Türkiye'nin dış politika gündeminde uzun süredir yaşanan hareketlilik hız kaybetmeden devam etmektedir. Geçtiğimiz Eylül'den bu yana uluslararası gündemde öncelikli yer işgal eden Afganistan ve onunla bağlantılı olarak terörle mücadele konusu; Orta Doğu'da yeni bir tırmanma dönemine girilmesi; Irak'la ilgili tartışmalar ve AB'ne adaylığımız çerçevesinde yaşanan gelişmeler gündemin en önemli maddelerini oluşturmaktadır.
11 Eylül saldırılarını takip eden dönemde, terörle mücadele kapsamında Afganistan'da sürdürülen askeri harekatla sona eren Taliban yönetiminin ardından kurulan geçici hükümet, uluslararası toplumun da desteğiyle ülkenin yeniden yapılanması konusunda çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye de gerek 1386 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla yetkilendirilen Uluslararası Güvenlik Gücü'ne (ISAF) verdiği askeri destek, gerek Afganistan'ın yeniden imarı çalışmalarına katkılarıyla ülkenin yeniden istikrara kavuşması yönünde atılan adımların arkasında olduğunu göstermektedir.
Bu çerçevede, BM Kalkınma Programı bünyesinde oluşturulan Afganistan Geçici Yönetemi Fonu'na Türkiye tarafından yapılan maddi yardımlar sürmektedir. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığımız 14 Mart'ta başlayan bir programla Afganistan Dışişleri Bakanlığı'nda görevli 20 diplomata iki ay süreyle mesleki eğitim vermektedir. Bunların yanısıra, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in geçtiğimiz günlerde, Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Uluslararası Müteahhitler Birliği, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Eximbank, TOBB ve Uluslararası Nakliyeciler Derneği temsilcilerinden oluşan bir heyetle Afganistan'ı ziyareti, ülkemizin yeniden imar çalışmalarına yapabileceği katkıların araştırılması için yeni bir vesile teşkil etmiştir.
Terörle mücadele konusunda uluslararası toplumun, Birleşmiş Milletler'in girişimleriyle de perçinlenen hassasiyeti, bu alanda tek tek ülkeler düzeyinde olduğu kadar uluslararası örgütler düzeyinde de yoğun biçimde çalışmalar yapılması sonucunu doğurmuştur. Türkiye'nin uzun yıllardır dile getirdiği "teröre karşı uluslararası mücadelenin hukuki zemininin oluşturulması" düşüncesinin hayata geçmeye başladığının görülmesi memnuniyet vericidir. Terorizme ve onu besleyen kaynaklara karşı başlatılan bu çalışmaların kapsamına ülkemizde faaliyet gösteren terör örgütlerinin de dahil edilmesi yönündeki girişimlerimiz sürmektedir.
Orta Doğu'da şiddetin dozunun giderek artması ise Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede barışı ciddi biçimde tehdit eden bir gelişme olarak endişe yaratmaktadır. Hem Filistin hem İsrail'in güvenini kazanmış ender ülkelerden biri olarak Türkiye, taraflara şiddetin insani ve ekonomik kayıpların artmasından başka sonuç getirmeyeceği ve kalıcı barışa ulaşmak için diyalog kanallarının açılmasının tek yol olduğu yönündeki dostça tavsiyelerini sürdürmektedir.
Irak konusu gündemin Orta Doğu sorunundan ayrı tutulamayacak nitelikteki diğer bir önemli maddesini oluşturmaktadır. Türkiye, soruna Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması temelinde kalıcı bir çözüm bulunması için. Irak'ın tüm ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyarak uluslararası toplumla bütünleşmesi ve istikrara kavuşmasını arzulamaktadır.
ABD Başkan Yardımcısı Richard B. Chency'nin geçtiğimiz günlerde ülkemizi ziyareti sırasında bu hususlar bir kere daha vurgulanmış; Irak topraklarında yaşanabilecek istikrarsızlığın Filistin-İsrail çatışmaları nedeniyle zaten hassas olan bölgedeki dengelerin daha da kırılgan bir hale gelmesine yol açabileceği belirtilmiştir.
Avrupa Birliği'ne adaylığımız konusundaki gelişmeler de her zaman olduğu gibi dış politika gündemimizde önemli yer tutmaktadır.
15-16 Mart'ta Barselona'da düzenlenen ve ekonomi, istihdam ve sosyal konuların ele alındığı AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, istihdama, istihdamın geliştirilmesine ve hareketliliğine ilişkin gündem maddeleri, üyelik sürecinde atılması gereken adımlar ve üye ülkelerde yerleşik Türk işgücü bakımından Türkiye'yi yakından ilgilendirmiştir. Zirve ayrıca, gündemdeki çeşitli siyasi konularda görüşlerin en üst düzeyde tartışıldığı bir ortam olması özelliğiyle önem taşımıştır.