Kopenhag Zirvesi ve Türkiye

    AB bütünleşme tarihinde en kapsamlı genişleme kararının alındığı AB Zirvesi Kopenhag’da 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Zirve’de, 13 aday ülkeden Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Slovenya, Estonya, Letonya, Litvanya, Malta ve “Kıbrıs”ın 1 Mayıs 2004’ten itibaren AB’ye üye olmaları kararlaştırılırken, Bulgaristan ile Romanya’ya da 2007 yılında üyeliklerini hedefleyen bir yol haritası verilmiştir. Ülkemize ilişkin olarak, yapılan reformlar ve yeni hükümetin bu yöndeki kararlılığı övülmüş ve 2004 yılı Aralık ayında Hollanda Dönem Başkanlığı’nca düzenlenecek Zirve toplantısında, Avrupa Komisyonu’nun hazırlayacağı 2004 Yılı İlerleme Raporu ve tavsiyesi doğrultusunda, Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılandığının belirlenmesi halinde gecikmeksizin katılım müzakerelerine başlanması kararlaştırılmıştır. Zirve’de genişleme sonrasında 25 üyeli olacak bir AB’nin Aralık 2004 ayında ülkemizle müzakerelerin başlatılması kararını daha zor alacağına ilişkin muhtemel kaygılar dikkate alınmış, bu çerçevede, Kopenhag Zirvesi Sonuçlarında atıf yapılan ve 1 Mayıs 2004’ te üye olması öngörülen 10 ülkenin Katılım Antlaşmasına eklenecek “Bir Avrupa” Ortak Bildirisiyle, yeni üye ülkelerin kendilerinden sonra AB’ne üye olacak adayların üyeliklerini engellememeleri ve genişleme sürecini geri döndürmemelerinin taahhüt altına alınması öngörülmüştür.

    Öte yandan, Kopenhag Zirvesi’nde AB liderleri, birleşik bir “Kıbrıs”ın üyeliğini tercih ettiklerini vurgulamışlar, 28 Şubat 2003 tarihine kadar BM Belgesi temelinde bir çözüm bulunması için Rum ve Türk taraflarını teşvik etmişler, bulunacak çözümün AB müktesebatına yansıtılacağını Başkanlık Sonuçları belgesine kaydettirmişlerdir. Türkiye’nin üyelik perspektifi açısından bakıldığında, Zirve Sonuçlarının Helsinki (Aralık 1999), Laeken (Aralık 2001) ve Brüksel (Ekim 2002) Zirveleri Sonuçlarını tamamlayıcı ve üyelik yolumuzun açık olduğu yönünde ortaya koyulmuş iradenin bir teyidi olduğunu söylemek mümkündür.

    Kopenhag Zirvesi’nde açıklanın bu irade, ülkemizin Avrupa’ya aidiyetini ve AB’yle ilişkisinin nihayetinin tam üyelik olduğunu ortaya koymuş ve bu irade gerek 15 üye ülkenin, gerek 1 Mayıs 2004’te üye olacak aday ülkelerin karar alıcıları tarafından benimsenmiştir. Şartlı ve beklediğimizden daha geç de olsa müzakerelerin açılması için bir tarih belirlenmiş olması, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda atılmış önemli bir adımdır. Ülkemizle ilgili bu kararın alınmasında son bir buçuk yıl ve özellikle de 3 Ağustos ve 3-4 Aralık 2002 tarihlerinde gerçekleştirilen köklü reformların ve Hükümetimizin AB’ne üyelik konusunda sergilediği kararlı tutumun, yoğun diplomatik görüşmelerle desteklenmesi önemli rol oynamıştır.

    Beklentilerimizi tam olarak karşılamayan bu kararın arka planına göz atıldığında bazı etmenleri teşhis etmek mümkündür. Her şeyden önce AB, 10 ülkeyle kapsamlı bir genişleme yaşamaktadır. Bu sürecin mali külfeti devam ederken, ülkemizle de müzakerelere başlanarak ilave mali taahhütlere girilmesinden kaçınılmaktadır. Muhtemel 7-8 yıllık bir müzakere süreci düşünüldüğünde, hazmı kolay olmayacak, siyasi, ekonomik ve demografik ağırlığı ve rolüyle AB içindeki bütün dengeleri ve karar alma mekanizmasını etkileyecek Türkiye’nin üyeliğinin olabildiğince geç ve olabilecek en az mali külfetle gerçekleşmesi istenmektedir.

    Türkiye’ye daha erken bir müzakere tarihi verilmek suretiyle, AB’nin başat güçleri Almanya ve Fransa kendi kamuoylarını Türkiye’nin AB üyeliği konusunda yeterince hazırlamadan, yerel ve Haziran 2004 Avrupa Parlamentosu seçimlerini gözönünde bulundurarak siyasi risk almak istememişlerdir. Bunların yanısıra, Türkiye tarafından Kopenhag Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen reformlar ve Hükümetimizin bu yöndeki kararlı tutumu Zirve Sonuçlarında takdir edilmiş olmakla birlikte, bunların Ekim ayında AB Komisyonu’nun sunduğu 2002 yılı İlerleme Raporuna tam yansımamış olması karşısında AB liderleri, reformların uygulanmasını izleme gereğini ön plana çıkarmışlardır.

    Türkiye’nin Kopenhag siyasi ölçütlerini yerine getirdiğinin AB tarafından da kabulünün sağlanması, Türkiye’nin üyeliğine hem AB hem Türkiye kamuoylarının hazırlanması yönünde gösterilecek karşılıklı çabalar, 2005 yılının ilk yarısında katılım müzakerelerinin başlatılmasının zeminini hazırlayacak ve bu aşamadan sonra üyeliğimiz belli bir takvim ve bütçe çerçevesinde gerçekleştirilebilecektir.

    Ancak bu sürecin oldukça hassas olduğu, birçok iç ve dış faktörden etkilenebileceği ve önemli güçlüklerin aşılmasını gerektireceği açıktır. Bu çerçevede, Türkiye Kopenhag Zirvesi sonrasında AB üyeliğine giden uzun ve ince yolda ilerlemeye devam etme kararlılığındadır.