İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesi ve Orta Doğu Barış Süreci

    İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın, bir yıl önce seçim kampanyasında İsrail'in Temmuz 2000 tarihine kadar Güney Lübnan'dan çekileceğini açıklaması, o dönem kuşkuyla karşılanmıştı. İsrail askerlerinin 24 Mayıs Salı günü sabahı itibarıyla tümüyle Güney Lübnan'dan çekilmesi, uluslararası alanda sürpriz yaratmıştır. Orta Doğu Barış Süreci'nin geleceği bakımından son derece önem taşıyan bu gelişmenin, süreç içinde diğer taraflarca da bir fırsat olarak değerlendirilerek, sürecin olumlu bir mecraya girmesi için desteklenmesi gerekmektedir.

    Ancak, İsrail askerlerinin geri çekilmesiyle ve Güney Lübnan'da Hizbullah militanlarının saldırılarına karşı bir süredir etkisiz kalan İsrail yanlısı Güney Lübnan Ordusu (GLO) askerlerinin Lübnan-İsrail sınırına akın etmesiyle, 22 yıldır İsrail kontrolü altında bulunan köylerin teker teker Hizbullah güçlerinin denetimine geçmekte olduğu görülmektedir. Geri çekilme hızı nedeniyle birçok askeri malzeme ve mühimmatın, sınırın karşı yakasında Hizbullah güçlerine bırakılmak zorunda kalındığı da anlaşılmaktadır.

    İsrail, Lübnan'la arasındaki uluslararası sınırı ilk kez 1978 yılında, Güney Lübnan'da Filistinlilere tesis edilen mülteci kamplarından kendisine yönelik düzenlenen saldırıları önlemek için geçmişti. 1982 yılından beri ise Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen Güney Lübnan'dan hiç çıkmamıştır.

    İsrail Başbakanı Barak, çekilmeye başlanılmasının ardından yaptığı açıklamada İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesiyle, yıllar süren trajedinin sona erdiğini ifade etmiştir. Ancak, İsrail askerlerinin duyduğu iç rahatlaması, İsrail içinde farklı şekillerde değerlendirilmektedir.

    Çeşitli İsrail gazeteleri, çekilmeyi bir utanç kaynağı olarak yorumlarken, bazıları da İsrail askerlerinin Güney Lübnan'ı terketmelerini, Amerika'nın 1975'te Saigon'dan çekilmesine benzetmektedir. Hizbullah ise, birkaç gün önce İsrail denetimi altında bulunan köyleri birer birer ele geçirirken tam anlamıyla zafer sarhoşluğu yaşamaktadır.

    Çekilmenin ardından çıkabilecek karışılıkları önlemek amacıyla Güvenlik Konseyi'ne bir rapor sunan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Güney Lübnan'da görev yapan BM Barış Gücü mevcudunun, ilk etapta 4500 kişiden 5600 kişiye çıkartılmasını, daha sonraki aşamada ise 7935 kişiye yükseltimesini gerekli bulmaktadır. Genel Sekreter, raporunda, çekilmenin ardından Lübnan Hükümeti'nin, ülkenin güneyinde de normal devlet görevini yerine getirmeye başlayacağını vurgulamaktadır.

    Çekilmenin ardından yeni çatışmaların başlayacağı endişelerine karşın Lübnan, İsrail'in Güney Lübnan'dan uluslararası alanda kabul edilmiş sınırlara çekilmesini güvence altına almak amacıyla Birleşmiş Milletler ile tam bir işbirliği içinde olacağı sözünü vermiştir. Lübnan Başbakanı Selim Hoss, Golan Tepeleri yakınlarındaki İsrail kontrolü altında bulunan Shaba çiftlikleri bölgesinin Lübnan toprağı olduğunu ve oradan hiçbir zaman vazgeçmeyeceklerini açıklamış; ancak, çekilmeyi tökezletecek bir engel olmayacaklarını ifade ederek iyimser bir havanın oluşmasına katkıda bulunmuştur. Öte yandan, İsrail'in çekildiği toprakları kontrolü altına alan Hizbullah'ın lideri, İsrail tarafından hapiste tutulan Lübnanlıların serbest bırakılmasına ve Shaba bölgesi boşaltılana kadar İsrail'e karşı savaşlarını sürdüreceklerini açıklamıştır.

    İsrail Başbakanı Barak, çekilme işleminde şiddet olaylarının çıkması halinde bundan Suriye ve Lübnan'ı sorumlu tutacağını açıklarken, meydana gelebilecek saldırıların bölgesel çatışmaya dönüşmesinden kaygı duyan Amerika, Birleşmiş Milletler, İsrail, Suriye ve Lübnan nezdinde diplomatik girişimlerini yoğunlaştırmıştır.

    İsrail askerlerinin Güney Lübnan'dan çekilmesinden kısa bir süre önce patlak veren ve İsrail ile Filistinliler arasında son iki yılın en şiddetli çatışmaları, bölgedeki gerginliği tırmandırmış ve büyük endişe doğurmuştur. Bununla beraber, her ne kadar önceki günlerin şiddeti Barış Süreci'nin genel ortamını olumsuz etkilese de, İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesi, Orta Doğu Barış Süreci için bir katalizör olabilir. Bunun için herşeyden önce şiddete bavurmaktan kaçınılmalıdır ve ilgili tüm taraflar Barış Süreci'nin ilerlemesi için ellerinden gelen çabayı göstermelidir.