KKTC'nden yeni bir açılım: Kıbrıs Konfederasyonu

    AB'nin, 12-13 Aralık 1997 tarihinde, Lüksemburg Zirvesi'nde GKRY'nin tek yanlı müracaatına istinaden Kıbrıs ile tam üyelik görüşmelerinin başlatılması kararı alınması üzerine, Türk tarafının yeniden şekillenen Kıbrıs politikası İki Devlet-Üç Sorun adıyla simgeleşmiştir. Buna göre Türk tarafı müzakere başlangıç pozisyonu olarak, KKTC'nin egemenliğinin tanınmasını ve Ada'daki iki devletin aralarındaki sınır, mülkiyet ve güvenlik sorunlarının çözümlenmesini önşart olarak ortaya koymuştur.

    AB'nin, 31 Mart 1998 tarihinde GKRY ile tam üyelik görüşmelerini başlatması karşısında Türkiye ve KKTC, 23 Nisan 1998 tarihli Ortak Deklarasyon ile yeni Kıbrıs politikasına bağlılığını teyid etmiş, tüm dünyaya bu konudaki ilkesel tutumunu ve kararlılığını duyurmuştur.

    ABD'nin, Holbrooke misyonu ile aktif olarak devreye girmesi ve Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke'un, 3-4 Mayıs 1998 tarihlerinde her iki lider arasında mekik diplomasisi yapmış olmasına karşın, ortak bir zemin oluşturulamamıştır. Uluslararası toplumda, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün kemikleşmekte olduğu yolunda bir izlenimin belirmekte olduğu bir aşamada, KKTC, yeni bir yapıcı öneri ile Kıbrıs sorunundaki barışçıl yaklaşımını bir kez daha ortaya koymuştur.

    Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, 31 Ağustos 1998 tarihinde KKTC'ne yapmış olduğu resmi ziyaret sırasında, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün Konfederasyon kurularak sağlanabileceğini açıklamıştır. Bu öneri; Cumhurbaşkanı Denktaş'ın şahsında, KKTC'nin sorunun nihai bir çözüme kavuşturulması hususundaki samimiyetini ve ciddiyetini dünya kamuoyunun gözleri önüne bir kere daha sermiştir.

    KKTC ile GKRY arasında bir Kıbrıs Konfederasyonu kurulmasına ilişkin bu tarihi barış çağrısına göre; Türkiye ile KKTC arasında yapılacak anlaşmalarla özel bir ilişki tesis edilmesi, Yunanistan ve GKRY arasında da simetrik anlaşmalar yoluyla benzer bir özel ilişki kurulması, 1960 Garanti Sistemi'nin muhafaza edilmesi ve iki tarafın mutabakatı olduğu takdirde, Kıbrıs Konfederasyonu'nun AB'ne katılım politikası izleyebilmesi öngörülmüş; özel bir düzenleme ile Türkiye'ye, AB'ne tam üyeliği gerçekleşene kadar, Kıbrıs Konfederasyonu'na ilişkin olarak AB üyesi ülkelere tanınan tüm hak ve yükümlülüklerin aynen tanınması hususuna yer verilmiştir.

    Sözkonusu yeni açılıma göre; müzakerelerin nihai hedefini, iki halktan ve iki devletten oluşacak konfederal bir yapıya dayanan, iki anavatan ile garantör devletler arasında akdedilecek simetrik anlaşmalarla desteklenen bir ortaklık çözümü teşkil etmektedir. Konfederasyona devredilmeyen tüm hak ve yetkilerin konfedere devletlerde kalması, ayrıca müzakereler sonucunda varılacak herhangi bir çözümün, onay için ayrı ayrı referanduma sunulması öngörülmektedir. Bu amaçla, yapılacak müzakerelere katılmakla, taraflar, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafının iki egemen ve iki eşit devlet olduğunu, her birinin kendi halkının siyasi eşitliğini ve iradesini temsil ettiğini, işleyen demokratik kurumları ve yetkileri bulunduğunu kabul etmiş olacaklardır. Ayrıca, bir tarafın makamlarının diğerini temsil etmeyeceğinin de altı çizilecektir. Böyle bir yapılanma ile hem güvenliğin sağlanabileceği hem de her iki tarafın kimliğinin ve esenliğinin güvence altına alınabileceği açıktır.

    Rum/Yunan cephesi, yerleşmiş alışkanlıkları uyarınca, bu öneriyi incelemeye dahi gerek görmeden reddetmekle amaçlarının çözüm değil, çözümsüzlüğü ve gerilimi sürdürmek olduğunu bir kere daha kanıtlamıştır. Buna karşılık önerinin, uluslararası alanda uyandırdığı olumlu ilgi gelecek bakımından iyimserliğe neden olmaktadır.