1980'lerden itibaren dünyamızda ve uluslararası ilişkilerde yaşanan küreselleşmeye bağlı olarak, gerek ülkelerin iç ve dış politikaları arasındaki bağlantı gerek ülkeler arasındaki karşılıklı bağımlılık güçlenmiştir. Küreselleşmeyle birlikte dış politika daha geniş kitlelere hitap eden bir nitelik kazanmış; bu eğilimle eşzamanlı olarak, demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, serbest piyasa ekonomisi gibi kavramlar uluslararası alanda yayılmaya başlamıştır.
Küreselleşmenin beraberinde getirdiği bu olumlu gelişmelere karşılık, dünyanın çeşitli bölgeleri zaman içinde ekonomik kalkınma ve sosyal refah politikalarının bu gelişmelere paralel şekilde ilerletilememesinin getirdiği sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Aşırı yoksulluk ve açlık, gelir dağılımındaki bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik ve sosyal dengesizlikler, dış borç sorunları, sağlık ve eğitim sorunları, işsizlik ve ayırımcılık özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin halklarını etkilemiş; öte yandan, bu sorunlardan nispeten daha az etkilenen ve diğerlerine yardım edebilecek konumdaki gelişmiş ülkelerin gündemine de kaçınılmaz olarak yerleşmiştir.
1995 yılında Kopenhag'da yapılan Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi de, dünya kamuoyunu, uluslararası toplumun karşı karşıya bulunduğu bu sorunlar konusunda bilinçlenmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlenmişti. Zirve, bu sorunlarla daha etkin şekilde mücadele edilmesi yönünde uluslararası dayanışma ve işbirliğinin de yolunu açmıştı.
Bu yıl 25-30 Haziran'da Cenevre'de yapılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun sosyal kalkınma konusundaki özel oturumuyla da Kopenhag Zirvesi'nin sonucunda kabul edilen Kopenhag Bildirisi ve Eylem Planı'nda yer alan kararların ve yükümlülüklerin ne ölçüde uygulandığının izlenmesi, gerektiği takdirde, bunların hayata geçirilmesi amacıyla ek kararlar alınması hedeflenmiştir.
Oturumda ülkemizi temsil eden Devlet Bakanı Tunca Toskay, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, küreselleşmeyle birlikte uluslararası gündeme yerleşen ve zamanla gelişen ve gelişmiş ülkeler arasındaki farkları belirginleştiren sorunlarla mücadelenin uzun dönemli yapısal değişim politikaları izlenmesi gerektirdiğine işaret ederek, ülkemizde ekonomik, sosyal ve eğitsel alanlarda son yıllarda yapılan reformları ve yaşanan gelişmeleri anlatmıştır.
Kuşkusuz, sosyal kalkınmanın küresel düzeyde sürdürülebilir kılınması uzun dönemli bir hedef olacaktır. Bu hedefe ulaşılmasında, gelişmiş ülkelerin yanı sıra, henüz bu kalkınmayı sağlayamamış olan ülkelere de büyük rol düşmektedir. Gelişmiş ülkelerin sağlayacağı yardımlar, ancak kalkınma sorunlarını yaşayan ülkelerdeki yönetimlerin bu sorunlarla mücadeledeki kararlılığı oranında başarılı olabilir.
Tabiatıyla, bu ülkelerdeki siyasi istikrar ortamı da bu başarıda belirleyici bir rol oynayacaktır. Sosyal kalkınma sorunlarıyla mücadelede kaydedilecek başarı, uluslararası toplumun işbirliği ve dayanışma yönündeki iradesinin de bir göstergesi olacaktır.
Türkiye, küreselleşme olgusunun münhasıran ekonomik içerikli olmayıp, aynı zamanda insanlığın ortak mirası haline gelen değerler etrafında birleştirilmesini de zorunlu kıldığını görmektedir. Bunların arasında, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, şeffaflık gibi kavram ve değerlerin gerçek anlamda kalkınmanın sağlanmasıyla doğrudan ilişkili olduğu, insanlığın bu yüzyıl içinde büyük bedeller ödeyerek almış olduğu bir derstir.