İstanbul bir hafta içinde, Türkiye tarihinin en korkunç ve kanlı terörist saldırılarına sahne olmuştur. 15 Kasım günü Neve Şalom ve Beth İsrael sinagoglarına düzenlenen bombalı intihar saldırılarında 23 kişi can vermiş, 303 kişi ise yaralanmıştır. Bu menfur saldırıların üzüntüsünü yaşadığımız bir sırada bu kere 20 Kasım günü, İstanbul’da, İngiltere Başkonsolosluğu ile HSBC Bankası’nı hedef alan iki ayrı bombalı saldırı daha gerçekleştirilmiştir. Saldırılarda, ilk bilgilere göre, aralarında İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Guy Short’un da yeraldığı 27 kişi hayatını kaybetmiş, 450’den fazla kişi ise yaralanmıştır. Masum sivilleri hedef alan bu eylemler uluslararası toplum tarafından kınanmış, NATO Konseyi ülkemizle dayanışma içinde bulunulduğunu vurgulayan bir açıklamayı 20 Kasım tarihli oturumunda kabul etmiştir. Öte yandan, İstanbul’daki saldırıların yanısıra diğer ülkelerdeki terorist faaliyetlerin de kınandığı bir karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nde oybirliğiyle aynı gün kabul edilmiştir. Ayrıca Avrupa Birliği ile birçok dost ülke de Türkiye ile dayanışma içinde olduklarını açıklamışlardır. İstanbul’da meydana gelen saldırılar, 21. yüzyılda dünya barışına en büyük tehdidi oluşturan terorizmin sınır tanımadığı ve uluslararası toplumun tamamını tehdit ettiği gerçeğini, izleri hafızalardan uzun bir süre silinmeyecek şekilde bir kez daha ortaya koymuştur. Unutulmaması gereken bir gerçek, bu insanlık dışı saldırıların yalnızca Türk halkına değil, insan yaşamına, medeniyete ve insanlığın ortak değerlerine yönelik olduğudur. Hiçbir gerekçeyle haklı gösterilemeyecek olan terörizmle ayrımcılık yapılmadan mücadele edilmesi gerekmektedir. Uluslararası toplumun, terörün nelere mal olabileceğini anlayabilmesi için böylesine korkunç bir bedel daha ödenmek durumunda kalınmış olması gerçekten üzüntü vericidir. İstanbul’da gerçekleştirilen saldırılar, uluslararası terörizme karşı sürdürülen mücadelenin henüz kazanılmadığını da göstermektedir. Dünya milletlerinin, bir insanlık suçu olan ve din, dil, ideoloji veya milliyet farkı gözetmeyen terörizme karşı acilen etkin bir işbirliği içerisine girmeleri ve ortak politikalar belirlemeleri elzemdir. Uzun yıllar boyunca terör eylemlerinde onbinlerce vatandaşını yitiren ve çok büyük maddi zarara uğrayan Türkiye, terörün her türüyle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemini sürekli vurgulaya gelmiştir. Türkiye’nin bu yöndeki çağrısının haklılığı her vesileyle ortaya çıkmaktadır. Türkiye bu konuda üzerine düşeni yapmaya ve terörizmle mücadelesini etkin bir şekilde sürdürmeye kararlıdır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül saldırılardan sonra yaptıkları açıklamalarda, Türkiye’nin teröre baş eğmeyeceğini ve terörle mücadelede kararlılığının devam edeceğini vurgularken uluslararası toplumu da teröre karşı süratle işbirliğine davet etmişlerdir. En temel insan hakkı olan yaşam hakkını ihlal eden terörizmle mücadele kazanılmadan dünyada barış ve istikrarın tam olarak tesisi mümkün değildir. Bu mücadele, tüm devletler için bir sorumluluk teşkil etmektedir. Türkiye, hedef olduğu bu menfur saldırıların, terörizm belasıyla mücadelede uluslararası toplumu daha fazla güçbirliği yapmaya sevkedeceğini ümid etmektedir.