AB Genişlemesi ve Türkiye

    Geçtiğimiz hafta Türkiye-AB ilişkileri bakımından önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bir yandan, Türkiye’nin adaylık sürecinde kısa ve orta vadeli öncelikleri ile siyasi ve ekonomik kriterler ışığında katılım hazırlıklarının hangi koşullar altında gerçekleşeceğini tanımlayan Katılım Ortaklığı Belgesi’nin gözden geçirilmiş metni onaylanırken, diğer taraftan AB tarihindeki en büyük genişleme dalgası içinde, Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nde üyelikleri kabul edilen on aday, Katılım Antlaşması’nı imzalamıştır. Yine Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi kararları uyarınca, Avrupa Komisyonu tarafından ülkemizin katılım süreci çerçevesinde hazırlanan gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi, 15 Nisan’da Lüksemburg’da düzenlenen AB Genel İşler Konseyi toplantısında kabul edilmiştir. Bundan sonraki aşamada, Türkiye, yeni Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde, AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programını gözden geçirecek ve Avrupa Komisyonu’na sunacaktır. Gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi genel olarak beklentilerimizi karşılamaktadır. Ülkemiz, AB’nin Türkiye’nin üyelik yolundaki yükümlülüklerini belirlerken diğer adaylara yönelik uygulamayla eşit davranmasını istemektedir. 1999 Helsinki Zirvesi Sonuçları da bunu gerektirmektedir. Bu çerçevede, belgede siyasi diyalog ve siyasi kriterler başlığı altında yer alan Kıbrıs konusu ile sınır uyuşmazlıkları, zamanın Dönem Başkanı Finlandiya Başbakanı Lipponen’in mektubuyla da teyit edildiği üzere, tarafımızdan yerine getirilecek Kopenhag siyasi kriterleri kapsamında yer almamaktadır. Genel İşler Konseyi toplantısında, yeni Katılım Ortaklığı Belgesi’nin yanısıra, ülkemiz için artırılmış katılım öncesi mali yardımlar da onaylanmıştır. Buna göre, AB, Türkiye’ye 2004 yılında 250 milyon Euro, 2005 yılında 300 milyon Euro ve 2006 yılında 500 milyon Euro tutarında yardım sağlayacaktır. Ülkemize yönelik AB yardımlarının miktarı artırılmışsa da, diğer aday ülkelerle kıyaslandığında hala mütevazı bir düzeydedir. İhtiyaçlarımızla doğru orantılı olarak mali işbirliğinin daha da geliştirilmesi gerekmektedir. 2003 Katılım Ortaklığı Belgesi’nin onaylandığı gün ülkemiz ile AB arasındaki en üst düzeyli karar organı olan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’nin 42. oturumu da Lüksemburg’da gerçekleştirilmiştir. Toplantıda ülkemizin AB’ye katılım sürecinde yakın dönemde yaşanan gelişmeler ve bundan sonra atılacak adımlar değerlendirilmiştir. Toplantı kapsamında, Kopenhag Zirvesi sonuçları, Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program’ın gözden geçirilmesine yönelik hazırlıklar ışığında AB’ye katılım sürecimiz ele alınmıştır. AB genişlemesinin Türkiye’yi ilgilendiren bir diğer boyutu GKRY’nin AB’ye katılım sürecidir. AB, bu konuda yanlı ve Ada’daki gerçekleri dikkate almayan tutumunu sürdürmektedir. Nitekim, Avrupa Birliği Devlet ve Hükümet Başkanları’nın 16 Nisan’da Atina’da yaptığı Zirve toplantısında, GKRY “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında Avrupa Birliği’yle Katılım Antlaşması’nı imzalamıştır. Buna göre üyelik, Katılım Antlaşması’nın üye ve katılımcı ülkelerin parlamentolarında onaylanmasından sonra, 1 Mayıs 2004’te gerçekleşecektir. Ada’daki mevcut durumda, sadece GKRY’nin AB’ye üye olması söz konusudur. Zira, Ada’nın kuzeyinde KKTC yönetimi egemen olup, AB müktesebatı KKTC’ye uygulanamayacaktır. Türkiye tarafından daha önce de açıklandığı üzere, AB, halen BM Güvenlik Konseyi’nin gündeminde bulunan bir uluslararası ihtilaf konusunda, uluslararası anlaşmaları ihlal ederek tek taraflı kararlar almakta ve uluslararası mükellefiyetler yaratmaktadır. AB’nin bu tutumu Birliğin dayandığı hukukun üstünlüğü ve demokratik meşruiyet ilkeleriyle ve temel yaklaşımlarıyla bağdaşmamaktadır. Türkiye, GKRY’nin tam üyeliğiyle ilgili Katılım Antlaşması’nı ve ekli Protokolü hukuki ve siyasi bakımdan kabul etmemektedir. Bu hususlar, 15 Nisan günü Lüksemburg’da yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında Dışişleri Bakanımızın yaptığı beyanla kayda geçirilmiştir. Türkiye’nin AB’ye üyeliği her iki taraf bakımından da somut menfaatlere ve ortak değerlere dayanan vazgeçilmez bir hedeftir. Türkiye, Kopenhag siyasi ölçütlerini karşılamaya yönelik çalışmaları çerçevesinde gerek yasal düzenlemelerin tamamlanması, gerek bunların uygulamaya geçirilmesi için kararlılıkla hareket etmektedir. Ülkemizin Kopenhag siyasi ölçütlerini yerine getirdiğinin AB tarafından 2003 yılı İlerleme Raporu’nda kabulünün sağlanması, ayrıca Türkiye’nin üyeliğine hem AB hem Türkiye kamuoylarının hazırlanması yönünde gösterilecek karşılıklı çabalar, 2004 yılında katılım müzakerelerinin başlatılmasının zeminini hazırlayacak ve bu aşamadan sonra üyeliğimiz belli bir takvim uyarınca gerçekleştirilebilecektir. Bu çerçevede, Türkiye, AB üyeliği hedefine ulaşmak için katettiği ilerlemelere Birliğin gereken değeri vermesini ve Kıbrıs konusunda BM çerçevesinde çözüm arayışlarına adil ve yansız bir yaklaşım içinde destek olmasını beklemektedir. Çin’de Türk Fındığı Demonstrasyon Merkezi kuruluyor Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Türk fındığı için önemli bir pazar haline gelen Çin Halk Cumhuriyeti’ne Türk Fındığı Demonstrasyon Merkezi kuruyor. Karadeniz Fındık ve Mamülleri İhracatçıları Birliği (KFMİB) Genel Sekreteri Selçuk Toramanoğlu, Merkezin küçük ve orta boy işletmelerin ürünlerinde Türk fındığı kullanımının sağlanması ve model bir üretim hattının oluşturulması amacıyla kurulacağını söyledi. Toramanoğlu yaptığı açıklamada, KFMİB’nin bu dönem aynı zamanda Fındık Tanıtım Grubu’nun (FTG) sekreterya görevini de yürüttüğünü belirterek, “İhracatının % 80’ini AB ülkelerine gerçekleştirilen Türk fındığının alternatif pazarlarda tanıtılması çalışmaları kapsamında, FTG 2001 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nde reklam ve tanıtım çalışmalarına başladı. FTG’nin Çin Halk Cumhuriyeti’nde yapmış olduğu reklam ve tanıtım çalışmalarından olumlu sonuçlar alındı. Bu ülkeye 2001 yılında 521 ton olarak gerçekleşen fındık ihracatı 2002 yılında iki kat artarak 1162 tona ulaştı. Bunun yanı sıra, büyük kısmının dolaylı olarak Çin Halk Cumhuriyeti’ne gittiği bilinen Hong Hong’a yapılan ihracat 2001 yılında 44 ton iken 2002 yılında büyük bir artışla 2 bin 62 tona çıktı” diye konuştu. Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Türk fındığı için büyük bir pazar potansiyeline sahip olmasının anlaşılması üzerine, Dış Ticaret Müsteşar Yardımcısı Ömer Faruk Doğan Başkanlığı’ndaki FTG heyetinin, Pekin’in 10 büyük sanayi bölgesi içersinde yer alan 9.6 kilometrekare alana sahip Beijing Yangi Industrial Development Zone’de Türk Fındığı Demonstrasyon Merkezi kurulmasının kararlaştırıldığını anlatan Selçuk Toramanoğlu konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Çin Halk Cumhuriyeti’nde yerleşik çok sayıdaki küçük ve orta boy işletmenin ürünlerinde Türk fındığı kullanmalarına yönelik uygulamalı eğitim ve seminerlerin gerçekleştirilmesi amacıyla model bir üretim hattının da yer alacağı Türk Fındığı Demonstrasyon Merkezi’nin kurulması kararlaştırıldı. Bu Demonstrasyon Merkezi’nde aynı zamanda KOBİ’lerin küçük miktarda fındık tedarik etmelerine yönelik düzenlemeler de yapılacak. Demonstrasyon Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle, Çin Halk Cumhuriyeti’nde fındıklı çikolata üretmekte olan Cadbury, Le Conte ve Dove gibi uluslararası firmaların yanı sıra küçük ve orta ölçekli yerel firmalar da fındıklı çikolata üretmeye başlayacaklar. Bu proje ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin geleneksel gıda ürünleri arasında yer alan moon cake ve zongzi üretiminde de fındığın katkı maddesi olarak kullanılması hedefleniyor. FTG’nin 4 Mart’ta Shanghai’da düzenlediği Türk Fındığı Üzerine Teknik Bir Seminer ve İşleme Endüstrisi konulu toplantıya, Shanghai’daki 40 gıda firmasının genel müdür ve AR-GE departmanı temsilcilerinden oluşan yaklaşık 80 kişinin katılması, Çin Halk Cumhuriyeti’nde fındığa olan ilginin her geçen gün artığını kanıtlamaktadır.” •ORDU YORUM Sayı: 1704 * * *