¥ Ahmet Şefik MOLLAMEHMETOĞLU
Ağır bir fatura ile geride bıraktığımız ve büyük ölçüde doğaya ve insana aykırı tutumlar yüzünden inanılmaz bir felakete dönüşen deprem önemli dersler verdi bize.
Böyle bir bedel olmamalıydı bütün bunları anlamak için; ama öyle oldu. Kentsel yapılaşmayı, çevre olgusunu, para kazanma hırsının nasıl bir insanlıkdışı kişilikler yarattığını tartışıp duruyoruz.
Ancak bu tartışma içinde işin özünü sezgisel olarak yakalasak da kaçırdığımızı düşünüyorum.
Herşeyin insan için, insanın daha güzel, daha iyi, daha mutlu yaşaması için olması gerektiğini bütün bu tartışmalar içinde kaybediyoruz. Bunun yolununu tüm toplumsal, siyasal, ekonomik süreçlerin sorgulanmasından geçtiğini biran bile unutmamalıyız. İnsana değer vermeyen ve onu herşeyin önüne koymayan anlayışla sistemlerin doğal sonucudur doğal felaketler de, toplumsal felaketler de.
Burada işin başka bir yönünü tartışmak amacındayım.
Bu felaket bize gösterdi ki Türk'ün Türk'ten başka dostu da var. Hatta tür olarak bizlere bu felaketi yaşatanlar da Türk ve müslüman. İnsanın gözünü yaşartacak manzaraları yaşadık. İspanya'nın Seville kentinde yapılan Dünya Atletizm Şampiyonası'nda Türkiye ekibinin dakikalarca ayakta alkışlanması... Yunanlılar'ın kan vermek, yardım etmek için yarışmaları. Hatta pazar günü bütün kiliselerinde yardım toplamaları... Ermenistan'ın geri döndürülen kurtama ekibi... Ruslar'ın ve İsrailliler'in ve diğer insanüstü çabaları... Bütün dünyanın bu felakete kilitlenmesi... Hergün kafasına bombalar yağan Irak'ın petrol verme önerisi. Bütün bu örnekleri arttırmak olası...
Geçen akşam uydu kanallarını dolaşırken Hollanda'nın BTV televizyonunu izledim. Adamlar üç saatlik bir program yapmışlar. Programın adı Türkiye'ye yardım. Ve insanın gözünü yaşartacak manzaralar.
Uluslararası ilişkilerdeki iki temel süreç vardır. Biri devletler düzeyinde politikacıların yönlendirdiği ve tamamen çıkar esasına göre yürüyen resmi ilişkiler.
Diğeri ise birincisinden apayrı, çıkarı değil insan olmağa dayanan bir ilişki tarzı. Birincisinde çatışmalar, ikincisinde yardımlaşma ve sevgi... Birincisinde savaş, din ve milliyet ayrılıkları, ikincisinde birini tanıma, anlama ve yardım etme duygusu... Dünyanın neresinde olursa olsun adaletsizliğe, acıya uğramış bir insan için gözyaşı dökebiliyorsak, onun sorunlarını kendimize sıkıntı yapabiliyorsak biz kocaman bir insanız.
Bu büyük bedele karşılık elde ettiğimiz (eğer farkında isek) en büyük kazanç bu olsa gerek.
Halkların, farklılıkların, farklı kültürlerin, farklı ırkların ve de cinslerin kardeşliği. İşte, hür ülkenin dar kafalı politikacılarını, çıkar gruplarının doymak bilmez hırslarını aşabilirse bütün dünya için aydınlık bir gelecek kurabilir.
Depremin üzerinden günler geçtikten sonra bir canlının yıkıntıların altından çıkarılması aynı anda bütün dünya tarafından nefesi kesilmiş bir biçimde heyecanla, coşkuyla izlenebiliniyorsa bütün bu gereksiz düşmanlıkların, ayrılıkların kinlerin ne anlamı olduğunu birbirimize, kendimize sormalıyız.
O yıkıntı altında kalanın, o betonlar altında kıvrananları acı ile izleyip onlara gözyaşı dökenlerin ne milliyetleri, ne dinleri, mezhepleri, ne de kültürlerinin farklılığı önemli. Onların hepsi insan. Türk ya da Ermeni, Kürt ya da Yunan, Rus ya da Mozambikli, Kızıldereli ya da Budist. Ne önemi var.
¥ TRABZON EKSPRES Gazetesi, Sayı: 291
* * *