Barış ve Özgürlük Bayramı

    28 yıl önce 20 Temmuz günü Türkiye, Kıbrıs'taki Türk varlığına karşı senelerce sürdürülen dini ve etnik temizlemeye, Kıbrıs Devletini ortadan kaldırarak Yunanistan'a bağlama teşebbüslerine "dur" demek için Barış Harekatını başlatmıştı.

    Harekattan beri Kıbrıs'ta kan akmaması Türkiye'nin müdahalesinin ne denli yerinde olduğunu göstermektedir.

    Harekatın yıldönümünde düzenlenen Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına da, her yıl olduğu gibi, Türkiye'den Cumhurbaşkanımızı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Hükümetimizi, Genelkurmay Başkanlığımızı ve Bakanlığımızı temsilen heyetler katılacaktır.

    Bu Bayramın önemini daha iyi idrak edebilmek için Kıbrıs'ta 1974 öncesinde yaşananları kısaca hatırlamakta fayda vardır.

    1960 Ortaklık Cumhuriyeti Türk ve Rum halklarının eşitliği temelinde, iki tarafın etkin katılımıyla işleyen iki toplumlu bir devlet mekanizmasına dayandırılmıştı.

    Fakat, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan bu ortaklık devletini nihai amaçları olan birleşme (enosis) önündeki bir engel olarak görmekteydiler ve bu nedenle ilk günden itibaren kurulan sistemi yıkmak için çalışmaya başlamışlardır. Bu çerçevede, 1963'te Türk tarafını devlet mekanizmalarından zorla uzaklaştırmışlar ve bu yasadışı uygulamayı kabul etmek istemeyen Türk tarafına karşı kanlı bir etnik temizlik kampanyası başlatmışlardır.

    1963-74 yılları arasında yüzlerce Kıbrıs Türkü yarı-askeri Rum gruplar tarafından katledilirken, dörtte biri ise evlerinden edilmişlerdir. Diğer yüzlercesi ise kaçırılmış veya kaybolmuştur.

    Yaşayacak kadar şansı olanlar ise Ada'nın toplam yüzde 3'lük bölümüne eşdeğer küçük anklavlarda mülteciler gibi yaşamak zorunda bırakılmışlardır.

    Yaklaşık 10 yıl süren bu zulme karşı uluslararası toplumdan kaydadeğer bir tepki gelmemiştir. Kıbrıs Devleti'nin garantör ülkelerinden Yunanistan'dan bu süreçte tarafsız bir tutum izlemesini beklemek zaten gerçekçi olmazdı.

    Diğer garantör ülke İngiltere'nin de o dönemde sorumluluklarını yerine getirdiğini söylemek mümkün değildir. Yunanistan yönetiminin Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği kanlı darbenin ardından Türkiye, Andlaşmalardan doğan sorumluluğunun ve haklarının bir sonucu olarak 1974'te Ada'daki duruma müdahale etmiş ve Kıbrıs Türklerini tamamen yok olmaktan kurtarmıştır.

    Bugün Kıbrıs'ta, Rumların Zürih ve Londra Andlaşmalarını 1963'ten bu yana çiğnemeleri ve Türk unsurunu yok etmeye çalışmaları neticesinde doğmuş, iki ayrı Devlet gerçeği bulunmaktadır.

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin en ağır baskılara ve engellemelere karşın 1983'ten bu yana tüm kurumları ve demokratik yapısıyla, çağdaş devlet olmanın şartlarını yerine getirmiş olduğunu, kendisine karşı uygulanan uluslararası ambargoya rağmen ayakta durabildiğini, uluslararası toplumun görmesinin zamanı artık çoktan gelmiş bulunmaktadır. İçinde bulunulan şu kritik aşamada, bu gerçeği kabul etmeden, her iki Devlete eşit gözle bakmadan, sadece üçüncü tarafların baskısına güvenerek Ada'da herhangi bir çözüme ulaşmak mümkün değildir.