Sözde Ermeni Soykırımı

    11 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren ve ülkemizin de onayladığı "Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme"ye göre soykırım suçunun tanımlaması üç unsur içermektedir:

    a) Ulusal, etnik, ırki veya dini bir grup bulunmalı;

    b) Bu grup, mensuplarının öldürülmesinden, çocuklarının başka bir gruba zorla nakledilmesine kadar uzanan ve grubun fiziki varlığını sona erdirecek yaşam koşullarına maruz bırakılmalı ve

    c) Sözkonusu grubu kısmen veya tamamen yok etme kastı bulunmalıdır. Bu sonuncu unsur, savaş, isyan ve benzeri amaçlarla insan öldürülmesini soykırımdan ayırmaktadır.

    Osmanlı arşivlerinde araştırma yapanlar, doğu cephesinde süren savaşta ordunun isyancı Ermeni çetelerine karşı güvenliğinin sağlanması amacıyla, sadece bu bölgede yaşayan Ermeni toplumunun ülkenin uzak bölgelerine nakli sırasında yaşanan olayları "soykırım" olarak nitelendirecek hiçbir bulguya rastlamamışlardır. Aksine, konuyu inceleyen tarafsız bilim-adamları, Ermeni iddialarının dayanaksız olduğunu kanıtlamışlardır.

    Yine de bu asılsız iddialar, terör örgütü ASALA tarafından Türk diplomatlarına karşı girişilen ve 34 şehit vermemize yol açan terör eylemlerine kılıf olarak kullanılabilmiştir.

    Sözde Ermeni soykırımının çeşitli batı ülkelerinin yasama organlarınca kabul edilmesine yönelik çabalar son iki yıldır yoğunluk kazanmıştır.

    Bu bir rastlantı değildir. Ermenistan'ın 1991'de bağımsızlığına yeniden kavuşmasından sonra Cumhurbaşkanlığına gelen ilk Taşnak mensubu Koçaryan ile Ermeni diasporasının kendilerine özgü nedenlerle Türkiye karşıtlığında buluşmaları, bu çabalara yoğunluk verilmesinin temel nedenidir. Erivan-diaspora buluşması, haliyle Ermeni kökenli nüfus barındıran ülkelerde iç politika malzemesi de olmuştur.

    Son olarak, ABD federal görevlilerinin meslek içi eğitimlerinde sözde Ermeni soykırımı konusunda bilgilendirilmeleri ve ABD Başkanı'nın 24 Nisan mesajlarında 1915 olaylarını "soykırım" olarak nitelendirmesi konusunda iki milletvekili tarafından ABD Temsilciler Meclisi'ne sunulan bir karar tasarısı 21 Eylül'de Uluslararası Operasyonlar ve İnsan Hakları Altkomitesi'nde kabul edilmiştir. Tasarının süreç itibariyle Temsilciler Meclisi Genel Kurulu'nda görüşülmeden önce Uluslararası İlişkiler Komitesi'nde ele alınması gerekmektedir. Ancak 28 Eylül'de yapılması gereken oylama bir hafta süreyle ertelenmiştir.

    Bu tür çabalar bir yandan, Türkiye'nin Ermenistan'la ilişkilerinin normalleşmesini geciktirmekte ve güçleştirmektedir. İki ülke ilişkilerinin ötesinde, bu süreç Kafkasya'da bir güven ve huzur ortamı yaratılmasına ilişkin çabalara yardımcı olmamakta ve öte yandan Parlamentolarından bu tür kararlar geçiren ülkelerle ilişkilerimize de olumsuz yansımalarda bulunmaktadır.

    Burada ayrıca ve özenle vurgulanması gereken husus, Türkiye'yle ilişkilerini normalleştirmeyen Ermenistan'ın bağımsızlığını pekiştirmesinin mümkün olamayacağıdır. Ermenistan nüfusunun, bağımsızlığı izleyen dönemde giderek azalmış olması, bu saptamanın doğruluğunu kanıtlamaktadır.