Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 15 Kasım'da 17. kuruluş yıldönümünü kutlamıştır. Bugün gelinen noktada KKTC, en ağır baskılara ve engellemelere karşın, tüm kurumları ve demokratik yapısıyla, çağdaş devlet olmanın şartlarını yerine getirmiş bulunmaktadır. Kendisine karşı uygulanan uluslararası ambargoya rağmen dimdik onurla ayakta duruyor olması, KKTC'nin geleceği için en büyük güvencedir.
Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasını amaçlayan süreç, Avrupa Birliği'nin (AB) Aralık 1997'deki Lüksemburg Zirvesi'nde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) üyelik müzakerelerinin başlatılması kararının alınması üzerine kesintiye uğramıştı. Süreç, uluslararası platformda gösterilen çabalar sonucunda yeniden canlanmıştır. Geçmiştekilerden farklı olarak bu defa başlatılan sürecin hedefi, taraflar arasında kapsamlı bir çözüme yönelik anlamlı müzakereler için zeminin hazırlanmasıdır. BM Genel Sekreteri Annan ve Genel Sekreter Özel Danışmanı De Soto tarafından yürütülen aracılı müzakerelerde beş tur geride kalmıştır.
Görüşmelerde yapıcı çabalar gösteren KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının Rum Yönetimi altındaki bir azınlık statüsüne düşürülmesi önlenerek, Ada'da adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için eşit ve egemen iki devlet tarafından konfederasyon temelinde kurulacak yeni bir ortaklık şeklinde özetlenebilecek bir iç dengenin oluşturulmasının ve 1960 Garanti Sistemi'nin korunması suretiyle iki anavatan arasında kurulmuş bulunan dış dengenin sürdürülmesinin gerekliliğini savunmaktadır.
GKRY tarafı ise, uluslararası toplumca haksız yere Kıbrıs'taki tem meşru hükümet olarak tanınmasının verdiği rahatlıkla, aracılı görüşmelere katkıda bulunmak bir yana, sırf müzakerelerden kaçan taraf görüntüsü vermemek uğruna içinde yer aldığı süreci sonuçsuz bırakmak için her türlü imkanı kullanmaktadır. Zira, Kıbrıs'la ilgili anlaşmalara aykırı biçimde 1990 yılında AB'ne yaptığı üyelik başvurusunun kabul edilmesi, GKRY'nin, tüm çabalarını Kıbrıs sorununun çözümü yerine, kendisine yeni öncelik olarak belirlediği, AB üyeliğinin gerçekleşmesi üzerinde yoğunlaştırılmasına yol açmıştır. Dördüncü tur görüşmelerin ilk günü BM Genel Sekreteri tarafından yapılan açılış beyanında, Kıbrıs'taki iki tarafın aracılı görüşmeleri siyasi bakımdan eşit olarak yürüttüklerinin, sadece kendi taraflarını temsil ettiklerinin ve çözümün Ada'da yeni bir ortaklığın kurulmasını hedeflediğinin bildirilmiş olması, Kıbrıs'taki gerçeklerin dikkate alınmaya başlandığını göstermişti. Ancak Genel Sekreter'in görüşmelerin beşinci turunda taraflara sunduğu sözlü ifadeler bu anlayışı sulandırmış, yapıcı yeni yaklaşımdan uzaklaşılarak yalnızca aracılı konuşma sürecine darbe vurmakla kalmamış, BM Örgütü'nün yansızlığı üzerine de gölge düşürmüştür.
Kıbrıs'ta dil, din, kültür, etnik yapı itibariyle iki farklı halk ile bu halkları temsil eden iki ayrı, eşit ve egemen devlet bulunmaktadır. Bu iki halkın 1960 yılında kurdukları ortaklığın, yani Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Rumlar tarafından silah zoruyla yıkılmasından bugünlere gelinmesine, başka bir deyişle KKTC'nin kurulmasına yol açan sürecin geri dönüşü yoktur ve bu gerçek inkar edilerek Kıbrıs'ta kalıcı ve adil bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Buna rağmen GKRY'nin Kıbrıs adı altında AB'ne üyelik yolunda atacağı her adım, KKTC ile Türkiye'nin bütünleşmesi sürecini hızlandıracaktır.
Öte yandan, Türkiye'nin AB'ne adaylığı sürecinde hazırlanan Katılma Ortaklığı Belgesi'nin kısa vadeli hedefler bölümünde Kıbrıs'a yer verilmesi de olumsuz bir gelişme olmuştur. Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki iyi niyet görevini her zaman desteklemiştir ve desteklemeyi de sürdürecektir.
Bu bağlamda Türkiye kendisini, zamanın AB Dönem Başkanı Lipponen'in 10 Aralık 1999 tarihli mektubunda da belirtilen çerçevede, Helsinki Zirvesi kararlarında yeralan ifadelerle bağlı görmektedir. Ancak, Türkiye'nin adaylığının tescil edildiği Helsinki kararlarında Kıbrıs konusuna siyasi kriter olarak değinilmezken, bu defa Türkiye'nin AB'ne üyeliği ile Kıbrıs konusu arasında bağlantı kurulması kabul edilemez. Helsinki'de Türkiye'nin AB adaylığı, bu konudaki kararlılığı bilinerek tescil edilmiştir.