Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmasıyla başlayan felaketler zinciri Türk ulusunun kötü talihini 26 Ağustos'a kadar getirmiştir.
İtilaf Devletlerinin Hasta Adam olarak tabir ettikleri güzel yurdumuzun üstüne ne oyunlar oynanmadı ki, işte Sevr Anlaşması da bunlardan birisidir. Tamamiyle Türklerin aleyhine hazırlanan 12 bölüm ve 403 maddeden oluşan Sevr Anlaşması, Osmanlı Hükümeti adına 10 Ağustos 1920 tarihinde Damat Ferit Paşa tarafından imzalandı. Bu arada Ankara'da kurulan yeni Büyük Millet Meclisi (Ankara Hükümeti) de Misak-ı Milli sınırlarının çabuklaştırılması için en küçük bir ihtimali dahi değerlendirme çabası içindeydi.
İzmir'in işgali ile başlayan Yunan yayılmacılığı Anadolu'nun içlerine kadar uzanıp, dağıtılmış olan Türk askerinin yokluğunu da fırsat bilerek her türlü haksızlığı yapmaktan geri kalmıyordu. Çünkü karşılarında düzenli bir ordu yoktu ve Kuva-i Milliye'nin bir avuç kahramanı kendilerine engel olmaya çalışsa da tam teçhizatlı koca bir Yunan ordusu ile başa çıkmak mümkün değildi.
Diğer taraftan zamanın Yunan Başbakanı Venizelos; "Emelimiz Anadolu'yu ele geçirmek değil, Türkleri Sevr Anlaşması'na zorlamaktır ve Yunan ordusu da bunu gerçekleştirecek güçtedir" diyerek, General Trikopis komutasındaki Yunan kuvvetlerinin desteklenmesini istemekteydi.
Önce onlara arka çıkan İtilaf Devletleri sonradan Yunanlılara güvenmeyip, sonlarının hüsran olacağını onlara hatırlatsalar da fayda etmedi. Ancak ilk kez Birinci İnönü Muharebesi'nde karşılaştıkları düzenli ordu ile savaşmaları Yunanlılara karşı İtilaf Devletlerini haklı çıkardı. Sayı ve araç-gereç bakımından çok üstün olan Yunanlılar 22 gün, 22 gece devam eden Sakarya muharebelerinde bazı üstünlükler sağlamışlarsa da kesin zafere ulaşamayacaklarını geç de olsa anlayabilmişlerdi. Ancak daha önce yapılması kararlaştırılan Büyük Taaruz, Sakarya muharebelerinden sonra, Mustafa Kemal tarafından askerin eğitimi yeterli görülmeyip, son saldırı 26 Ağustos'a uzatıldı. Ve nihayet 26 Ağustos gece sabaha karşı topların çelik ağzı hücum marşı çaldı.
Bu savaş, Türk ulusunun var olma ve yok olma şansını belirleyecekti. Gazi Mustafa Kemal bunu çok iyi bildiği için Başkumandanlık görevini de kendisi üstlenip cephedeki yerini almıştı. İki saat süren topçu ateşinden sonra Birinci Süvari Tümeni Çayırhisar'ı ele geçirirken, Onbirinci Tümen'in iki yürüyüş kolu da Tınaztepe eteklerine ulaşmış bulunuyordu. Saat 06.40'ta Tınaztepe'deki siperlerden düşmanın geri çekildiği görüldü. Ardından Tokluktepelerle Kaleciksivrisi de Türk ordusunun eline geçince, düşmanın tutunabileceği bütün can alıcı noktalar kırılmış oldu.
Peş peşe devam eden Gazi Mustafa Kemal komutasındaki ordumuzun üstün başarısı 30 Ağustos 1922'de kesin zaferi gerçekleştirmiş oldu.
Daha sonra Başkumandan Gazi Mustafa Kemal'in "Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir İleri" emri 9 Eylül'de Yunanlıların sonunu hazırlarken, 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi de İtilaf Devletlerinin emellerine son noktayı koydu.
•BELDE Gazetesi, (Mustafakemalpaşa), Sayı:226
* * *