Güney Kafkasya, Asya-Avrupa ulaşım ve iletişim yolları üzerindeki stratejik konumu, Hazar Havzası petrol ve doğal gaz kaynaklarına yakınlığı, yetişmiş insan gücü potansiyeli, zengin tarihi ve kültürel çeşitliliğiyle son yıllarda dünyanın en çok ilgi çeken bölgelerinden biri olmuştur. Bu ilginin nedenlerinden biri de, Soğuk Savaş sonrası dönemde bölgede patlak veren ve hala çözüme kavuşturulamamış olan etnik nitelikli ihtilaf ve çatışmaların uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor olmasıdır. Bölge ülkelerinin hem kendi içlerinde, hem de birbiriyle mevcut uyuşmazlıkları, küreselleşme çağında dünyanın diğer yörelerinde yaygın biçimde tanık olunan bölgesel entegrasyon olgusunun Güney Kafkasya bakımından da geçerli olmasını engellemekte veya geciktirmektedir.
Bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını ilk tanıyan devletler arasında yer alan Türkiye, ilk günden itibaren Güney Kafkasyalı komşularının egemenlik ve toprak bütünlüklerini destekleyici, ilkeli bir tutum izlemiştir. Bölgenin ekonmik kalkınmasının taşıdığı önceliğin bilinci içinde, Doğu komşularını Batı'yla entegre etme yönünde adımlar atmış, ekonomik, teknik ve insani yardımlar sağlamış ve ayrım gözetmeksizin her üç Kafkas ülkesinin de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesi'ne dahil edilmesini sağlamıştır. Türkiye, bölgeye yönelik bu kucaklayıcı tutumunun sonucunda, bugün Azerbaycan ve Gürcistan'la stratejik ortaklık düzeyine ulaşmış olan ve üç ülkeye de somut yararlar getiren yakın dostluk ilişkileri kurmuş durumdadır. Ne yazık ki, Ermenistan bu konuda bir istisna durumundadır. Bunun nedeni de, bizatihi Ermenistan'ın komşularına karşı izlediği hasmane tutumdur. Ermenistan'ın Türkiye'yle iyi komşuluktan elde edeceği büyük olanakların bilincine varması, uzlaşma yerine çatışmaya dayalı bir stratejiden somut bir yarar sağlayamayacağını artık anlaması ve bu düşmanca politikalardan vazgeçmesi gerektemektedir.
Türkiye, Kafkaslar'da tüm uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümünün, Kafkas ülkelerinin siyasal istikrar ve ekonomik refahlarına katkıda bulunacağı ve bölgesel işbirliğinin önünü açacağı inancındadır. Bu doğrultuda, dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in geçen yıl başında Tiflis'e yaptığı ziyaret sırasında gündeme getirdiği Güney Kafkasya İstikrar Paktı'nın hayata geçirilmesinin bölgenin herşeyden çok ihtiyaç duyduğu karşılıklı güven ortamının ve diyaloğun geliştirilmesine önemli katkılar yapabileceği düşünülmektedir.
Bu tür bir girişimin başarısı için, bölgede çatışma ve ihtilaf kültürü yerine bir iyi komşuluk ve karşılıklı anlayış kültürünün yerleştirilmesine de gerek bulunduğu açıktır. Başka bir deyişle, Güney Kafkasya'daki ihtilaflı bölge ve ülkelerin kamuoylarında mevcut karşılıklı önyargıların ve bölgesel işbirliğinin önündeki psikolojik engellerin giderilmesi yönünde somut adımlar atılması zorunludur. Bu amaca sadece hükümetlerin çabalarıyla ulaşılmasının kolay olmayacağı da bir gerçektir. Bu noktada hükümet dışı koruluşlarla sivil toplum örgütlerinin destek ve katkıları ayrı bir önem kazanmaktadır.
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından 17 Şubat 2001 tarihinde İstanbul'da düzenlenen Kafkasya'da İstikrar Arayışı konulu toplantı, bu yönde atılmış önemli bir adımdır. Tüm bölge ülkeleri ve konuyla ilgili diğer ülkelerin yanısıra Avrupa Birliği ve AGİT gibi kuruluşların temsilcilerinin ve çok sayıda akademisyen, gazeteci ve diplomatın katıldığı toplantı bir "brainstorming" eksersizi şeklinde cereyan etmiş ve Güney Kafkasya'daki sorunların çeşitli yön ve boyutlarıyla gayriresmi ve rahat bir ortamda tartışılmasına imkan sağlamıştır.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem de, toplantının açılışında bir konuşma yaparak, Kafkasya'da güvenlik ve istikrarın sağlanmasının, ekonomik gelişmenin anahtarı olduğunu ve bunun hem mevcut sorunların çözümünü kolaylaştıracağını, hem de ekonomik gelişim ve işbirliği olanaklarının önünü açabileceğini belirtmiştir.
Türkiye, kendi güvenliği ve ulusal çıkarları açısından büyük önem taşıyan Güney Kafkasya bölgesinin barış, huzur ve istikrar içinde olmasına ehemmiyet atfetmektedir. Bu yönde sürdürülen resmi çaba ve girişimlerin şimdi sivil toplum örgütleri ve düşünce kuruluşları tarafından da desteklenmeye başlaması son derece olumlu bir gelişmedir. TESEV tarafından düzenlenen toplantının benzerlerinin başka kuruluşlarca da tertiplenip yaygınlaştırılması, Güney Kafkasya bölgesinde hükümet dışı ve sivil toplum kuruluşları düzeyinde de bir işbirliği altyapısının hazırlanmasına ve böylelikle bölgedeki tüm ülkeler arasında barış dostluk ve iyi komşuluk anlayışının yerleştirilmesine hizmet edecektir.