"... Kalaşnikof taşıyordu ve ona Uluslararası Geçici Mevcudiyet'ten olduğumuzu, bize ateş etmemesini söyledik. Ancak bizi umursamadı. Bize doğru ateşe devam etti ve ön koltukta oturan Binbaşı Cengiz Toytunç ile İsviçreli gözlemci Catherine Berruex anında öldüler. Tüm şarjörü boşalttı, en az 30 mermi... Daha sonra kaçtı..."
26 Mart günü, El Halil'de görev yapmakta olan Uluslararası Geçici Mevcudiyet'e (TIPH) ait bir araç içindeki görevlilerin uğradığı saldırıyı, olaydan sağ kurtulan tek kişi, Yüzbaşı Hüseyin Özarslan bu kelimelerle anlatıyor. Böylece, El Halil kentinin Filistin Ulusal Yönetimi'ne devredildiği 1997 yılından bu yana görev yapan ve ülkemizin de 12 görevliyle katıldığı, 90 mensuplu TIPH de bölgede hüküm süren ve her geçen gün yeni boyutlar kazanan şiddet sarmalının doğrudan hedefi haline gelerek ilk kez kayıp vermiştir.
Çoğu amatör kameralar tarafından tespit edilen ve İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere uyguladıkları aşırı kuvvet kullanımını gösteren fotoğrafların basında değilse bile internet ortamında yayılmasının neredeyse kanıksandığı bugünlerde, dünya kamuoyu henüz bölgede yaşanan bu yeni "ilk"le çalkalanırken, bu defa 28 Mart'ta Netanya kentinden gelen bir haber, son zamanların en şiddetli saldırılarından birinde, bir otelin yemek saloluna giren intihar komandosunun üzerindeki bombaları patlatması sonucunda 20 kişinin öldüğü ve 100 kişinin yaralandığını duyurdu.
İlgili taraflarca yapılan açıklamalar, şiddetin sürmesinden Filistinlilerin İsrail'i ve İsrail'in de Filistinlileri sorumlu tuttuklarını göstermekte ve bu nedenle de uzunca bir süredir içinde bulunulan kısırdöngüden çıkılmasına yönelik ümitlerin daha da azalmasına yol açmaktadır. 2000 yılı sonbaharından bu yana kaydedilen çok önemli insani ve maddi kaybın yanısıra, fırsatlar kaçırılmış ve boşa zaman geçirilmiştir.
Oysa, ne İsrail ve Filistin'in, ne diğer bölge ülkelerinin ve ne de dünyanın teröre ve şiddet olaylarına daha fazla katlanma gücü kalmıştır. Yine de, şiddet sarmalının bu şekilde artarak devam etmesi, Irak'ı konu alan savaş senaryolarıyla birlikte değerlendirildiğinde, Ortadoğu'nun bir süre daha, dünyanın önde gelen istikrarsızlık bölgelerinden biri olarak kalmaya aday olduğunu ortaya koymaktadır. Artık uluslararası kamuoyuna ve özellikle de bölgedeki gelişmeleri rayına oturtabilecek ya da buna katkıda bulunabilecek ülkelere düşen, daha da geç kalınmadan, kararlılıkla tutum belirleyerek, tarafları, önşartsız olarak sorunların çözümünü masa başında aramaya zorlamak olmalıdır.