Prof. Dr. Orhan GÜVENEN
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı
Küreselleşme, ülke etkileşimleri ve teknolojilerin büyük etkisiyle birlikte 20'inci yüzyılın son on yılında siyaset, ekonomi ve toplum yapılarında dünyada hızlı bır değişim süreci yaşanmıştır. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Doğu Bloku'nun ve dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan iki kutuplu sistemin sona ermesiyle uluslararası sistemde askeri ve siyasi dengeler yeniden belirlenirken, çoğulcu, katılımcı demokrasi, insan haklarına saygı, insan sorumluluğunun insan haklarının tamamlayıcı bir niteliği olması bilinci, serbest piyasa ekonomisi, ulusal ve uluslararası saydamlık ve etik bu yeni oluşumun tüm dünya için geçerli temel olguları haline gelmiştir.
Bu kapsamda, özellikle bilgi teknolojileri ile yoğunlaşan küreselleşme sürecinin önemli bir boyutu, karar sistemlerinde ulus-devlet etkisinin zaman dinamiğinde göreceli azalması, devletler üstü etkinin artmasıdır. Devletler üstü etkiyi temelde uluslararası kuruluşlar, yoğunlukla uluslarüstü firmalar ve güçlü ulus devletler oluşturmaktadır.
Küreselleşme sürecinin getirdiği siyaset, ekonomi, kültür, toplum yapıları ve teknoloji oluşumlarının, insanlığın refah düzeyinin yükseltilmesine, ülkeler, bölgeler ve bireyler arasındaki yaşam standardı dengesizliğinin azaltılmasına ve giderek ortadan kaldırılmasına hizmet edebilmesi için sistemin doğru ve etkin bir şekilde işlemesi temel koşuldur. Küresel sistemin asgari hatada ve etkin işlemesi için çoğulcu-katılımcı demokrasi, piyasa ekonomisi, ulusal ve uluslararası saydamlık ve değerler sisteminin (etik) bir çerçeve koşul şeklinde karşılıklı etkileşim halinde işlev görmesi ve buna bağlı olarak istatistiki altyapı, bilgi sistemleri ve bilgi teknolojileriyle etkileşim halinde karar süreçleri ve yönetim üzerinde etkin olabilmesine bağlıdır.
Küresel sistemin doğru ve etkin bir şekilde işleyememesinin doğuracağı en önemli sakınca, önümüzdeki dönemde bilgiye ulaşan ile ulaşamayan bireyler ve toplumlar arasında doğacak farklılığın, geçmiş yıllarda zengin ile fakir, gelişmiş ile az gelişmiş arasında ortaya çıkan farktan çok daha vahim sonuçlar getirebilme olasılığıdır. Bu süreçte bilgiye ulaşamayan birey, kurum ve toplum bölümlerinin katı sınıflaşmalar oluşturması ve sistem dışı kalma olasılığı mevcuttur. Küreselleşme sürecinin olumsuz etkilerini asgariye indiren ve olumlu boyutlarını maksimum kılan çözüm, yönlendirme ve uygulamalar, 21'inci yüzyılın ilk on yılının temel sorunları arasında olacaktır.
Bu noktadan hareketle, dünyadaki küreselleşme süreci de dikkate alındığında, ülkelerin strateji belirleme olgusunu çok geniş bir kapsamda değerlendirmeleri gereği doğmaktadır. Türkiye'nin de orta ve uzun dönemli stratejilerinin belirlenmesi problemini salt ülke koşulları altında değil, dünya ölçeğini esas alarak çözmesi gerekmektedir.
Binlerce yıl dünya tarihinin seyrinde en önemli rolü oynayan uluslar arasında yer alan Türklerin, 20'inci yüzyıldan 21'inci yüzyıla geçiş sürecinde, Türkiye'nin jeopolitik konumu ve sahip olduğu fizik ve sosyal sermaye ile insan kaynakları ve kültür zenginliğini en etkin şekilde değerlendirerek, yerkürenin geleceğine şekil veren toplumlar arasında yer alması mümkündür.
Türkiye'nin tarihi geçmişi ve sahip olduğu bu hassas ve zor jeostratejik konum, olumlu ve olumsuz boyutlarıyla, ulusal, bölgesel ve uluslararası gelişmelere dünya düzeyinde bakılmasını gerektirmektedir. Türkiye gibi bir ülkenin optimalini sağlayabilmesi, olaylara dünya boyutunda bakma ve çok yönlü bir dış politika izleme zorunluluğunu gerektirmektedir.
Devletlerin dünya sistemindeki etkinliğini önemli ölçüde belirleyen iki büyük olgu mevcuttur. Bunların birincisi, "ülkelerin kuvvetler etkileşimi içindeki rolü ve jeostratejik konumu", ikincisi ise, insanların ve toplumun davranış biçimlerini belirleyen ve geçmiş kuşakların birikimini de yansıtan "kültür"dür.
Bu noktadan hareketle, dünyadaki küreselleşme süreci de dikkate alındığında, ülkelerin strateji belirleme olgusunu çok geniş bir kapsamda değerlendirmeleri gereği doğmaktadır. Türkiye'nin de orta ve uzun dönemli stratejilerinin belirlenmesi problemini salt ülke koşulları altında değil, dünya ölçeğini esas alarak çözmesi gerekmektedir.
Mevcut kuvvetler etkileşimi sisteminde Türkiye'nin, bölgesinde ve uluslararası planda etkinliğini artırabilmesi için dünyadaki gelişmelerin yakından izlenmesi, bunun da yalnızca ekonomi boyutuyla değil, uluslararası ilişkiler, kültür, sanat, bilim ve teknoloji gibi tüm alanları kapsayacak şekilde gerçekleşmesi büyük önem taşımaktadır. Tüm alanlarda dünyadaki gelişmelerin izlenerek, ülkenin sahip olduğu ekonomik ve sosyal sermaye ile insan kaynaklarının bu hızlı değişim sürecine uyum sağlayacak şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu çerçevede, dünya sistemindeki karşılıklı etkileşim sürecinde, çoğulcu ve katılımcı demokrasi, teknik devlet, hukuk devleti kuralları içinde, boşluk marjlarını, olanakları değerlendirerek bunları ülke için katma değere dönüştürecek ve giderek nihai amaç olan Türkiye optimalini sağlamaya yönelik bir strateji izlenmesi gereği açıktır.
Türkiye'nin 193 ülke içinde, on yıldan kısa bir sürede kümülatif anlamda sisteme en çok etki yapan ilk onbeş ülke içinde, on yıldan kısa bir sürede ise ilk dokuz ülke içinde yer alması mümkündür. Bunun gerekli koşulu gelecek on yılda önemli stratejik hata yapmamaktan geçer. Bu bir Türkiye ve dünya bilinci, strateji, karar ve uygulama stratejileri oluşturma, bilgiye, insana, teknolojiye, bilime önem veren yapılanma, kurumlaşma, kalite, güvenilirlik, süreklilik, hedef ve azim ürünüdür. Bu doğrultuda, barışı, ekonomi ve sosyal refahı sağlamak, kültürü ve bilinci insanımıza ve insanlığa götürmek, en geniş anlamda tüm konularda bilgi, güç, kalite, güvenilirlik, etkinlik ve sürekliliğin sağlanmasıyla mümkündür.
Orta ve uzun dönemli hedeflerin, Türkiye optimaline uygun olarak akılcı bir şekilde belirlendiği, bu hedeflere ulaşmak için etkin bir koordinasyonun en geniş şekilde sağlandığı, kaynakların rasyonel ve dengeli bir şekilde dağıtıldığı, alınan kararların uygulanmasının etkin bir şekilde takip edildiği ve nihayet gerçekleşen projelerin son kullanıcısı olan vatandaşlara ulaşma noktasına kadar izlendiği ve demokratik katılımın da sağlandığı bir sistemde, dünya ile yakın etkileşim içindeki bir Türkiye'nin, mevcut jeostratejik konumu, sahip olduğu doğal ve insani kaynaklar, tarihi birikimi ve kültür zenginliğiyle önümüzdeki on yıllık dönem sonunda etkinliğini bölge ve dünya düzeyinde büyük oranda artırması mümkündür.
Bu hedefin gerçekleşmesinin en önemli koşulları ise saydamlığın, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin, bireysel ve kurumsal etik yaklaşımın, güvenilirliğin, kalitenin, istikrarın ve sürekliliğin bilim, kültür, sanat, ekonomi, toplum ve hayat etkileşiminde sağlanmasıdır.