Helsinki Zirvesi ve Türkiye

    AB Devlet ve Hükümet Başkanları'nın Helsinki Zirvesi sonucunda alınan Türkiye'nin tam üyeliğine yönelik kararlar, Türkiye'nin Avrupa'yla yüzyıllar öncesine dayanan köklü ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığına tanıklık etmektedir. Esasen, Türkiye'ye AB'de adaylık statüsünün tanınması, yalnız Avrupa için değil, bütün dünya için önemli bir aşamadır.

    Helsinki Zirvesi'nde Türkiye oybirliğiyle aday ülke olarak kabul edilmiş ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.

    Bu tarihi günlerde, Türkiye'nin uzun Soğuk Savaş yılları boyunca NATO'da Avrupa'nın ve tüm Batı'nın güvenliğine ön safta katkıda bulunduğunu, bunun ağır ekonomik yükünü hiç yüksünmeden taşıdığını; Soğuk Savaş ve iki kutuplu dünya dönemi sona erdiğinden beri Türkiye'nin jeo-politik öneminin büsbütün arttığını; Avrupa ile Asya'nın birleşme sürecinde Türkiye'nin anahtar ülke konumuna geldiğini hatırlıyoruz.

    Türkiye, Başbakan Ecevit'in Helsinki konuşmasında da dile getirdiği üzere, sadece Avrupalı değil, aynı zamanda Asyalı, Kafkasyalı, Ortadoğulu bir ulustur. Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında, demokrasinin ve laikliğin öncüsüdür. Türkiye, aynı zamanda, Doğu Akdeniz'in, Karadeniz'in ve Balkanlar'ın çok etkili bir ülkesidir. Türkiye, yalnız Avrupa ile Asya arasında değil, Hıristiyanlık ve Musevilikle İslamiyet arasında da canlı bir köprüdür. Türkiye, Rudyard KIPLING gibi Doğu ile Batı'nın hiçbir zaman biraraya gelemeyeceğini söyleyen veya Samuel HUNTINGTON gibi uygarlıklar çatışmasının kaçınılmazlığını düşünenlerin kehanetlerini de boşa çıkaran ülkedir.

    İşte bu nedenlerle, AB'ye adaylık ve gerekli koşullar sağlandığında tam üyelik, Türkiye'nin tarihinden, coğrafyadan ve 1963 Ankara Anlaşması'ndan kaynaklanan hakkıdır. Bu nedenlerle, Türkiye'nin AB üyeliği, Türkiye'nin yararına olduğu kadar AB'nin de yararınadır. Türkiye'nin, giderek büyüyen ve derinleşen ve çeşitli uluslardan insanların aydınlık hayatlar sürdürdüğü bir hürriyetler, güvenlik ve refah alanı oluşturulmasında ne denli kritik bir rol oynadığı her geçen gün daha iyi anlaşılacaktır.

    Helsinki sonrasında artık, Türkiye'nin her alandaki bazı eksikliklerini sür'atle tamamlaması, öncelikle Türkiye'nin kendi sorumluluğunda bulunmaktadır.

    Her ne kadar, AB'de bazı çevreler Türkiye'nin tam üyelik koşullarını sağlamasının uzun yıllar alacağını düşünüyorsa da, Türk toplumunun dinamizmi ve demokrasiye bağlılığıyla bu hedeflere çok daha kısa sürede ulaşmak mümkündür. Nitekim, Başbakan Bülent Ecevit, üyelik aşamasına beklenenden çok daha önce geçmek istediğimizi kamuoyuna açıklamış bulunmaktadır. Bunun için Türkiye'nin ve AB'nin üstlenmiş oldukları sorumlulukları iyi niyetle yerine getirmeleri gerekecektir.

    Gerçekten, bu hedefe varabilmemiz, kuşkusuz çok daha yoğun ve etkin bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Tam üyelik kriterleri sadece siyasi nitelikli olmayıp, ekonomik kriterlerin karşılanması ve AB muktesebatına uyumun sağlanması da gerekmektedir. Bu amaçla, TBMM'de esasen başlatılmış olan reform çalışmaları, bu konular üzerinde yoğunlaştırılarak sürdürülecektir.

    Öte yandan, Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'de son dönemde kaydedilen olumlu gelişmelerden ve Kopenhag kriterlerine uyum doğrultusunda TBMM'deki çalışmalardan övgüyle bahsedilmiştir.

    AB'nin Türkiye'yle ilgili kararının, Türkiye'ye, AB'ye ve tüm insanlığa hayırlı olmasını diliyoruz.