Türk dış politikasında 2000 yılının genel değerlendirmesi

    Türkiye, 2000 yılında izlediği yoğun ve etkin dış politikayla sadece bölgesinde değil, uluslararası planda da önem verilen bir ülke olma durumunu korumuştur. Bu çerçevede, Türkiye'nin 21. yüzyılda kendisine hedef olarak belirlediği AB üyeliği ve Avrasya'da belirleyici, merkezi bir devlet konumunun güçlendirilmesi konularında önemli aşamalar kaydedilmiştir.

    2000 yılı, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmuştur. Aralık 1999'da ülkemizin adaylığını tescil eden Helsinki Zirvesi'nin ardından Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin üç yıl aradan sonra yeniden toplanması ilişkilerimizde önemli bir kilometre taşını oluşturmuştur. Türkiye'ye ilişkin Katılım Ortaklığı Belgesi'nin (KOB) AB Komisyonu tarafından 8 Kasım'da açıklanmasıyla birlikte de, üyelik sürecinde yeni bir aşamaya gelinmiştir. AB'ne üyelik yolundaki hazırlıkların önceliklerini içeren KOB'ne, ülkemizin hazırlayacağı Ulusal Program eşlik edecektir. AB kazanımlarının üstlenilmesine ilişkin takvimi belirleyecek olan sözkonusu programın hazırlık çalışmaları sürdürülmektedir. Bu gelişmeler, Avrupa'nın tüm kurumları içinde yer almayı hedeflemiş olan Türkiye'nin tam üyelik perspektifini güçlendirmektedir. Arkasında büyük bir kamuoyu desteği olan AB üyeliğinin gerçekleşmesi için gerekli adımların bundan böyle de kararlılıkla sürdürüleceği doğaldır. AB'yle ilişkilerde sadece tam üyelik yolunda atılan adımlar değil, AB içindeki yeni yapılanmalar da Türkiye için eş değerde önem taşımaktadır; bu oluşumların Türkiye'nin de üye olduğu diğer Avrupa kuruluşlarının bütünlük ve etkinliğini aşındırmaması yönünde kararlılık gösterilmektedir.

    Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in yıl içinde Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ı ziyaretlerinin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Azerbaycan'a ve dört Orta Asya Cumhuriyeti'ne yaptığı ziyaretler, Türkiye'nin Avrasya coğrafyasındaki ülkelere ilgisinin sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımıştır. Türkiye bu yıl, ayrıca, Azerbaycan, Ukrayna ve Çin Halk Cumhuriyeti'nden Devlet Başkanı, Rusya Federasyonu'ndan Başbakan, Gürcistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Ukrayna'dan ise Dışişleri Bakanı düzeyinde resmi ziyaretlere evsahipliği yapmıştır. İkili ilişkilerin hızla gelişmesinde ve pekiştirilmesinde rol oynayan unsurlardan biri olan karşılıklı üst düzey ziyaretlerin bu son örnekleri, bu ülkelerle işbirliğinin önümüzdeki dönemde eşitlik ve karşılıklı yarar temelinde kurumsallaştırılması yönündeki çabalara yeni bir ivme kazandırmıştır. Bu ülkelerle sağlam temeller üzerine kurulmuş ilişkiler ve işbirliğinin, sözkonusu ziyaretlerin sonuçları ışığında daha da derinleştirilmesi, karşılıklı çıkarlarımızın yanı sıra, Kafkasya ve Orta Asya'da refah, barış ve istikrara da katkıda bulunacaktır.

    Türk dış politikasındaki öncelikli konumunu koruyan Kıbrıs konusunda aracılı görüşmelerin kesintiye uğramasıyla, 2000 yılı içinde çözüm sürecinde ne yazık ki istenen mesafe kaydedilememiş; buna karşılık, Kıbrıs'ta kalıcı ve yaşayabilir bir çözümün, ancak iki eşit ve egemen devletin varlığının kabulüyle mümkün olabileceği ilgili taraflara kararlılıkla gösterilmiştir. Türkiye bu çerçevede konfederasyon önerisi dahil olmak üzere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin çözüm yönündeki tüm çabalarını desteklemektedir. Türkiye önemli komşusu Yunanistan'la 1999 yılında başlattığı, halklar temelinde yoğun destek gören ve Balkanlar'ın refah ve güvenliği açısından da büyük önem taşıyan diyalog sürecini geliştirme konusunda kararlıdır. Türkiye, çeşitli alanlarda sürdürülen işbirliğine ek olarak, ikili sorunların çözümü yönünde de gerekli siyasi iradeye sahiptir.

    2000 yılı içinde yaşanan olumlu bazı gelişmelerin ardından yeniden bir tıkanıklığa giren Orta Doğu Barış Süreci'nde Türkiye, tarafların bölgede adil, herkesçe kabul edilebilir ve kalıcı bir barış sağlanması yolundaki çabalarını teşvik etmeyi sürdürmüştür. Türkiye, bölgede gerilimin azaltılması ve güven ortamının yaratılmasının, bölgedeki işbirliği olanaklarını geliştireceği düşüncesinden hareketle, tarihi bağlar paylaştığı Orta Doğu'da barış ve istikrarın sağlanması yönündeki çabalara katkıda bulunmaya devam edecektir.

    Türkiye, 2000 yılı içinde bir yandan Balkan ülkeleriyle ikili ilişkilerini hızla geliştirirken, diğer yandan da Balkanlar'a yönelik bölgesel oluşumlarda üstlendiği etkin rolün gerektirdiği politikaları izleyerek, Balkanlar'da kalıcı barış, istikrar, güvenlik ve refahın sağlanmasına yönelik çabaları desteklemeyi sürdürmüştür. Türkiye, uluslararası planda izlediği çok yönlü dış politikayla uyumlu biçimde, 2000 yılı içinde de Latin Amerika, Afrika ve Uzak Doğu ülkeleriyle de ilişkilerini ve işbirliğini güçlendirmeye yönelik etkin çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmaların özellikle ekonomik alandaki verimli sonuçları şimdiden görülmeye başlamıştır.

    21. yüzyılın eşiğinde daha dinamik ve çok boyutlu bir nitelik kazanan Türk dış politikasına bundan böyle de, Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana dış politikamızın temel ilkelerini oluşturan istikrar, barış, akılcılık, süreklilik ve atılımcılık ilkeleri egemen olmaya devam edecektir.Türkiye, soğuk savaş sonrası dönemde dış politikasının siyasi ve güvenlik boyutlarının üzerine eklenen ekonomik ve sosyal boyutun getirdiği sorumlulukların bilinciyle hareket etmeyi ve bölgesinde bir barış, istikrar ve denge unsuru olmayı sürdürecektir.