2001 yılında Türk dış politikası

    Türkiye, 2001 yılına 21. yüzyılda kendisine hedef olarak belirlediği AB üyeliği ve Avrasya'da belirleyici, merkezi bir devlet olma konumunu güçlendirme konularında önemli aşamalar kaydetmiş olarak girmiştir.

    Avrupa'nın tüm kurumlarıyla bütünleşme Türkiye'nin hedefi olmaya devam etmektedir. Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri açısından önemli gelişmelerin yaşandığı 1999 ve 2000 yılları sonrasında, Türkiye üyelik sürecinde artık yeni ve tarihi bir noktada bulunmaktadır.

    Arkasında büyük bir kamuoyu desteği olan AB üyeliğinin gerçekleşmesi için gerekli adımların bu yıl da kararlılıkla sürdürüleceği doğaldır. Aynı çabanın ve kararlılığın, mali yükümlülükler de yerine getirilmek suretiyle AB tarafından da gösterilmesi büyük önem taşımaktadır.

    21. yüzyılın merkez sahnesini oluşturacak olan Avrasya, Türkiye için öncelikli konumunu korumaktadır.

    Orta Asya ve Kafkasya'daki genç bağımsız cumhuriyetlerle ilişkiler ve işbirliği artık kurumsallaşma aşamasına gelmiştir. Bu ülkelerle ilişkilerimiz, Türk dış politikasına yeni ufuklar açmış ve Avrasya coğrafyasında Türkiye'nin belirleyici bir konuma yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır.

    Türkiye, bundan sonra da bu coğrafyaya yönelik ilgisini güçlü bir biçimde devam ettirecek; eşitlik ve karşılıklı yarar temelinde sürdürdüğü ilişkileri ve işbirliğini daha da geliştirmek hedefiyle bölgedeki etkinliğini artıracaktır. Bu politikanın, karşılıklı çıkarlarımızın yanı sıra, Kafkasya ve Orta Asya'da refah, barış ve istikrara da katkıda bulunacağı kuşkusuzdur. Öte yandan, Rusya ile Türkiye arasındaki dostluk ve işbirliği, Karadeniz Bölgesi, Orta Asya ve Kafkasya'da barışın ve huzurun önde gelen koşulu olmayı sürdürecektir.

    Kıbrıs konusu, Türk dış politikasındaki önemini ve öncelikli yerini koruyacaktır. Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumu son derece açıktır. Türkiye, Kıbrıs'da barışın kalıcı olmasını, Ada'da 1974 öncesindeki acı olayların bir daha yaşanmamasını istemektedir. Bugün Kıbrıs'da çözüm, adada iki ayrı, egemen ve eşit devletin varlığının kabulünden geçmektedir. Kıbrıs'daki mevcut gerçekler inkar edilerek kalıcı ve adil bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Türkiye, Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakması için her alanda gerekli adımları kararlılıkla atmayı sürdürecektir.

    Öte yandan, Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'daki iyi niyet görevini her zaman desteklemiştir ve desteklemeyi de sürdürecektir. Türkiye, Yunanistan'la 1999 yılında başlattığı, halklar temelinde yoğun destek gören ve Balkanlar'ın refah ve güvenliği açısından da büyük önem taşıyan diyalog sürecini geliştirme konusunda kararlıdır.

    Türkiye, çeşitli alanlarda sürdürülen işbirliğine ek olarak, ikili sorunların çözümü yönünde de gerekli siyasi iradeye sahiptir. Bu kararlılık ve iradenin Yunan tarafınca da gösterilmesi halinde, ikili sorunlara çözüm getirilmemesi için hiçbir neden bulunmamaktadır. Geleneksel olarak Türk dış politikasının önemli bir boyutunu oluşturan Balkanlar, Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü ve iletişim yolu olmaya devam edecektir.

    Türkiye'nin güvenliği ve refahı Balkanlar'ın istikrar içinde olmasını gerektirmektedir. Bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerine saygı temelinde, Balkanlar'ın çok etnili, çok kültürlü yapısının korunması, bölgede yeni gerginliklerin önlenmesi bakımından yaşamsal önem taşımaktadır.

    Türkiye, geçirmekte oldukları değişim süreci içinde bütün Balkan ülkelerine, demokratik kurumların yerleştirilmesi ve pazar ekonomisine geçiş sancılarının en az hissedilmesi yolunda gereken desteği vermeye devam etmekte ve bu ülkelerin Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme hedefini desteklemektedir. 2000 yılı içinde yaşanan olumlu bazı gelişmelerin ardından yeniden bir tıkanıklığa giren Orta Doğu Barış Süreci'nde Türkiye, tarafların bölgede adil, herkesçe kabul edilebilir ve kalıcı bir barış sağlanması yolundaki çabalarını teşvik etmeyi sürdürecek ve anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasını kolaylaştırıcı gayretlerine devam edecektir.

    Türkiye, bu çerçevede, bölgede gerilimin azaltılmasının ve güven ortamının yaratılmasının, bölgedeki işbirliği olanaklarını geliştireceği düşüncesinden hareketle, tarihi bağlar paylaştığı Orta Doğu'da barış ve istikrarın sağlanması yönündeki çabalara etkin katkılarda bulunmayı sürdürecektir. Türkiye, uluslararası planda izlediği çok yönlü dış politikayla uyumlu biçimde geliştirdiği Latin Amerika, Afrika ve Uzak Doğu ülkelerine açılım politikalarının özellikle ekonomik alandaki verimli sonuçlarını şimdiden görmeye başlamıştır. Bu ülkelerle ilişkilerin diğer alanlardaki işbirliğiyle desteklenmesi sözkonusu açılım politikalarının sürdürülebilirliğinin güvencesi olacaktır. Tabiatıyla, 21. yüzyılın eşiğinde daha dinamik ve çok boyutlu bir nitelik kazanan Türk dış politikasına bundan böyle de, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana dış politikamızın temel ilkelerini oluşturan istikrar, barış, akılcılık, tutarlılık, süreklilik ve atılımcılık ilkeleri egemen olmaya devam edecektir.

    Böylece, iç yapısında demokratik, laik, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı ilkelerini hakim kılma yolunda ciddi atılımlar içinde bulunan Türkiye, dış ilişkilerinde de gerek bölgesinde gerek uluslararası planda yoğun ve etkin politikalar izleyerek, gerektiğinde yönlendirici ve öncü rol üstlenerek dünya sahnesindeki konumunu geliştirecektir.