Türkiye'nin temel dış politika hedeflerinden biri her zaman bölgesel barış, güvenlik ve istikrara katkıda bulunmak olmuştur. Bu amaca ulaşılmasında bölge ülkeleri arasında çeşitli işbirliği alanları yaratılması önemli bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu anlayıştan hareket eden Türkiye, bölgesel bütünleşme ve işbirliği süreçlerine öncülük eden bir politika izlemiş, bu tip forumların, hızla globallaşen dünyada entegrasyona hizmet edeceği inancını taşımıştır. Türkiye'nin başını çektiği Karadeniz Ekonomik İşbirliği (BSEC) ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) bu çerçevede zikredilmesi gereken örneklerdir.
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen iki gelişme, Türkiye'nin bölgedeki rolünü vurgulaması açısından ilginçtir. Önce, 5 Haziran 1998 tarihinde Yalta'da toplanan Karadeniz Ekonomik İşbirliği ülkeleri, Türkiye'nin öncülüğünde başlayan bu işbirliği sürecini, imzaladıkları bir Şart ile bir örgüt yapısına kavuşturdular. Birkaç gün sonra 8-9 Haziran 1998 tarihlerinde Güney Doğu Avrupa Ülkeleri Dışişleri Bakanları İstanbul'da toplandılar.
Karadeniz Ekonomik İşbirliği, Türkiye'nin girişimleri sonucu 25 Haziran 1992 tarihinde İstanbul'da biraraya gelen onbir ülkenin Devlet ya da Hükümet Başkanları'nın imzaladıkları "İstanbul Bildirisi" ile kurulmuştur. Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin özünde tüm dünyaya emsal teşkil edecek bir işbirliği mekanizması oluşturmak ideali vardır.
Türkiye, KEİ projesini ortaya atarken iki temel düşünce ile hareket etmiştir:
-Karadeniz'in dostluk ve iyi komşuluk esasına dayalı bir barış, istikrar ve refah denizine dönüştürülmesi,
-Bölge ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin ve işbirliğinin, coğrafi yakınlık ve tarihi bağlardan kaynaklanan avantajların en iyi şekilde değerlendirilmesi suretiyle geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi.
Bu düşüncelerin yanısıra, Soğuk Savaş sonrasında işbirliği için uygun ortamı hazırlayan çoğulcu demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisi gibi ortak değerlerin zemin kazanması da, Türkiye'nin böyle bir girişimde bulunmasında etkin rol oynamıştır.
Diğer yandan, Balkanlar bölgesinin istikrar ve güvenliği, Türkiye'yi daima çok yakından ilgilendirmiştir. Balkanlar bölgesi, Türkiye'nin Batı Avrupa'ya açılan kapısı olmasının yanında, tarihi, kültürel ve insani bağlar dolayısıyla Türkiye için büyük bir önem taşımaktadır.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Türk dış politikasının bölgeye yönelik öncelikli hedefi, bölge ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkileri içinde bulunmak olmuştur. Bu çerçevede Türkiye, gerek 1934 Balkan Antantı, gerek 1954'teki Balkan İttifakı'nın kurulmasına öncülük etmiştir. Türkiye ayrıca, bölgedeki çabalarını, gerek ikili gerek çok taraflı düzeyde işbirliğinin gerçekleştirilmesine ve buna uygun koşulların yaratılmasını amaçlayan girişimlere katkıda bulunmaya yöneltmiştir.
Bu bağlamda, Türkiye'nin Güney Doğu Avrupa Ülkeleri Dışişleri Bakanları Toplantısı'na evsahipliği yapması ve yine birkaç ay önce kurulması kararlaştırılan Güney Doğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü'ne öncülük etmiş olması, Balkanlar'da barış, istikrar ve güvenliğe verdiği önemin açık göstergelerinden sayılabilir. Ayrıca, Türkiye, Ekim ayında Güney Doğu Avrupa Ülkeleri Devlet ya da Hükümet Başkanları Zirvesi'ne evsahipliği de yapacaktır. Güneydoğu Avrupa bölgesinde işbirliğinin güçlendirilmesi ve çeşitlendirilmesi, Avrupa'da istikrar ve güven ortamının geliştirilmesine katkıda bulunacak; Balkan ülkelerinin, Avrupa'nın siyasi ve ekonomik kurumlarıyla bütünleşmesine yardımcı olacaktır.
Böyle bir işbirliği için tüm Balkan ülkelerinin aktif ve tam olarak katılımına ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye, bu konuda, her zaman olduğu gibi gelecekte de üstüne düşeni yerine getirmeye devam edecektir.