¥ Ahmet GÖKALP
Bir ülkenin bilgi seviyesi, o ülkenin ilime verdiği önemden anlaşılır. Gelişmiş ülkeler, ilim toplumu olabilmek için kendilerine gerekli bilgi ve verileri her fırsatta toplama çabasına girmişlerdir.
Dünyadaki tabiat, tarih, kültür ve medeniyet zenginliklerini kullanmanın temel öğesi koruma ve geliştirmedir. Bu zenginlikleri koruma ve geliştirmenin belirli ilkeleri, çalışma yöntemi ve belirli amacı vardır. Müzeler de belirli bir bilgi birikiminin sonucu ortaya çıkan, kendine has ilke, çalışma yöntemleri ve amacı olan kuruluşlardır.
Milletlerin de insanlar gibi dünü, bugünü, yarını vardır. Türk Milleti de kökü tarihin derinliklerinde olan ulu bir çınar gibidir.
"Türk çocuğu, ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır" diyen Ulu Önder, eğitim anlayışımıza, dolayısıyla tarihimizi öğretmek ihtiyaç ve zaruretine işaret etmektedir. Bunun bir yolu canlı örnek ve delillerin bulunduğu müzelerimiz ile mümkün olmaktadır.
Atatürk çağdaşlaşmanın yanında milli kültür değerlerimizin kaybolmaması için hiç vakit kaybetmeden etnoğrafya çalışmalarını başlatıp, Etnoğrafya Müzesi'ni açarken, kaçınılmaz olan toplumsal, ilmi, teknik vb. değişim karşısında nasıl hareket etmemiz gerektiğini de göstermiştir. Atatürk, şunu çok iyi biliyordu ki, toprak üstünde yaşayan milletin kültür örneklerinin çoğu yüzlerce yıl bekleyemez. Kültür, medeniyet varlıklarımız ardından hiç iz bırakmadan zamanın akışı içinde kaybolup gidebilir, erozyona uğrayabilir.
Kültür köprümüz olan müzelerimiz hayatımızın vazgeçilmez birer parçası, tarihi gelişimi bize en güzel örnekleri ile gösteren, milletlerin ve insanlığın hatıralarının saklandığı, insana yaptığı hizmetle, huzur ve güven veren yerlerdir. Gerek insanlığın gerek milletimizin tarihi zenginliklerini öğrenmede müzelerimize çok şey borçluyuz. Müzeler bugün var olduğumuz istikbalde de var olacağımız mekanlardır.
¥ GÜNIŞIĞI Gazetesi, (Elazığ), Sayı:172