2003’ü karşılarken

    Her yıl bir önceki yıldan miras kalan sorun ve gelişmeler, uluslararası gündemin şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Geriye dönüp baktığımızda, 2001 yılına damgasını vuran terörizmle mücadele olgusunun 2002’de de güncelliğini koruduğunu, bununla birlikte, Avrupa-Atlantik bölgesindeki bütünleşme çalışmaları ve Orta Doğu’daki sorunların 2002’nin diğer başlıca gündem maddeleri olduğunu görmekteyiz.

    2002’de özellikle Avrupa-Atlantik bölgesinde bütünleşme yolunda önemli adımlar atılmıştır. Bütünleşmenin siyasi ve ekonomik boyutu Avrupa Birliği genişlemesi çerçevesinde, güvenlik boyutu ise NATO genişlemesi çerçevesinde cereyan etmiştir.

    2001 yılının son günlerinde yapılan Laeken Zirvesi’nde oluşturulması kararlaştırılan AB’nin Geleceğine İlişkin Konvansiyon’un çalışmaları çerçevesinde, AB anayasasının hazırlıkları ve kurumsal yapının gözden geçirilmesi süreci 2002 boyunca devam etmiştir.

    Bu çalışmaların 2003’ün ilk yarısında da sürmesi ve yıl sonunda yapılacak Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde sonuçlanması öngörülmektedir. 2002 yılı sonunda yapılan ve AB bütünleşme tarihinde en kapsamlı genişleme kararının alındığı Kopenhag Zirvesi’ nde müzakere süreci devam eden 10 aday ülkenin 2004 yılında üyeliğe kabul edilmeleri kararı alınmıştır.

    Kopenhag Zirvesi’nde ülkemize ilişkin olarak ise, 2004 yılı Aralık ayında düzenlenecek zirve toplantısında, Avrupa Komisyonu’nun hazırlayacağı 2004 Yılı İlerleme Raporu ve Tavsiyesi doğrultusunda, Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılandığının belirlenmesi halinde gecikmeksizin katılım müzakerelerine başlanması kararlaştırılmıştır. Türkiye, önümüzdeki yıl da AB üyeliği hedefi doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yapmaya devam edecek olup, bunları eksiksiz uygulamaya geçirme kararlılığına da sahiptir.

    AB genişlemesinin Türkiye’yi kendi adaylığının yanı sıra ilgilendiren başka bir boyutu da Güney Kıbrıs’ın adaylığıdır.

    Kopenhag Zirvesi’nde GKRY’nin de “Kıbrıs” adı altında 2004 yılında AB üyeliğine alınacağı kararlaştırılmıştır. Türkiye, BM gözetiminde 2002 Ocak ayında başlayan doğrudan görüşme süreci sonunda BM Genel Sekreteri Annan’ın hazırladığı kapsamlı öneriler çerçevesinde müzakerelere devam edilmesini desteklemekte, adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması yönündeki umutlarını sürdürmektedir.

    NATO ise 2002 Kasımında düzenlenen Prag Doruğu’nda Avrupa siyasi ve askeri mimarisinin yeniden yapılandırılması sürecinde büyük bir adım atmıştır.

    Öncelikle, İttifak tarihinin en büyük genişlemesi onaylanmış ve böylece İttifak’a yedi yeni üye davet edilmiştir. Prag Zirvesi’nde ayrıca, terörizm ve kitle imha silahlarıyla yapılabilecek saldırılara karşı savunma kabiliyetlerini geliştirmeye yönelik hazırlanan önlemler paketi ve yeni askeri yetenekler edinilmesini de destekleyecek NATO Acil Karşılık Gücü’nün oluşturulması kararı açıklanmıştır.

    Orta Doğu’da tüm şiddetiyle süregiden İsrail-Filistin İhtilafı ve Irak sorunu tüm dünyanın dikkatini bu bölgeye yoğunlaştırmıştır. İsrail-Filistin ihtilafı konusunda çeşitli düzeylerde gerçekleştirilen çözüm girişimleri, son olarak ise Quartet (ABD, AB, BM, Rusya Federasyonu) bünyesinde hazırlanan barış planları (yol haritaları) üzerindeki çalışmalar, bu kanlı ihtilafın sona erdirilmesi ümitlerini canlı tutmaktadır. Irak’ta ise BM Güvenlik Konseyi’nin 1441 say ılı kararı çerçevesinde silah denetçilerinin çalışmaları sürmekle beraber, barışçı çözüm arayışlarının sonuca ulaşamaması halinde askeri harekatın başlayabileceği olasılığı güncelliğini korumaktadır. Muhtemel bir saldırıdan en çok etkilenebilecek ülkelerin başında gelen Türkiye, Irak’ın siyasi birliği ve toprak bütünlüğüne verdiği önem çerçevesinde sorunların barışçı yollardan çözümüne yönelik umutların kaybolmaması için elinden geleni yapmaktadır.

    Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren olduğu gibi, 2002 yılında da temel dış politika ilkeleri doğrultusunda Misak-ı Milli’yle belirlenen sınırlarımızın korunması; Türkiye’nin etrafında bir barış ve gönenç kuşağı oluşturulması ve geniş anlamda Batı’yla bütünleşme amaçları temelinde dış politikasını sürdürmüştür.

    2003’te de yine bu ilkelere sadık kalarak, kalkınma ile gönencin ancak barış ve istikrar ortamında gelişebileceği noktasından hareketle, başta kendi bölgesi olmak üzere küresel düzeyde de daha müreffeh ve barışçıl bir ortam oluşturulması için aktif ve gerçekçi bir dış politika izleyecektir.