosna Hersek ve Sırbistan arasındaki arabuluculuk çabalarına değinmekte, “Bugün Ankara'da çok önemli bir toplantı var: Türkiye, Sırbistan ve Bosna-Hersek dışişleri bakanları, beşinci kez bir araya gelecek. Balkanlar'ın, katliamlarla, etnik temizliklerle beslenen keskin öfkesinin tarafları aynı masada oturtulacak. Ayda bir yapılan toplantılar ne anlama geliyor ve beşinci toplantıya kadar neler oldu, bundan sonra neler olacak? Toplantıların önemi nerden kaynaklanıyor? Sessiz, dikkatlerden uzak gerçekleşen, Ortadoğu'daki keskin manevralar ve içerideki sert tartışmalar arasında kaybolup giden buluşmalar, aslında Balkanlar tarihini tersine çevirecek ölçüde sürprizler içeriyor” şeklindeki ifadelerine yer vermekte, “Geçtiğimiz ay, Belgrad'da bu toplantıların dördüncüsü yapılırken, aynı mekanizma, Türkiye-Hırvatistan-Bosna Hersek arasında da kuruldu. Bosna Sırp Cumhuriyeti'nin bağımsızlık ilan etmek istediği, Dayton sonrası çatışmaların yeniden başlama ihtimalinin alabildiğini arttığı bir dönemde, Hem Sırbistan'la Bosna Hersek arasındaki ilişkiler güçlendiriliyor hem de Sırbistan-Türkiye arasında stratejik anlaşmanın çerçevesi şekillendiriliyor. Bosna-Sırp yakınlaşması, Belgrad'ın Bosna Hersek'in toprak bütünlüğünü tanıması sonucunu doğururken, Bosnalı Sırpların bağımsızlık ilanının da önüne geçiyor. Bugün Ankara'da yapılacak beşinci toplantı gerçekten çok önemli. Sırbistan ve Bosna Hersek karşılıklı büyükelçi atayacaklar. Normalleşmenin, işbirliğinin, Balkanlar'da Türkiye inisiyatifinin, etnik çatışmaların alabildiğine yüksek olduğu bölgede ilk kez bölgesel ortaklıkların önünü açması beklenen yeni sürecin beklenen en büyük başarısı yeni çatışmaların önüne geçilmesi olacak. Rusya'dan kalkan bir kişi, ya da bir aracın, Ermenistan'dan Azerbaycan'a, oradan Ürdün'e, Lübnan'a kadar vizesiz, hiçbir engelle karşılaşmadan gidebileceği, Moskova'dan Beyrut'a hatta Belgrad'a kadar, Türkiye'nin tam merkezinde yer alacağı bir çekim merkezi oluşturma yönünde adımlar atılıyor. Güney'e doğru giden bütün trafiğin Mersin'de birleşeceği, Kuzey'e ve Doğu'ya giden trafiğin Trabzon'da birleşeceği, ABD ve AB'ye endeksli olmayan bir bölgesel yakınlaşma gerçekleşebilir mi?” demektedir. AKŞAMHüsnü MAHALLİ, “Huylu Huyundan Vazgeçer (mi?)” başlıklı yazısında, Amerika Büyükelçisi’nin ve aynı zamanda Türk askerlerinin başına çuval geçiren generalin de Ankara’ya geliş ziyaretlerini ele almakta ve Türk Amerikan ilişkilerini değerlendirmekte; “Amerika'nın şimdiki büyükelçisi James Jeffrey İlk devlet hizmetine Amerikan ordusunda başlayarak tüm dış sorunların askeri yöntemlerle çözme telkinleri alan ve Ankara'ya gelmeden önce Bush'un Ulusal Güvenlik danışman yardımcılığına kadar yükselen Jeffrey'ye göre ‘Türkiye'de ordunun sivil hayata müdahalesi ve sivil politikaların şekillendirilmesindeki rolü azaltılmalı hatta tümüyle ortadan kaldırılmalıdır.’ Zamanlamasına bakıldığında Büyükelçi Jeffrey'nin sözleri bence çok önemli. Gün gelecek çok ince hesaplarla söylendiği belli olan bu sözlerin ne anlama geldiğini hep birlikte göreceğiz.11 askerin kafasına çuval geçiren Amerikalı General Odeirno geçen hafta Ankara'ya gelerek Türk ordusu ile işbirliği olanaklarını konuştu.Jeffrey ise Türk ordusunun hiçbir işe karışmaması gerektiği fetvasını verirken ABD Savunma Bakanı Gates aynı gün Ankara'da Türk ordusunun İran, Irak, Afganistan ve diğer yerlerde ABD ordusuna yardımcı olmasını istiyordu. Yani Gates ve onun büyükelçisi Jeffrey'ye göre iç politikada hiçbir şeye karışmaması istenilen Türk ordusu yoğun ve yalnızca Washington'un emrinde olmalı. Başta Latin Amerika ve Afrika olmak üzere dünyadaki tüm askeri darbelerle bölgemizdeki anti-demokratik dikta iktidarların arkasında olan ve şimdiye kadar Türkiye'deki tüm askeri darbe ve müdahaleleri destekleyen, bir zamanlar Türkiye'nin dört bir yanında onlarca askeri üs kuran, Türk ordusunu başta Kore olmak üzere CENTO'da, Bağdat Paktı'nda, NATO'da kullanan ve 60 yıllık ikili ilişkiler döneminde hep askerlerle iş bitiren Washington şimdi her ne hikmetse Irak, Afganistan ve İran konularında yardımını istediği Türk ordusundan iç konuları bırakmasını ve yalnızca kendi hizmetinde olmasını istiyor ya da daha kibar bir ifade ile öyle temenni ediyor. Zamanı gelince bu hikmetin sırrını da öğreneceğiz. Huylu ise tüm terapilere ve psikolojik tedavilere rağmen asla huyundan vazgeçmez. Bu kuralın ne denli doğru olduğunu görmek ve anlamak istemeyenler lütfen ABD'nin tüm dünya politikalarına değil yalnızca Türk-Amerikan ilişkilerindeki son 60 yıllık gelişmelerine baksınlar. Yok eğer bu da yetmez diyeceklerse o zaman Amerikan Süpermen’leri bile onları kurtaramaz” demektedir. BUGÜN Erhan BAŞYURT, “Ermenistan’ın ‘Nisan Şımarıklığı’ mı?” başlıklı yazısında, Türkiye ve Ermenistan arasında Zürih protokollerinin imzalanmasını üzerinden neredeyse altı ay geçtiğini, ancak her iki tarafın da anlaşmayı henüz parlamentolarından geçirmediklerini, Türkiye’nin Meclis’te beklettiğini, Ermenilerin de yasal süreç gereği önce Anayasa Mahkemesi’nin onayına sunduklarını, şimdi de Meclis’in onayına sunacaklarını ve böylece sürecin ağır işlediğini belirtmekte ve “Ermenilerin, işgal altında tuttuğu 7 Azeri bölgesinden en azından 5’inden çekilmesi bu manada bir dönüşümün işareti sayılır… Diyelim Türkiye sınırları açtı, karşılıklı büyükelçiler atandı. Tarih Komisyonuna Anayasa Mahkemesi ‘hayır’ derse ne olacak? Bu durumda Türkiye niye adım atsın? Dışişleri, kararı ‘iyi niyetli’ olarak da görmüyor. Ermenistan’dan kararın sonraki adımları bağlamadığına dair garantiler istiyor. Hatta Ermenistan’ın her yol Nisan ayında olduğu gibi ABD Kongresi’ne sunulan ‘soykırımı’ tasarısı sebebiyle böyle bir ‘şımarıklık’ içine girdiğine inanılıyor. Ortada yanlış bir hesap var, ama bakalım Türkiye’nin mi Ermenistan’ın mı?” şeklindeki ifadelere yer vermektedir. HABERTÜRK Muharrem SARIKAYA, “Gül’e Yeni AB Önerisi” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Hindistan gezisinin birinci önceliğinin, Çin pazarına zamanında girememenin hatasının tekrarlamamak olduğunu vurgulamakta, Gül’ün Hindistan’ın asırlar önce sanayi devrimiyle merkez olma özelliğini Avrupa’ya kaptırdığını, ABD’nin de gelişmişlikle Avrupa’nın elinden aldığını anımsattığını ve medeniyet çemberinin sırayı yeniden Hindistan’a getirdiğini söylediğini, ayrıca Hindistan’ın önde gelen kanaat önderlerine “AB eskidi Asya Birliğini Kuralım” şeklinde bir öneri getirdiğini aktarmaktadır. STAR Gürkan ZENGİN, “Davutoğlu İran İçin mi Çırpınıyor?” başlıklı yazısında, İran ile Batı arasındaki nükleer gerilimin giderilmesi için Davutoğlu’nun gösterdiği olağanüstü gayretin Türkiye’deki malum köşelerde yine rahatsızlık ve kuşku yaratmaya başladığını belirtmekte, “İran’ın Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan kapısı olması, her yıl bu kapıdan 50 bin Türk Tır’ının geçmesi, Türkiye’nin doğalgaz tedarikinde İran faktörü, dahası Türkiye için çok önemli bazı enerji projelerinde İran’ın konumu vs. gibi pek çok ‘pratik kaygı’ bile Türk dışişleri bakanının bu gerilim tırmanmasın diye çırpınmasını izah eder. İkincisi, Türkiye’nin ve bölgenin ödeyeceği bedel ekonomik boyut ile sınırlı kalmaz. Zira meselenin bundan daha derin boyutları var. İran’a karşı muhtemel bir kapsamlı müeyyide kararı ve bunun arkasında yaşanabilecek daha olumsuz gelişmeler Türkiye’nin bölgede ilmek ilmek ördüğü politikalarda sıkıntılar yaratır” demektedir. VAKİTOsman ATALAY, “İslam Barış Gücü mü? İslam Barış Konseyi mi?” başlıklı yazısında, İslam Konferansı Genel Sekreteri İhsonoğlu’nun İslam Barış Gücü’nü oluşturması gerektiğini ve bazı ülkelerin buna karşı geldiğini açıklaması ile beraber İKÖ’nün yeni bir gündeminin olduğunun öğrenildiğini belirtmekte, bu duruma ismini vermediği bazı ülkelerin karşı çıktığını, geçtiğimiz hafta Türkiye-Pakistan-Afganistan zirvesinin ardından bu kararın kamuoyuna açıklandığını vurgulamakta, “Afganistan’da bugün, tam 70 bine yakın Amerikan askeri var. Bu sayının 30 Eylül 2010’da 100 bin olacağını ABD Savun8ma Bakanı Gates açıkladı. Özellikle Afganistan’da NATO, ABD ve İSAF güçleri Afgan halkının güvenini tamamen kaybetmiş durumdadır. İKÖ çerçevesinde oluşturulması düşünülen İslam Barış Gücü’nün, NATO’nun görevini burada devralmasını öneren düşünceler somutlaştırılmaya çalışılıyor… İKÖ’nün Barış Gücü düşüncesi erken ve yanlış yönlendirilmeye müsait bir zihinsel endişeleri içinde barındırıyor” demektedir. Abdurrahman DİLİPAK, “Ulusalcılar Emperyalizmin Dünkü Truva Atı mı?” başlıklı yazısında, “Ulusalcılar Emperyalizmiyle” ilgili bilgiler vermekte, dünyanın değiştiğini ve bu süreçte de her şeyin değişeceğini, taşların yerinden oynadığını ve geri dönüşün olmadığını, eski yapıların tümüyle tasfiye olacağını, bu sürecin istese de istemese de ABD, AB ve İsrail’in bile birlikte durdurabilecekleri bir süreç olmadığını belirtmekte, iddialarıyla ilgili delillere ve ekonomik krizle oluşan rakamlara yer vermekte ve “Tam da böyle bir zamanda Türkiye’de oynanan oyuna bakın. Laikler ve rejim paranoyası, irtica ve terör senaryoları, başörtüsü tartışmaları, muhalefetin durumu, sokak gösterileri… Gerçekten ne olacak bu Batının hali ve gerçekten ne olacak bizim Sovyet’in hali böyle?” demektedir.
ARŞİV
|