Balkanlar’da yeni bir dönem

    Balkanlar geleneksel olarak, Türk dış politikasının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bunun nedenlerini, sadece içinde bulunduğumuz ortak coğrafyada değil, paylaştığımız ortak tarihte ve bugün miras olarak aldığımız kültürel ve insani değerlerde aramak gerekir. Her şeyden önce, salt coğrafi bir tanımlamanın ötesinde Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olan Balkanlar, Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü ve iletişim yoludur.

    Ülkemizin güvenliği ve refahı bu itibarla, Balkanlar’ın istikrar içinde olmasını gerektirmektedir. Türkiye, bölgenin bu önemli konumunun bilinci içinde, geçirmekte oldukları değişim süreci içinde bütün Balkan ülkelerine, demokratik kurumların yerleştirilmesi ve pazar ekonomisine geçiş sancılarının en az hissedilmesi yolunda gereken desteği vermeye devam etmekte ve bu ülkelerin Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme hedefini desteklemektedir.

    Balkanlar’da yakın dönemde yaşanan en önemli gelişme, kuşkusuz, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nde (YFC) 28 Eylül’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Yugoslav halkının tercihini gerilim ve çatışmadan değil, değişimden yana kullanmış olmasıdır. YFC, Miloseviç’in iktidardan ayrılmasının ardından, uluslararası toplumla bütünleşme yolunda önemli adımlar atmaya başlamıştır.

    Gelişmelerin, Avrupa Birliği’nin (AB) bölgedeki etkinliğinin artmasına yol açmak suretiyle Balkanlar’da yeni bir dönemin kapısını araladığını söylemek mümkündür. Bugün hemen hemen tüm bölge ülkeleri yüzlerini Avrupa-Atlantik kurumlarına çevirmiş durumdalar ve bu hedef onlar için, Balkanlılıktan Avrupalılığa geçiş süreciyle özdeşleşmiştir.

    Balkanlar’daki bu yeni dönemin en önemli sonucu, bölgede elli yıl boyunca katı ve ödünsüz şekilde hüküm süren totaliter rejimlerin yerine insan haklarına saygı temelinde çoğulcu demokrasi anlayışının yerleşmesi sayesinde, Balkanlar’da yaşanmış etnik ve ideolojik çatışmaların önünün kesilebilecek olmasıdır.

    Son dönemde pek çok Balkan ülkesi seçim süreci içine girmiştir. Hırvatistan’da bu yıl içinde yapılan seçimlerin ardından, Hırvat Hükümeti uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmek yönünde kaydadeğer yol katetmiştir.

    Makedonya’da, geçtiğimiz eylül ayında yapılan seçimlerde, uluslararası gözlemcilerin bazı seçim bölgelerinde usulsüzlük yapıldığına ilişkin uyarıları üzerine buralarda seçimlerin yeniden düzenlenmesi, Makedon yönetiminin, gecikmeyle de olsa, batının uyarılarına verdiği önemi ortaya koymuştur.

    Bulgaristan’da, tüm siyasi partilerin destek verdikleri AB’ye üyelik konusu çerçevesinde, Meclis’ten geçirilmesi gerekecek uyum yasalarına ilişkin yasama sürecini uzlaşma yoluyla hızlandırmak amacıyla, Parlamento bünyesinde, her partinin eşit şekilde temsil edildiği bir Avrupa İşleri Konseyi kurulması, Bulgaristan’daki siyasi uzlaşı arayışını kuvvetlendiren bir unsur olmuştur.

    Şüphesiz ki, bölgenin bir çatışma merkezi olmaktan çıkmaya başlamasının, demokratikleşme ve insan hakları alanında kaydedilecek gelişmelerin, soydaşlarımız açısından da olumlu etkileri olacaktır.

    Balkan ülkelerini bugünlere getiren olumsuz gelişmeler artık büyük ölçüde geride bırakılmıştır, ama unutulmamalıdırlar. Bölge içindeki dinamikler değişimden yanadır ve geçmişten alınacak dersle, çok da uzun olmayan bir vadede Balkanlar’ın arzulanan istikrara kavuşması ümit edilmektedir.