Yunanistan'da terör perdesi aralanırken

    Bombalı saldırı hazırlığı yaparken yaralanan bir terörist Yunanistan'da 17 Kasım terör örgütünün üyelerinin ortaya çıkartılmasına yol açan gelişmelerin başlangıç noktasını oluşturmuştur. Yunanistan'da Türk diplomatlara yönelik saldırılar da düzenleyen bu örgüte karşı son dönemde yürütülen yoğun soruşturma ve araştırmalar Türkiye tarafından dikkatle ve yakından izlenmektedir.

    İlk olarak Aralık 1975'te CIA mensubu bir ABD vatandaşını öldürerek terör eylemlerine başlayan örgüt, 7 Ekim 1991'de Atina Büyükelçiliğimiz Basın Ateşesi Çetin Görgü'yü, 4 Temmuz 1994'te ise yine Atina Büyükelçiliğimiz Müsteşarı Ömer Haluk Sipahioğlu'nu şehit etmiştir. Ayrıca, 1991'de Büyükelçiliğimiz Maslahatgüzarını hedef alan bir bombalı saldırı ve 1988'de Büyükelçiliğimiz resmi taşıtlarına bombalı saldırılar düzenlemiştir. Ne yazık ki, aradan geçen zaman zarfında bu saldırıların hiçbirinin failleri yakalanamamıştır. Bugün ise, Yunanistan Yönetimi 17 Kasım'a karşı kamuoyu ve medyanın da desteklediği bir çökertme operasyonu yürütmektedir. Bugüne kadar örgüt üyelerinin bir bölümünün yakalanarak hapse atılmaları, Türk diplomatlara yöneltilen saldırıların da aydınlatılacağı yönünde temkinli bir iyimserlik yaratmıştır.

    Türkiye ve Yunanistan arasında son birkaç yıldır süregelen işbirliği ve yakınlaşma süreci içinde, özellikle Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra terörizme karşı mücadele konusunda da ortak çalışmalar yapma düşüncesi doğmuş ve bu fikir, Dışişleri eski Bakanı İsmail Cem'in girişimi sonucunda hayata geçirilmiştir.

    Ocak ve Şubat 2000'de iki ülke Dışişleri Bakanlarının karşılıklı ziyaretleri sırasında Suç ile Özellikle Terörizm, Örgütlü Suçlar, Uyuşturucu Madde Kaçakçılığı ve Yasadışı Göç ile Mücadele İşbirliği Anlaşması imzalanmış ve 2001'de yürürlüğe girmiştir. Avrupa Birliği'nin 11 Eylül'de Amerika'da meydana gelen saldırıların ardından terörizmle mücadelede uluslararı işbirliğinin güçlendirilmesi çalışmaları çerçevesinde oluşturduğu terörist örgütler listesine Mayıs ayı başında ülkemizde faaliyet gösteren PKK ve DHKP-C de alınmıştır. Bu gelişme sonrasında Türkiye, bu örgütlerin ve ardıllarının AB üyesi ülkelerdeki faaliyetlerinin engellenmesi, bağlı kuruluşlarının tasfiye edilmesi ve mal varlıklarının dondurulmasını beklemektedir. Bu bağlamda, gerek Yunanistan'la ikili anlaşmamız, gerek Yunanistan'ın bir AB üyesi olarak aldığı sorumluluğun sonucu olarak, topraklarında Türkiye'ye karşı faaliyet gösteren örgütlerle mücadelede etkili ve kararlı bir tutum izlemesi beklenmektedir.

    İnsanoğlunun en temel insan hakkı olan yaşama hakkını elinden alan ve bunu en alçakça biçimde yapan terörist kişi ve grupların durdurulmaları için uluslararası ortak çaba gerekmektedir. 11 Eylül saldırıları bu işbirliğinin yeterince sağlanamaması halinde olabileceklerin boyutlarını açıkça göstermiştir.

    Türkiye, terör nedeniyle büyük insani ve maddi kayıplara uğramış bir ülke olarak bu alanda her türlü işbirliğini desteklemekte ve tüm ülkelerin aynı tavrı sergileyeceklerini ümit etmektedir.