İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 52. yıldönümü

    İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 tarihinde kabulünün 52. yılında insan hakları uluslararası gündemdeki yerini korumaya devam etmektedir.

    Bu Bildirge'nin kabulü, İkinci Dünya Savaşı'nın acı deneyimlerinden sonra, uluslararası toplumun insan hakları ve temel özgürlüklere saygı temeline dayanarak, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme gibi kavramların evrensel normlar haline getirilmesi yönündeki çabaları için bir başlangıç oluşturmuştur. Bugün, sözkonusu kavramların evrenselliği konusundaki anlayış birliğinin giderek güçlendiği ve demokratik toplumların temelini oluşturduğu görülmektedir. İnsan hakları alanında gerek Birleşmiş Milletler gerek diğer uluslararası ve bölgesel örgütlerde yapılan çalışmalar, bu konuların daha geniş planda tartışılmasını ve gelişmişlik düzeyi daha aşağıda olan ülkelere de yaygınlaştırılmasını sağlamaktadır.

    Bildirge'nin kabulünden bu yana geçen süre içinde dikkati çeken bir husus, insan haklarının uygulanma alanının siyasi boyutu aşarak, ekonomik, toplumsal ve kültürel boyutlara da yaygınlaşması olmuştur. Bugün, insan hakları sözkonusu olduğunda sadece siyasi katılım, hukukun üstünlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü gibi kavramlardan bahsetmek yeterli olmamaktadır.

    Artık, sosyal adalet ve güvenlik, dengeli gelir dağılımı, iş ve eğitim hakkı gibi kavramlar da insan hakları hukukunda yerlerini almışlardır. İnsan hakları ve temel özgürlüklere saygı, hukukun üstünlüğü gibi kavramların toplumda yaygınlaştırılmasının ve uygulanmasının başlıca koşulunu, insan hakları eğitiminin toplumun her düzeyinde etkin biçimde verilmesi oluşturmaktadır. İnsan hakları eğitiminin, toplumda hoşgörü ve karşılıklı anlayışı özendirerek, toplumsal barışın sağlanmasında önemli bir rol oynadığı kuşkusuzdur. Toplumların insan hakları alanında bilinçlendirilmeleri, insan hakları ihlallerinin önlenmesi ve sorumluların yargı önüne çıkarılması açısından da önem taşımaktadır. Bir hukuk devleti olan Türkiye de, insan hakları alanında evrensel normlara uyum çalışmalarını sürdürmektedir. Yasalarımızda insan hakları alanında yapılacak iyileştirmeler herşeyden önce vatandaşlarımızın gereksinimlerine, beklentilerine cevap verecek niteliktedir.

    Bunlar, aynı zamanda, ülkemizin Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde uyma yükümlülüğü bulunan siyasal ölçütlerle de örtüşmektedir. Bu çalışmalar çerçevesinde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde hazırlanarak 1976 yılında yürürlüğe girmiş bulunan Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi 15 Ağustos 2000 tarihinde Türkiye tarafından imzalanmıştır.

    Böylece, Türkiye, Birleşmiş Milletler üyesi 188 ülkeden 144'ünün birincisine, 137'sinin ise ikincisine taraf olduğu bu iki Sözleşme'yi imzalamakla, önemli bir eksikliğin giderilmesi yolunda büyük bir adım atmış olmaktadır. Türkiye, bundan sonra da insan hakları ve temel özgürlüklerini daha da genişletmek ve güvence altına almak amacıyla kendi insanına borçlu olduğu çalışmaları sürdürecektir.

    Türkiye'nin çağdaş uluslar topluluğu içindeki saygın yerini alması bu çalışmaları başarıyla gerçekleştirmesiyle mümkündür.