Çok etnili, çok dinli ve çok kültürlü yapısının tarih boyunca savaştan savaşa sürüklediği Balkan Yarımadası, İkinci Dünya Savaşı ve ardından yaşanan Soğuk Savaş döneminde, iki kutuplu dünya düzeninin etkisi altında, siyasi ve ideolojik kamplaşmaya sahne olmuştur. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından ise Yugoslavya'nın dağılmasıyla başlayıp Bosna-Hersek ve Kosova trajedileriyle devam eden gelişmeler ne yazık ki bölgeyi uzun süreli bir istikrarsızlık dönemine sokmuştur.
Avrupa kıtasının bu en sorunlu köşesi bugün halen, Makedonya'da yaşanan çatışmaların, Kosova'nın geleceğinin belirsizliğini korunmasının, Karadağ'ın Yugoslavya Federasyonu'ndan kopma eğiliminin ve Bosna Hersek'te mevcut farklı etnik gruplar arasındaki ilişkilerin hassas ve kırılgan dokusunun gölgesi altındadır.
Balkanlar'ın halihazırda yansıttığı bu kaygı verici görüntüye karşın, bölgede gelecek için iyimserlik telkin eden gelişmeler de yaşanmaktadır. Nitekim, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti eski Devlet Başkanı Miloseviç'in Lahey Eski Yugoslavya Savaş Suçluları Mahkemesi'ne teslim edilerek yargılanmaya başlaması, bölgede etnik temizlik girişimlerinin caydırılması bakımından olumlu bir adımdır. Öte yandan, Miloseviç'in adalete teslim edilmiş olmasının Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nin uluslararası toplumla bütünleşmesi yolunda gösterilen çabalara katkıda bulunacağı da tabiidir.
Ayrıca, bölgede elli yıl boyunca katı ve ödünsüz şekilde hüküm süren totaliter rejimlerin yerine insan haklarına saygı temelinde çoğulcu demokrasi anlayışının yerleşmeye başlaması ve hemen hemen bütün Balkan ülkelerinin bugün yüzlerini Avrupa-Atlantik kurumlarına çevirmiş durumda olmaları da etnik ve ideolojik çatışmaların önünü kesebilecek birer olgudur.
Balkanlar geleneksel olarak, Türk dış politikasının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Bunun nedenlerini, sadece içinde bulunduğumuz ortak coğrafyada değil, paylaştığımız ortak tarihte ve bugün miras olarak aldığımız kültürel ve insani değerlerde de aramak gerekir. Türk tarihi Bursa, Edirne ve İstanbul gibi Anadolu kentlerinde olduğu kadar, Selanik, Niş ve Belgrad gibi Rumeli kentlerinde de yazılmıştır.
Balkan kökenli milyonlarca vatandaşımız ve Balkan ülkelerindeki yüzbinlerce soydaşımız, aramızdaki dil, din, kültür ve gönül bağlarını güçlendirmektedir. Dahası, salt coğrafi bir tanımlamanın ötesinde Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olan Balkanlar, Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü ve iletişim yoludur.
Türkiye, bu coğrafyada barış ve istikrarın yeniden kurulmasına katkıda bulunmak amacıyla bağımsızlıklarını yeni kazanan devletlerde çoğulcu ve katılımcı demokratik yapıların kurulması, serbest piyasa ekonomisine geçilmesi, ülkeleri ortak çıkarlar çerçevesinde biraraya getirerek dayanışma ve işbirliği ruhunu hakim kılacak ortak projeler geliştirilmesi yönünde çaba harcamakta ve öncü rol oynamaktadır. Bu çerçevede örnekler vermek gerekirse:
Türkiye bu ülkelerin Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşme hedefini desteklemektedir;
Yüzyıllar boyunca mevcut tüm inanç ve etnik grupların barış içinde birarada yaşamasını sağladığımız Bosna-Hersek ve Kosova'daki çatışmaların barışçı yollardan sona erdirilmesini ve buralarda yaşayan soydaşlarımızın haklarının korunmasını teminen, tarafımızdan her türlü diplomatik, siyasi ve ekonomik girişimlerde bulunulmuştur; barışın korunması faaliyetlerinde de aktif rol oynanmaya devam edilmektedir;
Türkiye, Bosna-Hersek'in çok etnili, çok dinli ve çok kültürlü yapısının korunması amacıyla Dayton Barış Antlaşması'nın tam olarak uygulanması gerektiğini ısrarla savunmaktadır;
Balkan Ülkeleri Dışişleri Bakanları arasında 1988 yılında başlatılan istişare süreci, Türkiye'nin etkin çabalarıyla "Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci" olarak 1996 yılında yeniden canlandırılmıştır;
Karargahı Filibe'de olmak üzere, bir tuğgeneralimizin komutasında kurulan Güneydoğu Avrupa Çok Uluslu Barış Gücü 1999 yılı Eylül ayında faaliyete geçirilmiş ve 2001 Mayıs ayında da harekat yeteneği kazandırılmıştır;
Güneydoğu Avrupa'da İyi Komşuluk İlişkileri, İstikrar, Güvenlik ve İşbirliği Şartı, 1930'lardan bu yana bölge ülkeleri arasındaki ilk ortak siyasi belge olarak, 12 Şubat 2000 tarihinde Bükreş'de, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci'ne katılan ülkelerin Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından imzalanmıştır.
Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı girişimi de, bölge ülkelerine yeni ufuklar açmış ve Balkanlar'ı Avrupa kıtasının içine alan, ama Avrupa değerlerinin gerisinde bırakan konumunun değişmesi için önemli bir fırsat yaratmıştır.
Türkiye'nin, Balkanlar'da özlenen istikrara ulaşılması çabalarına katkısı sürecektir.