25 yıl boyunca hergün haklı çıkmak

    1974 Barış Harekatı'nın 25'nci yıldönümü vesilesiyle hatıra gelen EOKA-B'nin gerillabaşı Sampson, Rum basınının önüne çıkıp Yunan Cuntası tarafından kullanılmış olduğunu açıklamış. Böylece, Barış Harekatı gerçekleştirilmeseydi, Kıbrıs'ta etnik bir soykırımın yaşanmasının kaçınılmaz olduğu bir kez daha meydana çıktı.

    Aslında, Kıbrıs Türkleri'nin Bosna-Hersek ve Kosova'da yıllar sonra örnekleri görülmüş bir soykırımdan kurtarılmış olduklarının yanısıra, bu son yirmibeş yıl boyunca Kıbrıs bağlamında iyice meydana çıkan, fakat bir türlü kabul edilmek istenmeyen o denli çok şey var ki: KKTC'nin Kıbrıs Türkleri'nin siyasi kimliklerinin tescil edilmesi olduğu, Türk toplumunun bir cemaat olmadığı Ada'da barışın tesis edilmesini sağlayan Barış Harekatı'nı bir işgal hareketi olarak yutturmaya kalkışmanın gerçeklerle boy ölçüşemeyeceği ve diğer herşey apaçık meydandayken, yalanın rağbet görmesini anlamak bu yüzden mümkün değildir.

    Adeta, Zürich ve Londra Anlaşmalarıyla vücut bulan düzen, Rum tarafınca kuvvet kulanılarak yıkılmamış, etnik temizliğe girişilmemiştir. Adeta, dünya kamuoyu 20 Temmuz 1974'e değin bu zorbalık karşısında seyirci kalmamıştır.

    Adeta anlaşmalardan doğan garantörlük haklarını kullanan Türkiye'nin, o günlerde her geçen saat ilerleyen soydaşlarının soykırıma tabi tutulması tehlikesine rağmen, diplomatik çözüm yolları arayışlarının önü tıkanmamış, yedi yaşındaki kerli ferli bir Cunta'nın senaryosuna seyirci kalınması tercih edilmemiş ve Türkiye tek başına hareket etmek zorunda bırakılmamıştır.

    Ne yazık ki, gerçekleri yadsıyan bu anlayış Türkiye'yi her gün haklı çıkarsa da, rağbet görmeye devam ediyor. Batı, inandığını iddia ettiği ilkeleri bir tarafa bırakarak, Rumlar'ı haksız yere meşru devlet ve hükümet olarak tanımaya devam ediyor.

    Bu meşruiyetsizlik temeli üzerinde Avrupa Birliği'ne tam üyelik yolunu açıyor. Emrivakilerle netice alınacağını zannediyor.

    İşte böylece, ne denli sofistike bir format içinde sunulursa sunulsun, aslında aynı red ve yanılsama mantığının doğal bir uzantısı olarak taraftar önkoşulsuz olarak görüşmelere başlasınlar deniyor.

    Türk toplumu 16 yıldan bu yana bir devlet olarak örgütlenmiş değil midir? Bosna-Hersek'te, çok geçmeden Kosova'da ne olmuştur?

    Bu sebeplerle Türkiye, Barış Harekatı'nın 25'nci yıldönümünde KKTC ile olan birlikteliğini ve bu meseledeki haklılığını bir kez daha ortaya koymak için milletçe seferber olmuştur. Kimse, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda siyaset üstü milli bir politikaya sahip olmadığı yanılgısına düşmemelidir.

    Gerçek şudur ki, Ada'da iki ayrı ve egemen devlet mevcuttur. Bunlardan birine, AB'ye tam üyelik yolunun açılmış olması, fiilen iki bölgeli iki toplumlu federal çözüm önerisini ortadan kaldırmıştır. Ve Ada'da iki eşit siyasi varlık olduğu kabullenilmedikçe, önkoşul denen şey daha başlangıçta var olmaya devam edecektir.

    KKTC'nin varlığını ve orada yaşayan Türk halkının bağımsızlığını ortadan kaldırabileceğini düşünenler, yollarının önce Türkiye'den geçeceğini hesaplarına katmalıdırlar. Yapay baskı ve zorlamalar, yirmibeş yıl boyunca her gün haklı çıkmış bir gerçeklik karşısında, Rumların Ada'nın tümünü temsil edemeyecekleri gerçeği karşısında erimeye mahkumdur.