Geniş vizyonlu bir dış politika

    Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana Türk dış politikasının temel hedefleri, başta komşularıyla olmak üzere tüm devletlerle iyi ilişkiler tesis etmek ve korumak, bölgesel ve küresel işbirliğini teşvik etmenin yanısıra bu tür çabalara bilfiil katkıda bulunmak, anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözümlemek ve bölgesel barış, istikrar, güvenlik ve gönence katkıda bulunmak olmuştur. Bununla beraber, soğuk savaş döneminde birçok ülkede olduğu gibi Türk dış politikası da iki kutuplu güç dengesinin getirdiği sınırlamalar içinde hareket etmek durumunda kalmıştır.

    Soğuk savaşın sona ermesiyle Türk dış politikasında da yeni bir döneme geçiş başlamıştır. Bağımsızlıklarını yeni kazanan devletlerin uluslararası sahnede yerlerini almalarıyla, yıllardır ideolojik bölünmelerle çizilen uluslararası ortam belirgin bir iyileşme göstermiş ve çeşitli bölgeler arasında ortak tarih ve kültür kavramları tekrar ön plana çıkmıştır. Ancak, bu olumlu tablo, bu kere de saldırganlık, kökten dincilik, ırkçılık, uluslararası terörizm ve bölgesel çatışmalar, gibi olumsuz gelişmelerle gölgelenmiş ve bütün bu unsurlar uluslararası barış ve istikrarı tehdit etmiştir.

    Bu değişimler karşısında Türk dış politikası doğal olarak bazı yeni sorumluluklar üstlenmiştir. Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları üzerinde asırlarca varlığını sürdürmüş bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye, başlangıçta belirtilen temel ilkelere sadık kalmak kaydıyla, yeni siyasi, ekonomik ve coğrafi gerçekler karşısında dış politikasında gerekli ayarlamaları yapmıştır.

    Bu doğrultuda, sorunların ancak barışçı yollardan çözümlenmesi gerektiğini vurgulayan ve buna yönelik tüm tedbirleri destekleyen Türkiye, Somali'den Bosna-Hersek'e, Arnavutluk'tan El-Halil'e kadar dünyanın birçok sorunlu noktasındaki barışı koruma misyonlarına aktif katkıda bulunmuştur. Türkiye, barış ve istikrarın bölgesel işbirliği mekanizmaları çerçevesinde kuvvetlendirilmesine de çalışmıştır. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci ve Güneydoğu Avrupa Çok Uluslu Barış Gücü bunun somut örneklerindendir. İmkanları çerçevesinde gerektiğinde diğer uluslara yardım elini uzatmaya da daima hazır olan Türkiye, günümüzde Gayri Safi Milli Hasılasına göre en fazla dış yardımda bulunan dördüncü ülke konumundadır.

    20. Yüzyılın son dönemi, ülkeler arasındaki ilişkileri sadece biçim bakımından değil, içerik bakımından da değiştiren önemli gelişmelere sahne olmuştur. İnsanlar ve ülkelerin birbirleriyle sıkı sıkıya ilişkili hale geldiği değişken ve küreselleşen dünyamızda Türk dış politikası da ülkemizin zengin ve çok yönlü dış ilişkilerini ve bağlarını yansıtacak şekilde gündemini ve ufkunu genişletmektedir.

    Bu anlayışla Türkiye, Afrika, Latin Amerika ile Çin ve Japonya başta olmak üzere Uzak Doğu ülkeleriyle uzun süredir potansiyelinin çok altında kalan ilişkilerini geliştirmek amacıyla yeni girişimler başlatmıştır. Türkiye'nin yeni coğrafyalara açılım politikasının temel hedefi, ekonomik, ticari ve kültürel ilişkilerini geliştirerek, hem bu alanlardaki çıkarlarına hizmet etmek, hem de siyasi münasebetlerinin uzun vadede sağlam bir zemine oturtulmasını sağlamak ve aynı zamanda bu bölgelerde barış, istikrar ve işbirliğinin gelişmesine olabildiğince katkıda bulunmaktır.

    Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in ocak ayı ve şubat ayının başındaki Sudan, Pakistan, Libya, Filistin, İsviçre ve Makedonya ziyaretleri ile yine aynı dönem içerisinde Çinli, İsrailli, Macar ve Polonyalı karşıtlarıyla Ankara'daki temasları, Türkiye'nin soğuk savaş sonrası dönemde izlemekte olduğu çok yönlü, çok boyutlu, katılımcı ve etkin dış politikanın yansımalarıdır. Türkiye, demokratik, laik yapısı ve gelişen ekonomik potansiyeliyle tarih ve coğrafyasının kendisine yüklediği sorumlulukların bilinci içinde, önümüzdeki yıllarda da değişik coğrafi bölgeleri ve kültürleri kucaklayan, barışçı, akılcı, dengeli ve bölgesel seçeneklerini genişletmeye yönelik bir dış politika izlemeye devam edecektir.