Elmas KILIÇ
Atatürk Kültür Merkezi
Uzmanı
Bugün Türk Dünyası'nın her köşesinde büyük törenlerle kutlanan Nevruz bayramı, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan Türk Cumhuriyetlerinde resm” bir bayramdır. Başta Türkiye olmak üzere, Kuzey Kıbrıs, Balkanlar, Makedonya, Doğu Avrupa, İdil-Ural, Güney Sibirya, Doğu Türkistan gibi Türk yurtlarında da, Rusya Fedarasyonu ve Ukrayna sınırları içinde yaşayan yarı Hıristiyan, yarı Şaman veya Müslüman Türk topluluklarında da aynı şevkle, neşeyle, mill” birliğimizi ve bütünlüğümüzü simgeleyen bir bayram olarak kutlanmaya devam etmektedir.
Türk Dünyası'nda Yeni Gün, Yengi Kün, Ergenekon, Ulustın Uluğ Küni, Baba Marta, Çağan, Navrız gibi değişik adlarla asırlardan beri kutlanan Nevruz bayramının başlangıcı, güneş takvimine göre yeni bir yılın, ilkbaharın başlangıcı olan 21 Mart tarihine rastlamaktadır. Tabiatın yeniden dirilmesine paralel olarak, sımsıcak saran mesaj ve atmosferiyle insanı, ayrılık, yalnızlık, ümitsizlik, karamsarlık, ölüm duygularını terk edip, ümide, dostluğa, kardeşliğe, neşeye, barışa, bir ve bütün olmaya çağıran Nevruz, ta Ergenekon'dan beri, baharla, tabiatın uyanmasıyla yeniden var olmaya başlamış, Türk milletinin varlığını sürdürmesinin bir teminatı ve sembolü olmuştur. Bir başka ifadeyle, Nevruz, hem yeni bir yılın başlangıcı, hem de bir milletin âdeta fizikötesi bir güçle dirildiği, varlığını en çetin şartlarda bile, büyütüp beslemek iradesini gerçekleştirdiği bir "milli diriliş ve mill” var oluş günü" demektir. İşte Nevruz bu yönüyle, hem tabiata bağlı olan, tabiatla dolup taşan, hem de fizikötesine uzanan bir anlam ihtiva eden bir bayram olmaktadır.
Nevruz bayramında tarihimize yön veren fikirlerin, bizi yüksek bir millet olarak bir araya getiren dinamiklerin, inançların, baharla dirildiğine, canlandığına, Türk Milleti'nin hayata, evrene, kadın-erkek bütün insanlara, topluma bakışının bütün canlılığıyla ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Bu yüzden, Nevruz varlık felsefemizin sosyolojik bir göstergesi, belirtisi olarak özel bir öneme sahiptir.
Bilindiği gibi, ataları-mızın yaratılış hakkındaki düşünceleri, biri olmadan diğeri olmayan, sürekli birbiriyle bağlantısı olan, hayatın bütün ögelerinin ve safhalarının zıtlığına, birbirleriyle çelişmesine değil, tabiattakine paralel olarak, ahenkli ve uyumlu birliğine dayalıdır. Mesela, gündüz ve gece günü, kış ve yaz yılı, karı ve koca ya da kadın ve erkek aileyi oluşturur. Bu ögeler arasında hiçbir suretle mücadele söz konusu değildir. Çünkü, evren-toplum-insan olmak üzere, bütün varlıkta bir düzen, uyumve birlik söz konusudur. Bu düzeni bozan, uyumun dışına çıkan, birliği dağıtan, bölüp parçalayan varlığını da kaybetmektedir. Bu düşünce, Türk toplum hayatında kopmaz bir birliğe ve bütünlüğe imkan sağlamaktadır. Nevruz bayramında bu düşüncenin bütün canlılığıyla ortaya çıktığını görmekteyiz. Nevruz öyle bir bayram ki, onu yaşayan insan, artık bu birleştirici ve bütünleştirici düşünceden pay almış, bu düşünceyi kavramış insan olmaktadır. Nevruz gününde, insana, insan olma değerini kazandıran evrensel ögelerin unutulmuşsa bile hatırlandığını, yok olmak üzereyse bile canlandığını da görüyoruz. Çünkü, kültürümüzün birçok unsurunu bünyesinde barındıran bugün, insanlara insanca muamele edildiği, toplumu bir arada tutan dinamiklerin hayata geçirildiği, erdemin erdemsizliğe, ahlâkın ahlâksızlığa baskın geldiği bir gün.
Bu günde insanlar, dışarıdan bakılınca birbirinin içine girmiş görünen; ama, içeriden bakılınca şahs” menfaatlerin bölüp parçaladığı, birbirlerinden ayrılıp uzaklaşmış hastalıklı bir toplum görüntüsü içinde değiller.
Bu günde insanın ve toplumun ruhunda gençten yaşlıya, yaşlıdan gence, erkekten kadına, kadından erkeğe akıp yayılan bir şiddetten ve yıkıcılıktan eser yok.
Aksine Nevruz günü, bütün bir toplum, genciyle yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle, herkes kendi yerinin farkında bir bütün haline gelmiş durumdadır. Sanki Nevruz'dan uzak kalmak, onu unutmak, onu yaşamamak; çözülmek, ayrılmak, bozulmak, yozlaşmak, ruhsuz bir hayata doğru sürüklenmek anlamına gelmektedir.
Bir bakıma Nevruz, yüksek "insan" şahsiyetinin en büyük ispatı durumundaki millet olma bilincinin en kaydadeğer göstergelerinden biridir. Tersinden de söylenebilir: Nevruz, yüksek bir millet olma ve yüksek bir "milli şahsiyet"e sahip bulunmanın en büyük ispatı durumundaki insan olma bilincinin en kaydadeğer göstergesidir.
Nevruz'un böyle hassas bir anlam taşıması, neden ömrü hayatında bir türlü millet olamamışların, bir türlü insan olamamışların, ona karanlık yollarla sahip çıkmaya ve onu karanlık kavga meydanlarında bir silah haline getirmeye çabalasalar bile asla başarılı olamayacaklarının sebebini de anlaşılır kılmaktadır.
O halde, kültürümüzün zengin repertuvarındaki yüksek bir millet olduğumuzun en anlamlı göstergesi olan bu evrensel değerimizi, milletimiz ve insanlık adına sonsuza kadar yaşamak ve yaşatmak zorundayız.