Muhammed İkbal’in gözüyle Orta Asya

    • Prof. Sadullah Abdullayeviç Yoldaşev Mirza Uluğbek Milli Üniversitesi Tarihi kültür mirasını öğrenebilmek için; yeni fikirler üretmek, bunu egemen düşüncelerin etkisi altında geliştirmek değil, bugünkü tarihi gerçekler doğrultusunda değerlendirmek daha önemlidir. Yaşamakta olduğumuz kültür, manevi hayat ve geleceğimiz, geçmişteki zengin kültür ve bilgi birikiminin kavranılmasıyla bağlantılıdır. Orta Asya halklarının tarihi mirasının kökleri M.Ö. XI-IX. asırlara uzanır. Bunu tarihi bir değer olarak kabul edilen ünlü Avesto eserinde görebiliriz. Bu eser; Orta Asya ile birlikte Orta Doğu Bölgesi’nde ateşperestliğin (Zerdüştlik), mezdekçiliğin, maniylikin hüküm sürdüğü bir dönemde yaratılmıştır. Avesto’da birçok din hakkında bilgi ve düşünceler yer alır. Ayrıca; astronomi, tıp, coğrafya ve felsefi bilgiler, dünyanın oluşumu, insan topluluğunun yaradılışı, ilk ve orta çağlarda toplumların değişik sınıflara ayrılması, bu sınıflar arasındaki ilişki biçimleri de anlatılmaktadır. M.S. IX-XII. asırlarda Orta Asya, dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biri haline dönüşmüştür. Bu bölgede yetişen ve dünyaca tanınan ünlü alim ve bilim adamları; Ahmed İbn-i Muhammed Al Fergani, Muhammed El Harezmi, Amu Nasr Farabi, Abu-Reyhan Beruni, Abu Ali, İbn-i Sina, Mansur İbn-i Irak, Mahmud Cahmini, Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Has Hacip, Al Hocandi, Al Türki, Al Marvazi, Abu Sehil Mesihi, Abu Hayra Hammar. Abu Mansur Al Selebi, Abdurrahman Cami, Ali-Şir Nevai, Zahiriddin Muhammed Babur ve diğerlerinin çok değerli eserleri, sadece araştırmacılarımız için değil bütün dünya bilim adamlarının da ilgisini çekmekte, onların nazarında önemli bir yer oluşturmaktadır. XIX. asrın sonu ve XX. asrın başlarında İbn-i Sina felsefesi, bütün doğulu bilimadamları ve filozoflarının araştırmalarında, çalışma ve düşüncelerinde yerini almıştır. Bunları izleyen; İranlı Said Nefisi, Mazandarani, Muhammed Tağiy, Arap İbn-i Abu Useyba, Türk bilim adamı Köprülü, Hindistan’da yaşayan ünlü filozof, şair Muhammed İkbal de kendi felsefi ve sosyal alandaki çalışmalarında İbn-i Sina’nın mirasına büyük saygı göstermiştir. Bunu eserlerinde görmek mümkün. Muhammed İkbal, İbn-i Sina’nın felsefesini, sosyal ve ahlaki düşüncelerini öğrenir ve bundan memnun olduğunun bir göstergesi olarak bunları Almanya’da yaptığı İran’da Metafiziğin Gelişmesi adlı doktora çalışmasında kullanır. Muhammed İkbal sözkonusu eserinde; dünya kültürünün gelişmesine önemli katkı yapan eski Yunan felsefesi, sosyal ve ahlaki düşünce yapısının aynı zamanda orta çağ doğu felsefesinin gelişmesine önemli katkı yaptığı: Aristo, Platon, Sokrates gibi filozofların öğretilerinin Abu Reyhan Beruni ve İbn-i Sina gibi bilim adamlarının fikirlerinin gelişmesinde geniş yer tuttuğu anlatılmaktadır. Farabi, Beruni ve İbn-i Sina’nın Adil Toplum konusundaki fikirlerinin oluşturulmasında Aristo ve Platon’un sosyal bakış açısı ve düşünceleri etkili olmuş, İkbal’in İdeal Toplum ile ilgili bakışında Farabi ve İbn-i Sina’nın öğretileri önemli yer tutmuştur. Muhammed İkbal’in bu eseri iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; İran’da İslamiyet öncesi varolan düşünce yapısı, İbn-i Sina fars düalizmi (ikincilik felsefesi maddiyat-maneviyat), ateşperestliğin yaratıcısı Maniy ve Mazdakların felsefi öğretilerinin açıklamaları yer almaktadır. İkinci bölümde ise; eski Yunan felsefi düşünce yapısının açıklanması, Aristo, Platon ve Platon sonrası doktrinlerin Doğu Felsefesine etkileri, Aristo’nun İbn-i Sina düşüncesine etkisi aktarılmıştır. Muhammed İkbal’in, İran’da Metafiziğin Gelişmesi adlı eserinde, İslam rasyonalizmi, Al Aşari doktrini, sofizmin (bilgicilik) geniş bir şekilde açıklanmasıyla birlikte, Orta Çağda Al İşraki, Al Cili gibi doğulu Müslüman filozofların dini fikirleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca onların dünyaya bakışlarındaki Yunan felsefesi, özellikle Aristo ve Platon düşünce yapısı arasındaki ilişkiyi açıklıyor. İkbal’in bu eserinin ikinci bölümü İbn-i Sina hakkında düşünceler içermektedir. İkbal de çalışmalarının ilk döneminde, İbn-i Sina ve diğer orta çağ Müslüman filozofları gibi Tanrı’yı aşk veya güzellik terimi ile ifade etmiştir. Muhammed İkbal, İbn-i Sina’nın düşüncesini paylaşarak, tüm cisimlerin, ilk aşkın veya sonsuz güzelliğin Allah’a doğru yöneldiğini söylemiştir. İkbal bu eserinde İbn-i Sina’nın can ile ilgili düşüncelerine katılarak şunları vurgulamıştır: “İbn-i Sina’ya göre beden ile can birbiriyle bütünleşir ancak kendi nitelikleri bakımından tamamen birbirine zıtdır. Bedenin parçalanması, canın da parçalanması anlamına gelmez. Parçalanma, moleküllerden oluşmuş cisimlere özgü bir olaydır.” Böylece İkbal, İbn-i Sina gibi canın ebedi olduğunu kabul etmiştir. İkbal ayrıca, Cavitname eserinde Farabi tarafından ileri sürülen Adil Toplum düşüncesini sürdürerek bunu bir üst noktaya taşımış, kendi yaşadığı düzene karşı olumsuz düşüncelere sahip olduğunu eserlerinde vurgulamıştır. Filozof-şair Muhammed İkbal, kişi ile toplum arasındaki birliğin ne kadar gerekli olduğunu şöyle belirtmiştir: “Eğer hayat bir gerçekse o halde kendisinin iki tarafına, yani iki yönüne, yani özel ve sosyal yönüne sahiptir. Bu yüzden de insan, yaşamının bu iki yönünü birbirine uyumlu hale getirerek geliştirmesi gerekir. Kişi bir güldür, toplum ise bahar. Kişi kendi konumunun toplumun ayrılmaz bir parçası olduğunu bilerek toplumun kalkınmasına kendi katkısını yaparsa ebedi ve baki olur.” Mevcut toplumdaki sosyal adaletsizlik, eşitsizlik, Muhammed İkbal’in önem verdiği kavramlardır. O birçok şiir, manzume, konuşma ve makalesinde ayrıca kendi dostlarına yazdığı mektuplarda, anavatanın, yabancı istilacılardan, yabancıların kuklasına dönüşen yerli zengin ve üst görevlilerden kurtarılması için mücadeleye çağırmıştır. Ayrıca Ebu Nasır Farabi’nin arzu ettiği adil toplum oluşturulmasına ilişkin gayelerini “Cavitname” eserinde toplamıştır. Bilim adamı İkbal, orta çağdaki Farabi, İbn-i Sina, Nevai ve Babur gibi Orta Asya’lı mütefekkirlerin önde gelen düşüncelerini savunarak ülkeler arasındaki bilimsel ve kültürel ilişkilerin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Biz iki bağımsız ülkenin evlatları olarak dostluk köprüsünü kuran büyük bilim adamımızın hayırlı işlerinin geliştirilmesi, ileriye taşınması çabasını göstermeliyiz. Bu bizim asli ve mukaddes görevlerimizden biridir.