1990'ların başında dünya dengelerini bütünüyle değiştiren Doğu Bloku'nun dağılması süreci Balkanlar, Avrupa ve Asya jeopolitiğini de yeniden şekillendirmiştir. Geçtiğimiz on yıllık dönemde bu coğrafyalarda geçiş döneminin getirdiği çeşitli çalkantılar yaşayan devletler, artık daha istikrarlı yapılara kavuşabilmişlerdir. Türkiye, tarihi ve kültürel bağları ve genel olarak Balkanlar'a dış politikasında öncelikli bir yer atfetmesi nedeniyle bu bölgeyi yakından izlemekte ve bölgenin geleceğini belirleyebilecek önemli gelişmelerde aktif rol oynamaktadır. Geçtiğimiz günlerde önce Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in 29 Ocak'ta Saraybosna'yı, ardından Başbakan Bülent Ecevit'in 30-31 Ocak'ta Bulgaristan'ı ziyaretleri dikkatleri yeniden bölge üzerine çekmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemin sorunlarının en fazla hissedildiği bölgelerden olan Balkanlar'da, Bosna-Hersek ve ardından da Kosova'da yaşanan trajediler hala hatırlardadır. Etnik milliyetçilik tehdidine karşı birarada yaşama mecburiyetinin artık kabul görmekte olması bölgenin geleceği için ümit vaad etmektedir. Son on yıl içinde ayakta kalabilmek için büyük çaba sarfetme durumunda kalan Bosna-Hersek için Dayton dengesinin muhafazası hala önem taşımaktadır. Türkiye, bu ülkenin barış ve istikrar içinde yaşaması için geçmişte olduğu gibi elinden gelen tüm çabayı göstermekte ve bu anlayış içinde, Bosna-Hersek'in Avrupa-Atlantik kurumlarına entegrasyonundan, ülkedeki hastanelerin onarımına kadar geniş bir alanda desteğini sürdürmektedir. İsmail Cem'in Bosna-Hersek gezisi iki ülkenin Güney Doğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci gibi bölgesel ve Şubat ayı ortasında Türkiye'de yapılması planlanan İKÖ-AB Forumu, Bosna-Hersek'in Avrupa Konseyi üyeliği gibi çok taraflı konularda görüş alışverişinde bulunmalarının yanısıra, ikili ilişkilerin daha ileri bir noktaya taşınması için hazırlanmış ticari ve ekonomik sözleşmelerin imzalanmasına da olanak tanımıştır. Başbakan Bülent Ecevit'in Bulgaristan'a yaptığı ziyaret ise, ilişkilerimizin bir dönem oldukça gergin olduğu bu ülkeyle sorunların geride bırakılmasının ardından yaşanan yakınlaşma döneminin yeni bir halkasını teşkil etmiştir. İki komşu arasında ekonomik ve ticari ilişkilerin hukuki altyapısı tamamlanmış olup, özellikle enerji ve ulaştırma sektörlerinde işbirliğine önem atfedilmektedir. Bulgaristan'ın Avrupa Birliği ve NATO'ya adaylıkları, Batı kurumlarıyla bütünleşme isteğinin göstergesidir. Türkiye, Bulgaristan'ın NATO üyeliğini desteklemekte ve böyle bir gelişmeyle iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin aynı ittifak içinde daha da üst seviyelere ulaşabileceğine inanmaktadır. Bu düşünceyle uyumlu olarak, iki ülkenin sınırlarını anti personel kara mayınlarından arındırma kararı ilişkilerinin karşılıklı güven bakımından geldiği noktaya işaret etmektedir. Bulgaristan ve Türkiye ayrıca, halihazırda Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü ve Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu çerçevesinde çok taraflı askeri işbirliği içerisindedir. 11 Eylül saldırılarının küresel öncelikleri değiştirmesi ve dikkatlerin bundan sonra olacaklara çevrilmesi, dünyanın başka bölgelerindeki gelişmelerin gündemin biraz daha alt sıralarına düşmesine neden olmuştur. Bununla birlikte, Türkiye, Kosova'daki seçimler, Makedonya'daki anayasa değişiklikleri gibi önemli gelişmeleri yakından takip etmek ve bölge ülkeleriyle üst düzey temaslar sürdürmek suretiyle Balkanlar'a ilgisinin azalmadığını göstermektedir.