Birleşmiş Milletler (BM) 58. Genel Kurulu, 23 Eylül günü Genel Sekreter Kofi Annan’ın yaptığı açılış konuşmasıyla New York’ta çalışmalarına başlamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, üye devletlerin eşit olarak temsil edildiği ve uluslararası toplumun gündemindeki sorunların tartışıldığı küresel ölçekte, demokratik bir platform olma niteliğiyle önem taşımaktadır. Yarım asrı aşkın süredir uluslararası yaşamın her boyutunda ve bu meyanda barışı sağlama, koruma ve uluslararası sorunların çözümü çalışmalarında öncülük eden Birleşmiş Milletler, bugün de küreselleşen dünyanın karmaşık ve çok boyutlu sorunların çözümüne yönelik ortak gayretler için önemini korumaktadır. Öte yandan, Örgütün değişen dünya şartlarına uyum sağlayarak etkinliğini arttırması gerekmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin devre dışı kaldığı Irak savaşının sona ermesinden sonra düzenlenen ilk BM Genel Kurul toplantısında tüm dünyanın dikkati liderlerin bu platformdan tüm dünyaya verdikleri mesajlara çevrilmiştir. BM Genel Sekreteri açılış konuşmasında, BM’nin değişim ihtiyacını vurgulamış ve bu amaçla bir “Akil Adamlar” grubu görevlendireceğini ve bu grubun BM’nin ana organlarının işleyişlerini ve aralarındaki ilişkileri inceleyip, BM reformu konusunda 59. Genel Kurul öncesinde önerilerde bulunacağını açıklamıştır. Genel Sekreter ayrıca BM’nin uluslararası barışa yönelik tehditlerle mücadelede önemini vurgulamış ve dünyanın 1945 yılında belirlenen kurallar temelinde hareket edip etmeme konusunda bir yol ayrımında olduğunu, bugünün belki de 1945 kadar önemli bir karar anı olduğunu belirtmiştir. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de BM Genel Kurulu’na hitaben yaptığı konuşmada, Türkiye’nin uluslararası politikanın gündemini oluşturan konulara bakışını açıklamıştır. Bakanımız bugün uluslararası toplumun karşı karşıya olduğu sorunların, Birleşmiş Milletler’in önemini daha da fazla ortaya çıkardığını, dolayısıyla Örgüt’ün günümüz gerçeklerine uygun bir şekilde daha etkin ve verimli hale getirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca, ülkemizin çağdaş ve demokratik yapısıyla pek çok ulusa örnek teşkil ettiğine, bölgesel işbirliği, barışı koruma ve çatışmaların önlenmesi gibi alanlardaki geniş tecrübesine, bölgesinde ve ötesinde barış ve istikrara önemli katkılarda bulunduğuna değinmiş, Türkiye’nin 2009-2010 yıllarında Güvenlik Konseyi üyeliğine aday olduğunu teyid etmiştir. Bakanımız BM 58. Genel Kurul görüşmelerinin paralelinde çok sayıda ikili ve çok taraflı görüşme de yapmaktadır. BM Genel Sekreteri Annan’ın başkanlığında gerçekleşen Afganistan özel toplantısı, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Dışişleri Bakanları çalışma kahvaltısı ve D-8 Bakanlar Kurulu toplantısı bu çok taraflı temasların başlıcalarıdır. Keza, ikili temaslar çerçevesinde, Bakan, AB Dış İlişkiler Komiseri, Arap Ligi Genel Sekreteri gibi önemli uluslararası örgüt temsilcileriyle ve başta ABD, İngiltere, Çin, İran, KKTC, Azerbaycan, Ermenistan ve Yunanistan olmak üzere yaklaşık 30 ülkenin Dışişleri Bakanlarıyla görüşmektedir. Öte yandan, Türkiye ve Yunanistan, kara mayınlarının yasaklanmasıyla ilgili Ottava Sözleşmesi’ne onay belgelerini, Genel Kurul paralelinde 25 Eylül günü düzenlenen bir törenle eşzamanlı olarak BM Yazmanlığı’na tevdi etmişlerdir. Bakanımız, New York’ta bulunduğu süre zarfında, çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla da biraraya gelme fırsatı bulmuştur. ABD’deki Türk vatandaşlarının kurduğu İş Forumu, Türk-Amerikan Sanayi ve Ticaret Odası, Türk Amerikan Cemiyeti, Amerikan-Türk Derneği sözkonusu sivil toplum örgütleri arasında sayılabilecektir. Ayrıca, çeşitli Musevi sivil toplum kuruluşları yetkilileriyle ve medya mensuplarıyla temaslarda bulunan Bakan, ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarınca düzenlenen Avrasya 2003 Zirve Toplantısı ile Dünya Liderler Forumu’nda birer konuşma yapmıştır. Bakanımız sözkonusu konuşmalarında, Türkiye’nin örnek bir ülke olarak kendi bölgesinde ve ötesinde barış, iskikrar ve refahın sağlanmasında oynamakta olduğu etkin role ilişkin görüşlerimizi izah etmiştir. Türkiye, sorumlu ve barışsever bir ülke olarak, kurucu üyesi olduğu Birleşmiş Milletler’in Yasası’nda yer alan ilke ve amaçlar doğrultusunda üzerine düşen görevleri yerine getirmeye devam edecektir. Bu çerçevede uzun bir aradan sonra 2009 yılında Güvenlik Konseyi üyeliğine seçildiği takdirde Türkiye, Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarına daha da fazla katkıda bulunabilme olanağına sahip olacaktır.