80 yıllık hür irade CUMHURİYET

    Atatürk, 28 Ekim 1923 akşamı, arkadaşlarına “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” dediği sırada Türkiye, muhafazakarlarla, Atatürk’ün çevresinde yer alan ilerici grup arasındaki uyuşmazlığın yarattığı bir hükümet buhranı içindeydi... Atatürk’ün çok daha öncelerden düşündüğü “sonuç” buhranın giderilmesinde en etkin çözüm olacaktı. Tarih o günleri şöyle anlatıyor: “Fethi Okyar Hükümeti, Atatürk’e aleyhtar grubun sürekli baskısı üzerine istifa etmiştir. O günkü Anayasa’ya göre hükümet üyeleri Meclis tarafından seçilmekteydi. Meclis’te çeşitli listeler çeşitli görüşlerin ve çeşitli çıkarların bir araya getirdiği grupların önerdiği isimler dolaşıp durmaktadır...” Atatürk yapacağı her girişim için uygun ortamı beklemesini ve sezmesini bilen bir liderdi. Bundan sonrasını Nutuk’tan ve Atatürk’ten dinleyelim: “Ben Meclis’te gizli ve muhalif bir hizip keşfettikten Meclis’in çalışmalarından duyguların egemenliğini gördükten, Bakanlar Kurulu’nun çalışmasındaki düzenin her gün temelsiz bir takım nedenlerle düzensizliğe uğratıldığına inandıktan sonra, uygulaması için uygun zamanı beklediğim bir düşencenin uygulama anının geldiğine hükmetmiştim.” SON BİR DENEME Atatürk 26 Ekim 1923’de o sırada istifa etmemiş olan Bakanlar Kurulu’nu Çankaya’da toplamış ve görüşmeler sonucunda şöyle bir karar aldırmıştı: Hükümet istifa edecek, hükümetteki bakanlar, kurulacak yeni Bakanlar Kurulu’na seçilirlerse Meclis’teki muhteris hizip, hükümeti kurmayı başarırsa ne yapılacağını da kararlaştırmıştı. Buna göre bir süre yapacakları izlenecek hatta gerekirse yardımcı olunacaktı. Bu hükümet ülke yönetiminde yanlış yollara saparsa Meclis’i aydınlatmak gerekecekti. Eğer bu hizip, ya da ötekiler hükümet kurmayı başaramazlarsa Atatürk araya girecek ve tasarladığı çareyi ortaya koyarak, sorunu temelinden çözecekti. Gerçi 28 Ekim 1923 günü Parti Yönetim Kurulu, bir hükümet listesi hazırlamıştı. Ancak listede adı olanların birçoğu hükümette görev almak istemediğini bildirmişti. Atatürk de liste üzerinde yaptığı incelemede, bazı isimleri beğenmemişti. Sonuçta partinin de “kabul edebilecek” bir liste hazırlayamayacağı ortaya çıkmıştı. KÖŞKTEKİ YEMEK Aynı gece Atatürk, İsmet İnönü, Kazım Özalp, Kemalettin Sami ve Halit Paşaları Çankaya Köşkü’ne çağırdı. Kendisini ziyarete gelmiş olan miletvekillerinden Fuat Bulca ve Ruşen Eşref Ünaydın’ı yemeğe alıkoydu. Atatürk Nutuk’ta o akşamı şu şekilde anlatıyor: “Yemek sırasında yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz, dedim. Hazır bulunan arkadaşlar derhal düşünceme katıldılar. Yemekten kalktık. O dakikadan başlayarak nasıl davranılacağına ilişkin kısa bir program saptadım ve arkadaşları görevlendirdim. O gece birlikte bulunduğum arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet (İnönü) Çankaya’da konuktu. Onunla yalnız kaldıktan sonra bir yasa tasarısı taslağı hazırladık. Bu taslakta, 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa’nın devlet şeklini tespit eden maddelerini şöyle değiştirdim”: Atatürk ve İnönü’nün Anayasa maddeleri üzerinde yaptığı değişiklikler arasında Başbakanın Cumhurbaşkanı tarafından Meclis üyeleri arasından seçilerek atanacağı, Bakanların da Başbakanca yine Meclis üyeleri arasından seçileceği hükümleri de yer alıyordu. VE CUMHURİYET 29 Ekim 1923 sabahı toplanan Parti Meclis Grubu hükümet buhranı üzerinde uzun uzun görüştüğü halde, bir çözüm bulamamıştı. Bunun üzerine Kemalettin Sami Paşa bir önerge vererek, Parti Genel Başkanı olan Atatürk’ün sorunun çözümlenmesi için görevlendirilmesini önerdi. Önerge kabul edildi ve o sırada Çankaya Köşkü’nde bulunan Atatürk, Meclis’e davet edildi. Kürsüye gelen Atatürk gruptan bir saat süre istedi. Bir saatlik bu süre içerisinde Atatürk gerekli bulduğu kişileri Meclis’teki odasına çağırdı. Gece hazırladıkları yasa tasarısını göstererek fikirlerini aldı. Grup saat 13.30 da yeniden toplandı. İlk söz Mustafa Kemal’de idi. Hükümet kurulmasında çekilen güçlükleri dile getiren Atatürk, bunun nedenini “usul” ve “şekil”e bağladıktan sonra Anayasa’nın devletin şeklini belirleyen maddelerine açıklık getirilmesi gerektiğini savundu ve bunun için de bir önergeyle geldiğini söyledi. Ardından da “Cumhuriyet”i getiren önergesini okudu. Birkaç milletvekili Meclis’in Anayasa’yı değiştiremeyeceğini öne sürdüler. Yunus Nadi, bu itirazların haklı olmadığını, Meclis’te bu yetkinin bulunduğunu savundu; Yunus Nadi’yi destekleyenler oldu. Kütahya milletvekili Ragıp Bey zamanın dar olduğunu belirterek, “Kanunların en iyisini olayların ve ihtiyaçların doğurduğunu, önerinin hemen görüşülmesi gerektiğini” söyledi. Adalet Bakanı Seyit Bey de bu görüşü destekledi. Bu sırada hala hükümet buhranının çözümlenmesi işlemini öne almaya çalışanların önerilerde bulundukları görülüyordu. Konya milletvekili Eyüp Sabri Efendi, Atatürk’ü hakem olarak görevlendirdiklerini hatırlattı ve “Hükümeti mizin şekli muhakkak Cumhuriyet olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı. İNÖNÜ’NÜN SÖZLERİ Kürsüye gelen İsmet Paşa ise şunları söyledi: “Parti başkanının önerisini kabule ihtiyaç kesindir. Dünya bizim bir hükümet şekli görüştüğümüzü biliyor. Bu görüşmelerimizi bir sonuca bağlamayıp, bunu ifade etmemek, güçsüzlüğü ve karışıklığı sürdürmekten başka bir şey değildir. Bir tecrübeden söz açayım: Avrupa diplomatları bu konuda beni uyardılar. Devletin başkanı yoktur dediler. Şimdiki şekilde başkan, meclis başkanıdır. Demek ki siz başka bir başkan bekliyorsunuz. Avrupa düşüncesi işte budur. Oysa biz böyle düşünmüyoruz. Millet egemenliğine, mukadderatına fiilen el koymuştur. O halde bunun hukuki ifadesini söylemekten neden çekiniyoruz?” İsmet Paşa, Atatürk’ün önerisinin yasalaşması gerektiğini de belirterek, millete karşı üzerlerine aldıkları sorumluluğun gereklerine göre davranmalarının zorunlu olduğunu söyledi. DOĞAN ÇOCUĞUN ADI İsmet Paşa’dan sonra söz alan tarihçi Abdurrahman Şeref Bey de özetle şöyle dedi: “Hükümet şekillerini saymaya gerek yok. Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur dedikten sonra, kime sorarsanız sorun, bu Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, kimilerine hoş gelmezmiş. Varsın gelmesin...” Abdullah Azmi efendinin “işin önemi ortadadır, görüşmeler devam etsin” şeklindeki itirazlarına rağmen görüşmelerin yeterliliği kabul edildi. Önergenin tümü ve maddeleri birer birer okunarak görüşüldü ve kabul edildi. YAŞASIN CUMHURİYET Önergenin oylanarak kabul edildiği sırada, saat 18.00’i bulmuştu. Grup toplantısı sona erdirilerek, önerge Anayasa Komisyonu’na gönderildi. Komisyon gerekli incelemeyi yaparak tutanağını hazırladı. Bu sırada toplantı halinde olan Büyük Millet Meclisi’nde Başkanlık kürsüsünde oturan İsmet Paşa, Anayasa Komisyonu’nun tasarıyı “Acele görüşülmesi” kaydı ile Meclis’e sevkettiğini bildirdi. Ve tasarı birçok konuşmacının “Yaşasın Cumhuriyet” sözleri arasında Meclis’te kabul edilerek kanunlaştığı sırada saatler 20.30’u gösteriyordu. Sıra Cumhurbaşkanı’nın seçimine gelmişti. Oylar toplanarak sayıldı ve sonuç şöyle açıklandı: “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı için yapılan seçime 158 kişi katılmış, 158 kişi oybirliği ile Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini seçmişlerdir.” Cumhurbaşkanı seçimi sonuçlandığında da saat 20.45’ti... Cumhuriyet ilan edildi ve Cumhurbaşkanlığına Atatürk’ün seçildiği haberi o gece bütün yurda yayıldı. Gece yarısından sonra 101 pare top atılarak, devletin yeni şekli kutlandı. ATATÜRK KÜRSÜDE Cumhuriyetin kabul edilmesi ve Cumhurbaşkanlığına Atatürk’ün seçilmesinden sonra devam eden Meclis toplantısında kürsüye gelen Atatürk şu konuşmayı yaptı: “Saygı değer arkadaşlar! Önemli ve dünya ölçüsünde olağanüstü nitelik taşıyan olaylar karşısında saygın milletimizin uyanıklığına değerli bir belge olan Anayasamızın bazı maddelerinin daha açık hale getirilmesi yolunda özel komisyonca genel kurulunuza sunulan kanun tasarısının kabulü ile Yeni Türkiye Devleti’nin zaten bütün dünyaca bilinen niteliği, uluslararası adıyla anılmış oldu. Bunun doğal gereği olarak bugüne kadar doğrudan doğruya Meclisinizin başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza gördürdüğünüz Cumhurbaşkanlığı görevini yine aynı arkadaşınıza, bana verdiniz. Bu nedenle, şimdiye kadar pek çok kez bana karşı gösterdiğiniz sevgi, içtenlik ve güveni tekrarlayarak yüksek değerbilirliğinizi ispatlamış oldunuz. Genel kurulumuza en içten duygularımla teşekkürlerimi sunarım. Efendiler; Yüzyıllardır haksızlıklara ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk Milleti doğuştan sahip olduğu yeteneklerinden yoksun sayılıyordu. Son yıllarda milletimizin gösterdiği yetenek, ehliyet ve anlayış onu yanlış tanıyanların ne kadar bilgisiz, araştırma yapmaktan uzak ve dış görünüşe aldanan insanlar olduklarını ortaya koydu. Milletimiz sahip olduğu nitelikleri ve neler yapabileceğini hükümetinin yeni ismi ile dünya uygarlığına gösterecektir. Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş dünyada sahip olduğu yere layık olduğunu eserleriyle ispatlayacaktır. Arkadaşlar! Bu yüksek kuruluşu meydana getiren Türk Milletinin son dört yılda kazandığı başarı, bundan sonra da misliyle çoğalmış olarak tekrarlanacaktır. Layık görüldüğüm güvene ve bağlılığa değer olduğumu gösterebilmek için önemli saydığım bir noktayı açıklamak zorundayım: Yüksek kurulunuzun bana yönelttiği güvenin ve desteğin devamını istiyorum. Ancak, bu sayede ve Allah’ın da yardımıyla bana sunduğunuz ve sunacağınız görevleri başarabileceğimi umarım. Daima siz sayın arkadaşlarımın ellerine sıkı sıkıya sarılarak ve onlardan kendimi bir an bile kopmuş görmeyerek çalışacağım. Dayanağım, milletimin güveni ve inancı olacaktır. Hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti, mutlu, başarılı ve güçlü olacaktır.” • MİLLETİN SESİ (Erzurum) Sayı: 12582 * * *