TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin öncülüğünde yapılan toplantıda bir konuşma yapan Devlet Bakanı Prof.Dr. Şuayip Üşenmez, depremin de özürlülüğü oluşturan sebeplerden biri olduğunu, bölgenin yeniden inşaası ve vatandaşlarımızın normal hayata dönebilmeleri için yapılmakta olan her türlü düzenlemelerde özürlülerimizin de düşünüldüğünü ve gerekli tedbirlerin alındığını belirterek, şunları söyledi:
"Öncelikle; ülkemizde meydana gelen deprem felaketinden en çok etkilenen ilimiz olması dolayısıyla İzmit’lilere tekrar geçmiş olsun diyor, ölenlere rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı temenni ediyorum.
Depremde meydana gelen yaraları sarmak için Devletimiz elinden gelen her imkanı sarfetmektedir.
Bugün için dünyada özürlü nüfusu 500 milyona ulaşmıştır. Uluslararası istatistikler, her on çocuktan birinin bir özürle doğduğunu söylemektedir.
Gelişmiş ülkelerde alınan tedbirlerin bile yetersiz olduğunun tartışıldığı günümüzde, durum, gelişmekte olan ülkeler adına daha kaygı vericidir. Ülkemizde de özürlülük konusu, sayıları kesin olarak bilinmemekle birlikte, 7.5 milyon olduğu tahmin edilen özürlüyü ve aileleriyle birlikte 20 milyonu aşan insanımızı ilgilendiren milli bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.
Özürlüler meselesi, temelde bir insan hakları meselesidir. Özürlü hakları; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi, Özürlü Hakları Bildirgesi, Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi, Özürlülerin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallar gibi çeşitli uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır.
Anayasamızın 61. Maddesi de 'Devlet, sakatların korunmalarını, toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.' Diyerek bu hizmeti güvence altına almıştır. Bunların sağlanması özürlüler için bir hak, devlet için bir görevdir.
Milletlerarası mevzuat ve milli düzeyde Anayasamıza dayanılarak çıkartılmış kanun, tüzük ve yönetmeliklerle özürlülerin hayatını kolaylaştırıcı düzenlemelere gidilmiştir. Ülkemizde 1980’li yıllarda özürlüler için başlayan çalışmalar son yıllarda dönüm noktasına ulaşmıştır.
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın kurulması, ayrıca 12 yasada özürlüler lehine değişikliğe gidilmesi ile özürlü vatandaşlarımızın yıllardır dile getirdikleri eğitim, istihdam, rehabilitasyon, mimari engellerin ortadan kaldırılması hususlarında önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Yasalarda yapılan değişikliklerin biran önce uygulamaya geçirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlar uyarılmış, çalışmalarını hızlandırmaları istenmiştir.
Özürlüler konusunda uzun yıllardır sürdürülen çalışmalar 57. Hükümet döneminde de devam etmiş ve önemli adımlar atılmıştır. Yapılan kanuni düzenlemelerin sonuçları alınmaya başlamıştır.
Bakanlık olarak biz de, bunların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Müsadenizle, bu çalışmalardan kısaca bahsetmek istiyorum:
Özürlülerle ilgili kamuda ve toplumda geniş bir farkındalık ve duyarlılık yaratılmış olmasıyla birlikte;
Özürlülere verilecek sağlık kurulu raporu yönetmeliği ile özürlü kimlik kartı yönetmeliği yayınlanmış ve talepte bulunan bütün özürlülerimize kimlik kartı verilmeğe başlanmıştır.
Özürlüler ile bu konuyla ilgili vatandaşlarımızın yoğun olarak karşılaştıkları meselelere yönelik olarak başvurabilecekleri ve hemen cevap alabilecekleri 'Özürlüler Danışma Merkezi' (Alo Özdanış) kurulmuştur.
Halen % 2.5 oranında eğitim alan özürlülerimizin tamamının iyi bir eğitim almaları ve desteklenmeleri için çıkartılan Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin uygulanmasına yönelik yönetmelik yayınlanmıştır.
İmar yönetmelikleri, özürlülere uygun düzenlemelerin yapılması yönünde değiştirilmiş ve yayınlanmıştır. Geliniz; tüm kamu kurumları olarak fiziki şartlarımızı özürlülere uygun hale getirelim. Zaten, İzmit’in uzun yıllardır bu konuda çalışmaları olduğunu biliyoruz.
İzmit’in gösterdiği bu duyarlılığı bütün belediyeler göstersin; ilçelerinde, illerinde özürlülere yönelik düzenlemeleri yapsınlar. Özürlülerimiz sokağa çıkabilsin, işine gidebilsin.
Belediyeler bazında bu konuyu titizlikle takip ediyoruz. Özürlülerin istihdamı ile ilgili de büyük gelişmeler kaydedilmiştir. İşverenlerin özürlü istihdam etme yükümlülüğünün % 3’e çıkartılması ve özürlü çalıştırılmamasına ilişkin 500 bin lira olan para cezasının artırılmasından sonra, özürlü personel açığı bulunan kurum ve kuruluşlar sınavlar açmaya başlamıştır. Bu düzenlemeler sonucunda bugüne kadar açılan sınavlar sonucunda yaklaşık 4 bin özürlümüz işe yerleştirilmiştir.
Yine özürlü çalıştırmayan işverenlerden toplanan cezalar bugüne kadar 20.7 milyar liradır. Toplanan bu tutarın özürlülerin istihdamı ve mesleki rehabilitasyonu için kullanılması gerekmektedir.
Aslında bu tutarın aylık 2.8 trilyon lira olması beklenmekteyken, bunun çok altında gerçekleşmesi, daha yapacak çok işimiz olduğunun bir göstergesidir.
1.1.1999 tarihinden itibaren, serbest meslek erbabı olan özürlüler, basit usulde vergilendirilenler ile serbest meslek erbabı ile ücretlilerin kendisi özürlü olmasa bile, ailesinde özürlü ferdi olanlar vergi indiriminden yararlanmaya başlamıştır.
29 Kasım - 2 Aralık 1999 tarihleri arasında I.Özürlüler Şurası’nı yaptık. Özürlüler konusuyla ilgili toplumun tüm kesimlerini biraraya getirdik.
Dört gün süren bu Şura’da beş komisyon ve alt komisyonlar, özürlülerin tüm meselelerini tartıştı. Bu tartışmalar sonucunda yeniden düzenlenen raporlarla özürlülerin meselelerinin çözümüne yönelik kararlar alındı.
Hiç zaman geçirmeden Şura’da alınan bu kararların uygulamaya geçirilmesi için yoğun bir çalışma başlattım. Kararlar doğrultusunda bir çerçeve yasa çıkarmak amacıyla yasa metinleri hazırlıyoruz.
Avrupa Birliğine girmeye hazırlandığımız şu günlerde, bu yasanın çıkarılmasına büyük önem veriyoruz. Özürlülerimizin hayat standartlarını Avrupa ülkeleri seviyesine getirebilmek için çalışıyoruz.
Bilginin ve teknolojinin tartışılmaz üstünlüğüyle girdiğimiz 21. yüzyılda, özürlü vatandaşlarımız için yapılacak çalışmalar hem ülkemizin bir onuru olacak hem de geleceğe daha anlamlı adımlar atmamızı sağlayacaktır.
Gelişmiş ülkelerde teknolojinin sınırsız kullanımı, özürlülerin bağımsız yaşaması için birçok yeniliğin yapılmasını sağlamıştır. Bu yenilikleri de imkanlar ölçüsünde takip ediyoruz. Örneğin Avrupa ülkelerinde özürlülerin ulaşılabilirlikleri için yapılmış olan yenilikleri içeren bir kitap yayınladık ve konuyla ilgili her kesime gönderdik. Ulaşılabilirlik konusunda temel ilke ve kurallar ile çeşitli ülkelerin uygulamalarından örnekler veren çok önemli bir kaynaktır.
Tabii bütün bunların kaynaklarımızın yetersizliği düşünüldüğünde ülkemizde de yapılması sadece Devletimizin imkanlarıyla mümkün bulunmamaktadır.
Konuyla ilgili her kurum ve kişinin de Devletimizin hizmetine destek vermesi gereklidir.
İşte TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi bu konuya öncülük ederek, görme özürlüler için elektronik destek projesini başlatmış ve teknoloji kullanımının özürlüler için ne denli önemli olduğunu hepimize göstermiştir.
Özellikle görme özürlülerin ulaşılabilirliği ve başkalarına ihtiyaç duymadan günlük hayatlarını sürdürebilmeleri bakımından çok önemli olan bu projeye hepimizin destek vermesi gereklidir.
Çünkü, teknolojinin her alanda ve tüm özür gruplarına yönelik olarak yaygınlaştırılması için bu tip projelerin desteklenmesi önem taşımaktadır.
Bu projede emeği geçen başta TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nin değerli hocaları olmak üzere herkesi kutluyor ve teşekkür ediyorum."