Ortadoğu Barış Süreci çerçevesinde, İsrail Başbakanı Ehud Barak ile Filistin Özerk Yönetimi (FÖY) Lideri Yaser Arafat’ın katılımıyla ve ABD Başkanı Bill Clinton’ın arabuluculuğuyla 11-24 Temmuz tarihlerinde Camp David’de yapılan görüşmeler, iki tarafı da tatmin edecek bir anlaşmaya varılamadan sona ermiştir.
Somut bir sonuç elde edilememiş olmasına karşın, Ortadoğu Barış Süreci tarihinde ilk defa Kudüs’ün statüsü, mülteciler, sınırlar ve Yahudi yerleşimleri gibi çok hassas konularda görüşmeler yapılmış ve bunlardan bazılarında uzlaşmaya varılmış olması önem taşımaktadır.
Görüşmelerin ardından FÖY Lideri Yaser Arafat, Filistin Devleti’nin ilan edileceğini açıklamış ve bu çerçevede temaslarda bulunmak üzere, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülkeye ziyaretler yapmıştır. Diğer yandan, İsrailli yetkililer de üçüncü taraflarla aralarındaki çeşitli temas kanallarını kullanarak, üzerinde mutabakata varılamayan konular hakkındaki düşüncelerini açıklamaktadırlar.
Ortadoğu Barış Süreci’ni başından beri destekleyen Türkiye, tarafları kalıcı bir barış, adil ve herkesçe kabul edilebilir bir çözüm bulma yolunda gösterilecek çabaları sürdürmeye teşvik etmektedir. Bölgeyle olan tarihi bağlarının yanısıra, hem Filistin hem de İsrail’le çok iyi ilişkiler içinde bulunan ülkelerden biri olması, Türkiye’ye Ortadoğu Barış Süreci’nde rol oynayabilecek bir konum kazandırmaktadır.
Dolayısıyla, ilgili taraflarla sürdürülen görüşmelerde, sorunun çözümüne ilişkin çabalara katkıda bulunmamızın talep edilmesi halinde Türkiye’nin, Camp David sürecinin başarıya ulaşmasına yardımcı olmak üzere, anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasını kolaylaştırıcı bir işlev üstlenmekten kaçınmayacağı tabiidir.
Arabuluculuk olarak nitelendirilemeyecek bu işlevin doğru algılanması kadar, doğuracağı beklentilerin gerçekçi bir temel üzerine inşa edilmesi de önem taşımaktadır. Her şeyden önce, yarım yüzyılı aşkın süredir devam eden ve uzun yıllardır pek çok can ve mal kaybına yol açan sorun taraflar arasında bir güven bunalımı yaratmıştır. Ayrıca genelde Ortadoğu Barış Süreci'nin gelişimi ve özelde görüşmelerde ele alınan Kudüs’ün statüsü gibi konuların sadece İsrail ve Filistin halklarını değil, aynı zamanda tüm Müslüman, Hristiyan ve Musevi alemlerini de yakından ilgilendirmesi, konunun hassasiyetini artırmaktadır.