Atatürk ve laiklik

    Atatürk dinle dünya işlerinin ve özellikle dinle politikanın kesinlikle birbirinden ayrılmasını öngörmüştür.

    "Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse, hiç kimseyi; ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne icbar edebilir (zorlayabilir). Din ve mezhep, hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz."

    Bu sözler onun dine saygısının ve laik anlayışının en açık ve en içten tanıklarıdır.

    Atatürk dine saygısı nedeniyle, dini bayram günlerini, resmi tatil günleri arasına koydurmuştur. Halkın, kendi dinini daha iyi anlaması, tanıması için Kur'an'ın Türkçe'ye çevrilmesi; camilerin ve din adamlarının, bir devlet teşkilatı olan Diyanet İşleri Başkanlığının gözetimi altında bulundurulması bu konudaki önemli işlerdir. Atatürk'ün anlayışına ve görüşüne göre din, din dışı bir takım safsata ve inançlardan arınmış olmalıdır. Gerçekte din adamı olmadıkları halde din adamı kılığına bürünmüş bilgisiz ve genellikle çıkarcı kişiler dini yozlaştırırlar, halkı dininden ederler. Bu gibiler, kendi yanlış düşünce ve inançlarını kabul ettirerek toplumu gerçek din yolundan, uygarlık yolundan saptırırlar. Bunları önlemek ve bu kişilere fırsat vermemek en büyük görevdir. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri adlı kitabını II'inci cildinin 12'inci sayfasında yer alan, O'nun bu konudaki görüşlerini bugünün diliyle söylemeye çalışalım: "Artık bizim dinin gereklerini öğrenmek için kimseden derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya yeter. Buna karşılık, hafta sonu tatili dine aykırıdır sözleriyle sizi kandıran ve karanlıkta bırakmaya çalışan kötü kişilere yüz vermeyin. Milletimizin içinde gerçek ve ciddi din bilginleri vardır. Milletimiz bu din bilginlerimizle övünmektedir. Onlar milletin inancına ve müslümanların güvenine layıktırlar."

    ¥ BİGA'NIN SESİ Gazetesi, Sayı: 7794