11 Eylül'den bir yıl sonra

    Tüm dünyadaki dengelerin ve tehdit algılamalarının bir anda değişmesine neden olan 11 Eylül terörist saldırılarının üzerinden bir yıl geçti. Binlerce cana mal olan ve terörün kanlı yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bu saldırıların yarattığı etki hala devam etmektedir. Bugün, geçtiğimiz senenin kısa bir muhasebesini yaparak terörizme karşı mücadelede hangi noktaya vardığımızı değerlendirmek gerekmektedir.

    Saldırıların ardından din, dil, milliyet farkı gözetmeksizin tüm insanlık için tehdit oluşturan terörizme karşı uluslararası sağlam bir koalisyon kurmanın gerekliliği ortaya çıkmıştı. Bu bağlamda, NATO, tarihinde ilk defa bir üyesine yapılmış saldırıyı tüm üye ülkelere yapılmış sayan 5. Maddesi'ni yürürlüğe koymuştur. Böylece, Afganistan'da yaşamakta olan Usame Bin Ladin ile terör örgütü El Kaide ve onlara destek veren Taliban rejimine karşı askeri harekat başlatılmıştır.

    Taliban rejiminin çökertilerek askeri harekatın sona erdirilmesinin arkasından, Afganistan'ın yeniden imarı için gerekli adımlar atılmaya başlanmıştır. Afganistan'da yaşananlar, azgelişmişlik ve istikrarsızlığın terörün yeşermesi için uygun bir ortam hazırladığının en çarpıcı örneğidir. Afganistan'ın yeniden imarı çalışmaları çerçevesinde öncelikli güvenlik boyutuna el atılmış ve Birleşmiş Milletler'in 1386 sayılı kararıyla yetkilendirilen ve Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) olarak adlandırılan güç faaliyete geçmiştir. Türkiye, İngiltere'nin öncülüğünde göreve başlayan bu oluşumun komutanlığını 20 Haziran'da devralmıştır. Afganistan'la tarihi dostluk ilişkileri olan Türkiye, ISAF komutanlığını devralarak, yıllarca savaşların ve fakirliğin altında yaşayan Afgan Halkı'na her alanda sağladığı yardımı güvenlik alanında da sürdürmektedir.

    Birleşmiş Milletler 1373 sayılı Kararı kabul ederek uluslararası toplumun teröre karşı oluşturduğu dayanışma ve işbirliğinin ilk önemli adımlarından bir diğerini atmıştır. Sözkonusu Karar, terörizmin mali kaynaklarının kurutulması, üye ülkelerin terörizmle mücadele için aralarında yoğun işbirliğine girmeleri, terörist eylemlere girişenlerin ağır suçlu olarak yargılanması, teröristlere mülteci statüsü tanınmaması, üye ülkelerin terörle mücadelede uluslararası işbirliğini öngören tüm sözleşmelere süratle katılmaları gibi önlemleri içermektedir. Ayrıca, Karar'ın uygulanmasını izlemekle görevli bir komite oluşturulmuş olup, üye ülkeler Karar'ın uygulanması konusunda attıkları adımlara ilişkin olarak bu komiteye rapor vermektedirler.

    Daha sonra, Avrupa Birliği Komisyonu da kabul ettiği terörle mücadele konusundaki çerçeve karar tasarısı kapsamında terörist kişi ve kuruluşlar listesi ile bunların finans kaynaklarına ilişkin bir liste hazırlamıştır. İlk aşamada hazırlanan listeye Türkiye'yi tehdit teşkil eden örgütlerin dahil edilmemesi ülkemizde büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bunun üzerine, AB üyesi ülkelerin Ankara'daki Büyükelçilikleri ve Avrupa'daki başkentleri nezdinde en üst düzeyde ısrarlı girişimlerimiz sonucu AB yaptığı hatadan bir nebze olsun döndürülebilmiş ve Mayıs ayı başında PKK ve DHKP-C, mal varlıkları dondurulması öngörülen terör örgütleri listesine dahil edilmiştir. Fakat, bu arada PKK, 16 Nisan 2002 tarihinde ismini KADEK olarak değiştirdiğini ilan etmiştir. Terörist örgütün böyle bir isim değişikliğiyle ardında bıraktığı canların ve yıkımın sorumluluğundan kurtulması düşünülemez. Bu çerçevede, KADEK'in de AB listelerinde yeralması yönündeki girişimlerimiz sürdürülmektedir.

    Diğer taraftan, Türkiye, olayların ilk günlerinde terör ile İslam arasında bağlantı kurulması yönündeki kabul edilemez eğilimin en başından önüne geçilmesi için çeşitli inisiyatifler almıştır.

    Bunların en önemlisi 12-13 Şubat'ta İstanbul'da düzenlenen ve büyük yankı uyandıran AB-İKÖ Forumu olmuştur. Toplantıda ülkemizin yıllardır dile getirdiği terörizmin küresel bir olgu olduğu ve ona karşı mücadelenin uluslararası işbirliği gerektirdiği gerçeği yeniden teyit edilmiştir. Forum'da farklı din ve kültürlerden temsilcilerin, hoşgörü ve diyaloğun ilişkilerin üzerine inşa edileceği yapı taşları olması gerektiği yönünde fikir birliği içinde oldukları da görülmüştür. Türkiye, hem Müslüman hem Batılı kimliğiyle terörizme karşı savaşan ülkelerin belli özelliklere göre birbirlerinden ayrılmamalı gerektiğinin en güzel örneğidir.

    Maalesef terörün kökü henüz kurutulmuş değildir. Bugün dönüp geçmişe baktığımızda keşke terörizme karşı ciddi bir savaş başlatmak için Amerika'da binlerce kişinin hayatını kaybetmesi beklenmeseydi, keşke Türkiye'nin teröre kurban verdiği canlar onbinleri bulmadan ortak bir tutum alınabilseydi demek kaçınılmazdır. En azından bundan sonrasında yeni PKK/KADEK vahşeti, yeni 11 Eylüller yaşanmaması için terörizmin yeşermesine olanak tanıyan azgelişmişlik ve fakirliğin giderilmesi ve terörizme karşı yasal ve kurumsal önlemler alınması gibi çalışmaların hız kesmeden, tam başarıya ulaşana dek sürdürülmesi gerekmektedir.