Türk ve Alman gazetecilerin Türkiye-AB Sempozyumu

    Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin, Genel Müdürlüğümüzün desteğiyle gerçekleştirdiği, Helsinki Zirvesi Sonrası, Beklentiler ve Türkiye-AB İlişkilerinin Geleceği konulu sempozyum 13-14 Mayıs 2000 tarihlerinde Ankara'da yapıldı.

    Türk ve Alman gazeteciler ile akademisyenlerin katıldığı sempozyumun açılışında konuşan Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen şunları söyledi:

    "Türkiye Araştırmalar Merkezi'ni bu toplantıyı düzenlemiş olmasından dolayı öncelikle kutlamak isterim. Bu organizasyonun partneri Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nü de tebrik ediyorum.

    Burada olmak ve böylesine önemli bir konunun seçkin bir topluluk önünde tartışılmasını izlemek benim için memnuniyet vericidir. Son beş aydır Türkiye-AB ilişkileri günlük hayatımızın içine iyice girmiş bir biçimde kamuoyu önünde tartışılmaktadır. Ancak bu kez tartışmanın yönü eskisine oranla çok daha farklı bir biçimde, olumlu yönde yapılmaktadır. Artık Türkiye'nin aday olup olmayacağı, Avrupa'da yerinin bulunup bulunmadığı gibi konular yerine, Türkiye'nin ne zaman Avrupa Birliğine üye olabileceği tartışılmaktadır. Bu başlı başına önemli bir gelişmedir.

    Helsinki Zirvesi'nde Avrupa Birliği tarihi bir karar almıştır. İki yıl önceki Lüksemburg Zirvesi'ndeki hatadan dönülerek, belli koşulların yerine getirilmesi kaydıyla Türkiye'nin Avrupa ailesinde bir yerinin olduğu kabul edilmiştir. Doğrusu da budur.

    Bize Avrupa Birliği ile bütünleşme yolunu açan Ankara Anlaşması'ndan bu yana 37 yıl geçti ve de bizden sonra gelenler bizden önce tam üye oluyor diyebiliriz. Ama bugünden geçmişe değil, geçmişden bugüne bakmak lazım. O dönemden bu yana hem Türkiye, hem Avrupa Birliği hem de dünya önemli değişikliklere uğramıştır. Unutmamak gerekir ki, ilk yıllarında daha ziyade ekonomik ağırlıklı olarak faaliyet gösteren AET ile ilişkilerimizin zaman zaman akamete uğraması Türkiye'nin ekonomik alandaki güçlüklerinden kaynaklanmaktaydı. Öte yandan, bu ilişkilerin gelişme yönünü belki de en fazla etkileyen iki olay 80'li yılların başında meydana gelmiştir. O tarihlerde Yunanistan tam üye, ülkemizde de askeri darbe olmuştur. Haliyle Topluluk ile ilişkilerimiz sadece ticaret alanında sürmüştür.

    1987 yılında yaptığımız tam üyelik müracaatı bir on yıl önce yapılabilseydi, sanırım alacağımız netice daha farklı olurdu. Ancak geçmişin hesabını yapmak için burada değiliz. Ondan ders almamız gerekir. Topluluk Türkiye'nin adaylığını 1989 yılında geri çevirirken iki temel neden göstermiştir. Burada özellikle Türkiye'nin siyasi nedenlerden ziyade, ekonomik alanda geri kalmışlığının ön plana çıkartıldığını vurgulamak isterim. İkinci neden olarak ise o sırada Tek Pazar'a hazırlanan Toplululğun genişleyebilecek bir konumda olmaması gösterilmişti.

    Artık bu iki neden de geride kalmıştır. O tarihten bu yana Türkiye ekonomik alanda fevkalade önemli gelişme gösterirken, Avrupa Birliği de değişmiş, sadece Tek Pazarı tamamlamamış, yeni üyeler almış, yeni yapılar oluşturmuş ve ekonomik alanları da geçerek, siyasi bakımdan büyük merhaleler göstermiş ve uluslararası alanda bir güç olma yoluna girmiştir.

    Önümüzdeki dönemde Türkiye ve Avrupa Birliğine önemli vazifeler düşmektedir. Helsinki Zirvesinde Türkiye'ye yeni imkanlar açıldığı gibi, Avrupa Birliği de bir takım yükümlülükler üstlendi. Bunların en önemlisi Türkiye'ye diğer adaylar gibi eşit davranılması şeklindeki karardı. Geçmiş ilişkiler gözönünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne, Avrupa Birliği'nin de Türkiye'ye güven duyması gerekmektedir. Eskiden verilen vaatlerin yerine getirilmemesi bu ilişkileri zedelemiştir. Burada sadece mali yardımlardan bahsetmiyorum. Serbest dolaşım konusunda da, geçmişte çeşitli kararlar alınmış olduğu, ancak yerine getirilmediği hatırlanacaktır. Onun için artık verilen sözlerin yerine getirildiğini görmek istiyoruz.

    Aldığımız bilgiler bunun bu şekilde geliştiğini göstermektedir. Son aylarda meydana gelen ziyaret trafiği, geçen üç yıllık bir aradan sonra yapılan Ortaklık Konseyi toplantısı ve burada alınan kararların uygulanması için gösterilen gayretler en azından belli bir ciddiyeti ifade etmektedir. Asıl, önümüzdeki dönemde Katılım Ortaklığı, İlerleme Raporu ve tarama sürecinde yaşanacak gelişmeler bize ışık tutacaktır.

    Bu arada Türkiye'nin yükümlülüklerini de biliyoruz. Üye olmak, belli bazı koşulların yerine getirilmesini gerektirmektedir. Hem siyasi, hem ekonomik ve hem de yapısal alanda Türkiye'nin zihniyet değişikliğine gitmesi lazımdır. Artık Avrupa Birliği bir üçüncü taraf değildir. Türkiye yakında Avrupa Birliği'ne üye olacaksa artık bu ailenin bir ferdi gibi davranmak zorundadır. Dolayısıyla artık verilen kararların arkasında durmak gerekmektedir. Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Demirel'in 9 Mayıs Avrupa gününde söylediği gibi, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinin artık her iki taraf içinde geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola girmiş olması" lazımdır. Onun için reform sürecinin hızlanması, siyasi ve ekonomik ilerlemeyi belli bir program kapsamında, ama istikrarlı ve kendine güvenli bir biçimde yapması gerekir.

    Sayın Başbakanımız 2004 hedefini ortaya koymuştur. Bunun gerçekleşebilmesi Türkiye'nin elindedir. Gerekenler yapıldığında ve bilanço ortaya konulduğunda Türkiye'nin üyeliğine kimse itiraz edemeyecektir. bunun için hepimizin rolü vardır. Sadece Devlet veya Hükümet değil, özel sektör, üniversiteler, basın yayın, sivil toplum örgütleri, herkesin vazifesi vardır. Zira sonuçta herşey ve herkes etkilenecektir. Türkiye daha da ileri gidecektir. Bu seferberliğe hepimizin katılması gerekir. Bu ancak birlikte yapılabilecek bir harekettir. Bu toplantıyı da aynı zamanda Türk ve Alman basın mensuplarının konuya gösterdiği ilginin somut bir ifadesi olarak görüyor bundan ayrıca memnuniyet duyuyorum. Toplantının en başarılı şekilde geçmesini diler, katılımcılara saygılar sunar teşekkür ederim."

    Türkiye Araştırmalar Merkezi Direktörü Faruk Şen ise konuşmasında, Helsinki Zirvesi'nde Türkiye için adaylık sürecinde hem Türkiye hem AB'de gözlemlenen değişimlerin önemine dikkati çekti.

    Şen, özellikle Almanya'nın Türkiye'nin durumuna bakışında önemli bir değişiklik olduğunu belirterek, Türkiye'den gelen olumlu sinyallerin de adaylık kararının açıklanmasında etkili olduğunu bildirdi.

    Sempozyumda ayrıca, Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Donat, "Türkiye'nin politikalarında AB'nin yeri", Die Wilt am Sonntag Gazetesi Haberler Şefi Martin Servatius Lambeck ise "Türkiye'nin Almanya'nın AB politikasındaki Yeri" konulu birer sunuş konuşması yaptılar.