Osmanlı Devleti Asya, Avrupa ve Afrika'da hüküm sürdüğü dönemde bu topraklarda kültürel kimliğinin izlerini taşıyan pek çok değerli eser bırakmıştır. Bugün, büyük tarihi öneme sahip bu eserleri korumak hem evsahibi ülkenin, hem tarihi bağlar nedeniyle Türkiye'nin, hem de insanlığın ortak mirası olmaları dolayısıyla uluslararası kültür kuruluşlarının görevidir. Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde Osmanlılar tarafından kenti ve dini açıdan kutsal yerleri korumak amacıyla 1782'de inşa edilmiş olan Ecyad Kalesi Suudi yönetiminin aldığı karar sonrasında yıkılmıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bir dönemin siyasal, kültürel ve sanatsal izlerini taşıyan eserlerin tahrip edilmesi, tarihin tahrip edilmesiyle eş anlamlıdır. Osmanlı mimarisinin örneklerinin bulunduğu pek çok Balkan, Kuzey Afrika ve Orta Asya ülkesi, Suudi Arabistan'ın tersine bu eserleri korumak için kendi inisiyatifleriyle veya Türkiye ile işbirliği halinde çalışmalar yapmaktadır. Bosna-Hersek'te 1990'ların başında yıkılan Mostar Köprüsü'nün yeniden inşası, Türkmenistan'da Selçuklu Hükümdarı Sultan Sancar'ın Merv'deki Türbesi'nin, Libya'daki El Barka Kışlası'nın, Cezayir'de Konstantin, Oran ve Dayı Sarayları'nın onarımları yakın gelecekte başlanması öngörülen veya halen devam etmekte olan projeler arasında yer almaktadırlar. Ayrıca, Macaristan'da Kanuni Sultan Süleyman döneminden kalma Hamzabey Minaresi ve 1553'te inşa edilen Gülbaba Türbesi devlet koruması altındadır. Türkiye dışında olduğu kadar, ülkemizde hüküm sürmüş pek çok eski uygarlıktan kalan eserleri de korumaya yönelik çalışmalar bulunmaktadır. Bu çerçevede, UNESCO ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliği halinde projeler yürütülmektedir. Özellikle Avrupa Konseyi bünyesinde 1997'den itibaren çalışmalarına başlanan Avrupa Ortak Mirasının Ortaya Çıkarılması ve Korunması kampanyası, ülkemiz topraklarında yaşamış çeşitli kültürlerden Anadolu Türk toplumuna kadar geniş bir yelpazeye yayılan kültürel eserlerin tanıtılması ve muhafaza edilmesi konusunda büyük yarar sağlamaktadır. İnsanlığın başlangıcından bu yana insanın yaratıcılığı ve toplumlararası etkileşimler sonucu ortaya çıkan kültürel değerlerin ortak bir miras olduğu bilincinin tüm toplumlara yerleştirilmesinin gelecek nesillerin kültürel çeşitliliğe hoşgörüyle bakabilmeleri için gerekli olduğu unutulmamalıdır.