21-22 Kasım’da Prag’da yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Doruğu yeni üyeler, yeni yetenekler ve yeni ortaklarla gerçek bir Dönüşüm Zirvesi olarak nitelendirilmeyi haketmektedir. Ülkemizin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığındaki bir heyetle temsil edildiği Prag Doruğu’nda Avrupa-Atlantik coğrafyasının siyasi ve güvenlik yapısının şekillenmesi bakımından büyük önem taşıyan kararlar alınmıştır. Cumhurbaşkanı, bu vesileyle ABD, Fransa, Danimarka, İspanya, Romanya, Slovakya, Hırvatistan Devlet ve Hükümet Başkanlarıyla ikili görüşmelerde de bulunmuştur.
Buna göre, üye ülkelerin Devlet ve Hükümet Başkanları, askeri gücün siyasal stratejinin vazgeçilmez bir parçası ve halklarının özgürlük ve güvenliğini koruma bakımından hayati olması nedeniyle, yeni askeri yetenekler edinilmesini de destekleyecek ve en geç 2004 yılı Ekim ayında başlangıç düzeyinde operasyonel hale gelecek NATO Acil Karşılık Gücü’nün oluşturulması kararını onaylamışlar; NATO’nun komuta ve güç yapısının başitleştirilmesini ve bu yeni yapının ayrıntılarının 2003 Haziran ayında yapılacak olan Savunma Bakanları toplantısında ele alınmasını kararlaştırmışlar; İttifak’ın terörizm ve kitle imha silahlarıyla yapılabilecek saldırılara karşı savunma kabiliyetlerini geliştirmeye yönelik önlemler paketini açıklamışlar; genişleme sürecinin devam ettirilmesi yönündeki mutabakatı dile getirmişlerdir. Aynı şekilde, NATO’nun üye olmayan ülkelerle ilişkilerini geliştirmeyi öngören tedbirler ve bu meyanda işbirliğini terörizmle mücadele alanına da taşıyan ortaklık eylem planı karara bağlanmıştır. Bu girişimler özellikle Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri bakımından önem taşımakta ve NATO’nun bu ülkelerle ilişkilerini güçlendirme imkanı yaratmaktadır.
Öte yandan, Prag Doruğu’nda Avrupa siyasi ve askeri mimarisinin yeniden yapılandırılması sürecinde büyük bir adım atılmış ve İttifak’a Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’dan oluşan yedi yeni üyenin davet edilmesi kararı onaylanmıştır. Bu, İttifak’ın tarihinde Türkiye ve Yunanistan’ın 1952’de, Almanya’nın 1955’te, İspanya’nın 1982’de ve Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın 1999’da üye olmasının ardından beşinci ve en geniş kapsamlı genişleme kararıdır. Genişleme kararı çerçevesinde gelecek ay Kopenhag’da düzenlenecek AB Zirvesi’nde Birliğe katılması tescil edilecek ülkeler arasında zikredilmeyen Romanya ve Bulgaristan’ın da dahil edilmiş olmasında, konuya gerek iyi komşuluk ilişkileri gerek güvenlik mülahazalarıyla yaklaşan Türkiye’nin önemli katkıları olmuştur.
İttifak’a yedi ülkenin daha katılması, 21. yüzyılda yeni tehditlerin sınır ve değer tanımayan yayılmacı özellikleri karşısında üye ülkelerin ve halklarının güvenliğini pekiştirecek önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. NATO genişlemesinin devam eden bir bütünleşme ve gelişim süreci olduğu temelinde şekillendirilen ve ülkemizce de kuvvetle savunulan “açık kapı” politikasının sürdürülmesi, bütünleşmiş ve barış içinde bir Avrupa idealine ulaşmak için başlıca yollardan biridir.
11 Eylül saldırılarının ardından büyük bir dayanışma sergileyen İttifak üyeleri, Afganistan’da terörizme karşı gerçekleştirilen askeri harekat sonrasında, Kabil ve çevresinde barışı korumak için BM bünyesinde oluşturulan askeri güç ISAF’a da katkıda bulunmuşlardır. Bu bağlamda Prag Doruğu’nda ISAF liderliği dolayısıyla Türkiye’ye ayrıca teşekkür edilmiştir. Doruk’ta açıklanan NATO’nun önümüzdeki dönemde ISAF’ın liderliğini alması beklenen ülkelere belli konularda destek sağlama taahhüdü ise, İttifak’ın uluslararası güvenlik bağlamındaki etkinliğini pekiştirecek bir gelişme olmasının yanısıra, bu desteği almaksızın ISAF komutanlığını yütüten ülkemizin başarısının da boyutlarını ortaya koymaktadır.
Prag Doruğu, 1949’dan bu yana uluslararası güvenlik ortamının en kritik aşamalarında dahi demokrasi ve özgürlüğe dayalı ortak değerlerini koruyan NATO’nun, 11 Eylül sonrası dönemde de kendini uluslararası güvenlik sisteminin koşullarına uyarlayıp güçlenme iradesini göstermesi bakımından tarihi bir nitelik taşımaktadır.
Diğer taraftan, Avrupa bütünleşmesinin güvenlik boyutunda atılan bu önemli adımın ardından, gözler, siyasi ve ekonomik boyutunu yansıtan Avrupa Birliği genişleme sürecine çevrilmiştir. Avrupa coğrafyasının bir parçası ve güvenlik yapılanmasının bir üyesi olarak Türkiye, NATO’nun genişlemesini Avrupa bütünleşmesi çerçevesinde görmekte ve kendisinin AB üyeliğini de bu süreç içindeki doğal bir gelişme olarak addetmektedir.