Uzun yıllardır barış ve huzur yüzü görmemiş olan ve son olarak da Taliban'ın insanlık dışı yönetimi altında, çağın gerisinde yaşamaya mahkum bırakılmış bulunan Afgan halkı için bugün uluslararası toplumun gösterdiği dayanışma, sadece Afganistan'ın kendisi için değil, bölge bakımından da ümit verici bir gelişmedir. Ülkenin yeniden imarı için atılacak adımların temeli, kalıcı bir Hükümetin görevi devralması için gerekli koşulların oluşturulması amacıyla geçtiğimiz Aralık ayında Bonn'da varılan mutabakattır. Bonn kararları uyarınca öncelikle güvenlik boyutuna el atılmış; BM tarafından yetkilendirilen uluslararası bir güvenlik gücü İngiltere'nin öncülüğünde faaliyete geçmiştir. Türkiye Uluslararası Güvenlik Gücü'ne (ISAF) başlangıçta bir bölük kadar kuvvetle katılacağını açıklamıştır. Güvenlik koşullarının tam olarak sağlanması ve Bonn mutabakatının bozulmadan sürdürülmesi, kuşkusuz, Afganistan'ın geleceği için bir önkoşuldur. Bununla birlikte, uluslararası toplumu Afganistan'ın yeniden imarı görevi beklemekte, bunun için de başta gelişmişler olmak üzere çok sayıda ülke ve kuruluşun seferber oldukları memnuniyetle gözlemlenmektedir. ABD ve Japonya'nın öncülüğünde 20 Kasım'da Washington'da düzenlenen toplantıda, yeniden yapılandırma çalışmalarının hazırlanacak 10 yıllık bir program çerçevesinde, belirlenen öncelikli alanlarda sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bu toplantının devamı niteliğinde 20-21 Aralık tarihleri arasında Brüksel'de Afganistan'ın yeniden imarı projelerinin finansmanının tek elden yürütülmesi için Trust Fund adı altında bir fon oluşturulması kararlaştırılmıştır. Türkiye her iki toplantıya da katılarak toplantılar çerçevesinde sırasıyla oluşturulan Yönlendirme Grubu ve Uygulama Grubu'na dahil olmuştur. Son olarak, Afganistan'ın yeniden imarı çalışmalarına katılımcıların maddi katkılarının kesinleştirilmesini teminen 21-22 Ocak tarihleri arasında Tokyo'da bir destek konferansı yapılmıştır. 61 ülkeden Bakanlar ve 21 uluslararası kuruluştan temsilcilerin biraraya geldiği konferansta, katılımcılar Afganistan'a ne şekilde yardımda bulunulacağına dair somut önerilerini tartışırken, aynı zamanda bu sürece desteklerini de vurgulama fırsatı bulmuşlardır. Konferansta, idari yapının güçlendirilmesi, kız çocuklarına öncelik verilerek eğitim imkanlarının sağlanması, sağlık ve temizlik şartlarının iyileştirilmesi, başta yollar, elektrik ve iletişim olmak üzere altyapı sorunlarının giderilmesi, ekonomik sistemin bütünüyle yeniden oluşturulması, tarım sektörünün ve kırsal alanların kalkındırılması Afganistan'ın yeniden imarında öncelikli alanlarolarak belirlenmiştir. Yeniden yapılanmanın başarısı için uyuşturucu, terörizm ve kaçakçılıkla mücadelenin yaşamsal önemi üzerinde durulan Konferans'ta bu konularda sağlıklı bir ilerleme kaydedilebilmesi için uluslararası toplumca gereken desteğin sağlanacağı vurgulanmıştır. Afganistan'a vaat edilen bu yardımların sürekliliği, yeniden imar çabalarında ana sorumluluğu üstlenen Afganistan Geçici Yönetimi'nin Bonn'da düzenlenen konferans sonucu varılan anlaşmanın maddeleri uyarınca, ülke içinde kalıcı barışın sağlanması ve saydam bir yönetim oluşturulması taahhüdünden sapmaması şartına bağlanmıştır. Konferans'ta bu amaçlara ulaşılmasını teminen 2002 yılı içinde toplanması planlanan maddi yardımların tutarı 1.8 milyar doları aşmaktadır. Türkiye'nin de önümüzdeki 5 yıllık dönemde toplam 5 milyon dolarlık yardımda bulunması öngörülmektedir. Ayrıca, bugüne kadar Afganistan'a yönelik olarak yürüttüğümüz yardım çalışmaları gözönüne alındığında (Kabil'deki Atatürk Çocuk Hastanesi'nin donatılması, Şibirgan'daki Türkiye-Afganistan Dostluk Hastanesi'nin teçhizi, Feyzabad Tıp Fakültesi'ne malzeme temini, Kabil'de içme suyu kuyularının iyileştirilmesi, gıda yardımı, yerlerinden edilmiş 10 bin civarında kişi için Kuzeydoğu Afganistan'da yaptırılan barınaklarda insanca yaşamın sağlanması ve burada açılan kızlı-erkekli 200 kişilik ilkokul) Türk işadamlarının bu sürece bir çok sektörde katkıda bulunabilecekleri görülmektedir. Türk özel sektörü tarafından bu hususta gösterilen aktif ilgi, Türkiye'nin Afganistan'a yönelik politikasının Türk toplumunun bütün kesimlerince paylaşıldığını göstermektedir.