Yurtdışında Yaşayan Vatandaşlar Danışma Kurulu Danışmanı Yüksel Pazarkaya'nın, Almanya'da ırkçılıkla savaş konusunda bir gazete için yazdığı yazı özetlenerek aşağıda verilmektedir:
Almanya’da ırkçı şiddetin sonu gelmiyor. Kohl hükümetinin tersine, Sosyal Demokrat - Yeşiller koalisyonu bu durumdan tedirgin. Son zamanlarda ülkede ırkçı şiddete karşı alınması gereken önlemler tartışılıyor. Çağdaş demokrat kesim, bu arada başta Türkler olmak üzere, ülkede yerleşik azınlık toplumları, ciddi ve köklü önlemler alınacağından kuşkulu. Geçmiş deneyimler bu kuşkuyu besliyor. Seçmenin yaklaşık yarısını temsil eden merkez sağ partiler, ırkçı partilerin savlarını sırası geldikçe rahatlıkla seçim malzemesi olarak kullanmaktan çekinmedi geçmişte. Önlemler tartışılırken, yakın geçmişe kısaca bakmak yerinde olur.
Hitler'in Bin Yıllık Nazi İmparatorluğu, hayali ancak on iki yıl sürdü. Yirminci yüzyılda insanlığın başına gelen en büyük felakete yol açıp, Almanya'yı da korkunç bir savaş harabesi halinde parçaladıktan sonra, Alman ulusu, müttefiklerin de izni ve desteğiyle sıfır noktasında yeni bir tarihe başladı. Bu tarihin ilk kırk yılı batılı müttefiklerin desteklediği Batı Almanya ile Sovyetlerin denetimi altındaki Doğu Almanya arasında bir rejim yarışması ve soğuk savaş olarak geçti.
3 Ekim 1990 tarihi Almanya için gerçi yeni bir sıfır noktası sayılmaz, ama yeni bir tarih sayfasının açıldığı kesin.
1990 birleşmesiyle ve Almanya'nın yeniden bağımsız olmasıyla başlayan demokrasi sınavı henüz sonuçlanmış değildir ve daha kolay kolay sonuçlanacak gibi görünmüyor. Bu sınavı belirleyen kilometre taşları arasında Mölln ve Solingen katliamları, Hoyerwerda ve Rostock'ta yaşanan ırkçı saldırılarla başlayan ve bugüne dek bitmeyen saldırı, şiddet, kundaklama, yaralama, öldürme olayları ve bu olaylar karşısında yetkililerin ve sorumluların vurdumduymazlıkları, aldırmazlıkları var.
Ancak sorun, Almanya'nın imajına, strateji ve politikalarına zarar vermeye başlayınca, tepkiler gündeme geliyor. Bu tepkiler şimdiye dek üstünkörü, anlık tepkiler olarak kaldı.
Avrupa Birliğinin tepesinde, Amerika ve Japonya'ya karşı güçlü bir kutup oluşturmak, küreselleşmeyle yatırım ve kültürel etki alanlarında büyücek bir pay almak, bu arada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde daimi üye olmak isteyen Almanya, Yeşiller - Sosyal Demokratlar koalisyonunun parti ve hükümet programlarına uygun olarak bugün ırkçılığa karşı köklü önlemler almak zorunda. Oysa ırkçılıkla savaşım vermek yerine, imaj kaygısı ağır bastığı için, polisten savcıya, siyasiden yargıya üstünü örtme ve az gösterme çabaları öne çıkıyor.
Bununla ırkçılığın önünün alınamayacağı açık. Irkçılıkla gerçekten savaşımın okul öncesi ve aile içi eğitimle başlayıp, uzun bir süre medyanın da ana konusu olması, buna koşut olarak da gerekli yasal ve yönetsel önlemlerin alınması gerekiyor.
Almanya'nın savaş sonrası tarihiyle özdeş, ülkede yerleşik azınlıkların dernek ve örgütleri, örneğin Almanya Türk Toplumu ya da Almanya Yabancılar Danışma Meclisleri örgütleri onyıllardır ısrarla ırkçı ayrımcılığı yasaklayan bir tümcelik anayasa değişikliği öneriyor. Gerçekten ırkçılıkla bir savaşım isteniyorsa, Almanya'da ırkçılığı mutlaka anayasa suçu olarak belirlemek zorunludur. Bunun tersine uzun yıllar ırkçı akım ve kümeler hafife alınmış, azımsanmıştır. Giderek, oy kaygısıyla kiminde açıktan, kiminde de üstü örtülü desteklenmiştir.
Elbette örgütlenmiş ve şiddet yanlısı ırkçılık bir azınlığı kapsıyor. Ancak, bu ufak azınlık karşısında aldırmazlık ve vurdumduymazlıktan başlayarak, onların şiddet olaylarına alkış tutmaya dek uzayan tavırlar, her katmanda belki toplumun çoğunluğunu kavrayan bir ağ oluşturuyor. Bu tavırların bazı gerekçelerini belki anlayabilirsiniz, ancak onların da ırkçıları yüreklendirdiği yaşanan bir gerçek.
Soğuk savaşın ardından, bilişim teknolojisiyle bir yandan kendiliğinden gelişen, öte yandan da emperyalizmin yeni yöntemi olarak görünen küreselcilik, aslında o teknolojiye sahip olan ve dünya egemenliğine oynayan büyük güçler için çalışıyor. Almanya ne olursa olsun bu güçler arasındaki yerini almak istiyor. Ama kavram açısından ırkçılık ve küreselcilik birbirini dışlar. Almanya ülkedeki ırkçılığı dizginlemeden küreselcilik savında inandırıcı olamayacaktır. Geçmiş politikalar bu açıdan büyük hatalara düşmüştür.
Almanya bugün bir yol ayrımındadır. Küreselcilik kavramının belirlediği yeni süreçte dünya politikasında oynamak istediği başrole çıkmak için, bu kez ırkçılıkla ciddi bir savaşım başlatmak zorundadır. Ancak, Türkiye gibi ülkeler söz konusu olduğu zaman, rejim düşmanı partilerin kapatılmasına demokratik değil gerekçesiyle karşı çıkan Almanya'nın ırkçılık konusunda aklına gelen ilk ciddi önlem, parti yasaklamak olarak görünüyor. Oysa, demokrasi ve insan hakları havarisi, dünyanın dışsatım şampiyonu ve en zengin birkaç ülkesinden biri olan Almanya'dan köklü bir eğitim seferberliği beklenirdi.