Orta Doğu'da bir süredir ciddi biçimde artan gerilim en sonunda bir bunalım haline dönüşmüştür. Bir taraftan Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat ve karargahının bulunduğu Ramallah'ın İsrail güçlerince kuşatılması, diğer taraftan sokaklarda intihar saldırıları ve İsrail'in orantısız güç kulanımının devam etmesi olayların yeni bir savaşa kadar tırmanabileceği endişesini yaratmıştır. Bu gelişmeler karşısında uluslararası toplum, tüm bölgeyi etkileyebilecek çapta bir istikrarsızlığın önüne geçmek için daha yoğun biçimde çalışmaya başlamıştır.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah'ın İsrail'in 1967'de işgal ettiği topraklardan geri çekilmesi karşılığında Arap Devletlerinin İsrail'le ilişkilerini normalleştirmesi temeline dayanan ve yeni bir unsur taşımasa dahi, yaşayabilir ve kapsamlı bir barışın esasını teşkil edecek bir vizyon içermesi bakımından önemli ve umut verici planının Arap Ligi Zirvesi'nde kabul edilmesi son dönemde barışa yönelik en önemli adımı oluşturmuştur.
Öte yandan, BM Güvenlik Konseyi son bir ayda Orta Doğu'da şiddetin durdurulmasına yönelik üç karar kabul etmiştir. 12 Mart 2002 tarihli ve 1397 sayılı kararda, Filistin-İsrail sorununun çözümü konusunda, tanınmış ve güvenli sınırlar içinde yanyana yaşayacak iki devleti öngören bir vizyon dile getirilmiştir. 1402 ve 1403 sayılı kararlarda ise İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmesi ve Mitchell Komitesi Planı'nın hayata geçirilebilmesi için ivedilikle Tenet Güvenlik Planı'nın uygulamaya konması istenmiştir.
Bölgede etkili olabilecek ülkelerin başında gelen ABD'nin bir süredir uzak durduğu soruna yeniden ilgi göstermeye başlaması ve ABD Dışişleri Bakanlığı Orta Doğu Özel Temsilcisi Zinni ile Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın bölgeyi ayrı ayrı ziyaret etmeleri, bölgede gerginliğin tedricen giderilmesine katkıda bulunabilecek önemli birer gelişme teşkil etmiştir.
Uluslararası toplumun bölgede yaşanan soruna çözüm yollarını tartıştığı bir toplantı ise BM, ABD, AB ve Rusya Federasyonu temsilcilerinin katılımıyla Madrit'de yapılmış ve yayınlanan açıklamada acilen bir ateşkese varılması çağrısında bulunulmuştur. Sözkonusu girişim, BM Güvenlik Konseyi tarafından da memnuniyetle karşılanmıştır.
Tüm bu uluslararası çabalara, sorunun çözümü için kolaylaştırıcı bir rol oynayan Türkiye de katılmakta ve iki tarafa eşit yakınlıkta durarak kazandığı güveni etkili biçimde kullanmaya çalışmaktadır. Dışişleri Bakanımız önümüzdeki günlerde Yunanlı meslektaşı Papandreu'yla beraber tarafları siyasi diyalog kanallarını açmak için cesaretlendirmeyi amaçlayan bir ziyarette bulunmak için bölgeye gitmeyi planlamaktadır. Ziyaret vesilesiyle iki Bakan'ın hem Filistin Yönetimi Başkanı Arafat hem de İsrail Başbakanı Sharon tarafından kabul edilmeleri öngörülmektedir. İsmail Cem'in de her vesileyle belirttiği üzere, terörün dini, milliyeti ve mazereti yoktur. Diğer taraftan, İsrail'in Filistin topraklarını işgal altında tutması ve Filistin halkının seçilmiş lideri Arafat'ı tecrit etmesi de kabul edilebilir bir tutum değildir. Türkiye, her iki tarafın da asgari müştereklerde buluşmak için daha fazla çaba harcaması gerektiğine inanmaktadır.
1994 yılında Nobel Barış Ödülü'nü paylaşan Filistin Yönetimi Lideri Arafat ve İsrail Dışişleri Bakanı Peres'in bugün içine düşürüldükleri konum düşündürücü ve endişe vericidir. Barış sürecinin yeniden hayata döndürülmesi için bölgeyle yakından ilgili tüm tarafların katkıda bulunmaya devam etmeleri ve tarafların da uyuşmazlıkların şiddetle değil, sadece müzakere yoluyla kalıcı bir sonuca uluştırılabileceğini görmeleri gerekmektedir.